1. Dünya Savaşından sonra İstanbul’un işgali döneminde Ayasofya’da yaşanan olay çok ibretliktir. İşgalci emperyalist kuvvetler, bir Fransız taburunu Ayasofya’ya gönderir. Camiyi teslim almak üzere gelen Fransız askerleri beklemedikleri bir durumla karşılaşır. Caminin girişinde kendilerini, sağına soluna mevzilenmiş, iki ağır makineli tüfek olduğu halde Binbaşı Tevfik Bey bekliyordu. Fransızlar ne yapacaklarını şaşırdılar. Fransız komutan “Burayı boşaltıp bize teslim etmeniz size emredilmedi mi?” diyerek şaşkınlığını dile getirince, Harbiye Nezaretinden alınan emirlere rağmen, Tevfik Bey camiyi teslim etmeyeceğini söyledi ve gür sesiyle Fransızlara şöyle haykırdı. “Burası benim mukaddes mabedimdir. Ben bir askerim. Bir asker olduğum için de sizi, ben sağ olduğum sürece bu kapıdan geçirmeyeceğim. En büyük âmir olan vicdanımdan aldığım emirle sizi buraya sokmayacağım. Şayet cebren girmeye teşebbüs edecek olursanız, işte size ilk cevap verecek olan ağır makineliler. Eğer bunlar maksadı temin etmezse caminin dört köşesine kâfi miktarda tahrip kalıbı yerleştirdim. Her şeye rağmen teşebbüsünüzde ısrar ederseniz, bu koca mabet bu taburun üzerine çökecektir ve siz bu mabede giremeyeceksiniz.” Böylece Fransız taburu amaçlarına ulaşamaz ve geldikleri gibi geri dönerler. Ayasofya işgal edilemez.
AYASOFYA YENİDEN CAMİ OLMADAN ÖNCE
Bu uğurda canını ortaya koyan Tevfik Bey’in emekleri maalesef boşa gitmiş gözüküyor. İstanbul 1453'te fethedildiğinde, şehrin en büyük kilisesi olan Ayasofya, camiye dönüştürüldü. O günlerde Ayasofya, İstanbul'un fethinin simgesi sayılırdı. Öyle ki imamlar, eskiden Cuma ve bayram hutbelerine kılıç kuşanarak çıkar ve zafer alameti olarak gümüş tel takardı. İsmine de Büyük Fetih Camisi denilirdi. Bir namus meselesi ve egemenlik göstergesiydi. Fatih Sultan Mehmet de bu duygularla fetihten sonra Ayasofya ve çevresini bizzat kendisi satın alarak vakıf haline getirmişti. Biri Türkçe diğeri Arapça olmak üzere yazdırdığı vakfiyede; “Kim ki batıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya vakfın değiştirilmesi ve iptali için gayret gösterirse, vakfın ortadan kalkmasına veya maksat ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kast ederse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerlerine olsun. Ebediyen cehennemde kalsınlar. Onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebediyen merhamet olunmasın.” diyerek sonraki nesillere vasiyette bulunmuştur.
Buna karşılık Hıristiyan âlemi bu durumu bir türlü hazmedemedi. Asırlarca Ayasofya'nın tekrar kilise olması için uğraştılar. En nihayet 1934 yılında hedeflerine tam olmasa da kısmen ulaştılar. İslam dünyasının en büyük mabetlerinden birisi ve İstanbul'un fethinin simgesi olan Büyük Fetih (Ayasofya) Camii, 916 yıl kilise, 481 yıl cami olmuş, 1934’ten bu yana da müze olarak kullanılmaya başlanmıştı. 1923'te cumhuriyetin ilanından sonra cami olarak kullanılmaya devam etse de, Ayasofya 1931'de kapatıldı. Bakanlar Kurulunun 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla cami vasfından çıkarılarak müzeye çevrildi. Nihayet 86 yıl aradan sonra Danıştay 10. Dairesi Ayasofya'nın müze statüsünü belirleyen 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını oy birliğiyle iptal etti. Mesele 10 Temmuz 2020'de karara bağlanırken, Ayasofya Meydanı'nda toplanan vatandaşlar tarafından sevinçle karşılandı. Aynı gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ayasofya'nın yeniden ibadete açılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ni imzaladı. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle birlikte Ayasofya'nın Diyanet İşleri Başkanlığına devredilmesine ve cami olarak hizmet vermesine karar verildi. Söz konusu karar, Resmi Gazete'nin aynı gün yayımlanan mükerrer sayısında yer aldı. 86 yıl aradan sonra 24 Temmuz 2020'de kılınan cuma namazıyla yeniden ibadete açıldı.
AYASOFYA NEDEN MÜZE YAPILDI?
Ayasofya'nın müze yapılması oyunları Abdülmecid Han zamanında başlıyor. Caminin restorasyonu maksadıyla Fossati görevlendirilir. İş bitince ortaya ilginç bir durum çıkmıştır. Fossati Ayasofya'yı cami, kilise, anıt şeklinde düzenler. Müzeleştirme gayretlerindeki ikinci adım da Byzantine Institute of America denen Amerikan Bizans Enstitüsü'nün 1931 yılındaki restore çalışmasıdır. Thomas Whittemore’lu ekip Ayasofya'nın mozaiklerini onarmak ve incelemek için 1931 tarihinde resmi izin aldı. Bu karar, mabedin müzeye çevrilmesine giden sürecin başlangıcı oldu. Devamında ise gizli plan yürürlüğe konuldu. Cami restore edilirken, ibadet için gelenlerden dolayı çalışmaların aksaması bahane gösterilerek, cami geçici olarak ibadete kapatıldı. Tabi ki bir daha da açılmadı.
1934’e gelindiğinde ise neler olduğunu, 3.Cumhurbaşkanı Celal Bayar bakın nasıl ifade ediyor? Anlattığına göre Ayasofya, halen tartışmalı olan bir kararnameyle, Balkan Paktı'nda Yunanlılara jest olsun diye siyasi bir kararla, müzeye çevrilmiş.
Bayar, Atatürk'e gelir. Yunan Başbakanı'nın Atina'da kendisine, Balkan Paktı'na kabul edilebilmemiz için Ayasofya konusunu açtığını ve “Kamuoyunu memnun edecek bir ortam doğsa, belki bundan yararlanıp bir şeyler yapılabilir.” dediğini aktarır. Ne kadar ilginç değil mi? Günümüzdeki Avrupa Birliği isteklerini, pek çok alanda, sırf Avrupalı olmak için verdiğimiz tavizleri hatırlatıyor.
Ne yazık ki Sultan Süleyman zamanında başlayan bu tavizler, yüzyıllarca devam ede gelmiş ve her masaya oturuşta perde ardında gizli hesaplar yapılmıştır. Maalesef ki Devlet adamlarımız da kimi hainliğinden, kimisi cahilliğinden, kimisi de çaresizliğinden bu oyunlara çanak tutmuştur. İşte yine bunlardan birisi ile karşı karşıyayız. Bayar, taviz istediklerini söyleyince Atatürk de ona şöyle cevap verir: “Az önce, Vakıflar Genel Müdürü buradaydı. Ayasofya Camii'ni tamir edecek para bulamıyorlar. Bugünkü hali ile harap ve bakımsız. Hatta mezbelelik. Ayasofya'yı müze yapsak, hem harabiyetten kurtarsak, hem Yunanlılara bir jest yapsak. Balkan Paktı'nı kurtarabilir miyiz? Öyleyse yapalım.” Bayar bu konuşma sonrasında, Ayasofya Camii'nin müze haline dönüştürülme sürecinin başladığını belirtmiştir.
Ne kadar acı, ne kadar üzücü bir karar. Allah hem baş gözümüzü, hem de gönül gözümüzü açsın ve bizleri ferasetli kılsın. Yolundan ayırmasın. Ayırmasın da hem batıla hem de batıya hizmet edenlerin oyunlarına kapılıp, yok olmayalım.
Hepinize sevgi ve saygılarımı yolluyorum. Şimdilik hoşça kalın ve elbette ki uyanık kalın. Sevgi ışığınız, kalbiniz rehberiniz olsun.
Haftaya; “Ayasofya Camii sahte imza ile mi müze oldu?”
Kudret Uğurlu Eminsoy
