Fatih Sultan KAR


BİR FUTBOL EFSANESİ ŞENOL BİROL'UN ARDINDAN

Adına slo­gan­lar ya­pıl­mış­tı. Rize’de fut­bo­la baş­la­mış, Sa­rı­yer’de ken­di­ni gös­ter­miş, Be­şik­taş’ta bü­yü­müş, Fe­ner­bah­çe’de dev­leş­miş­ti. Lef­ter’in kıs­kan­dı­ğı, Tur­gay Şeren’in kork­tu­ğu fut­bol­cuy­du o.


    Be­şik­taş ve Fe­ner­bah­çe’nin baş­kan­la­rı onu trans­fer ede­bil­mek için renk­le­ri­ne kat­mak için ya­rı­şır­lar­dı. Top ceza sa­ha­sın­da onun aya­ğı­na geldi mi, ta­be­la­cı­lar da ta­be­la­yı de­ğiş­tir­mek için ha­zır­la­nır­dı. Öy­le­si­ne bir ef­sa­ne ha­li­ne gel­miş­ti ki yeni doğan ço­cuk­la­ra onun adı ve­ri­li­yor­du. Ga­ze­te­ler spor say­fa­la­rın­da onu man­şet ya­pı­yor. Ünlü ya­pım­cı­lar pe­şin­den ko­şu­yor, adına çe­ki­len film­de baş­ro­lü Fatma Girik ile pay­la­şı­yor­du. Fut­bol ta­ri­hi­ne adını altın harf­ler­le yaz­dı­ran Şenol Birol ağa­be­yi­mi­zin ve­fa­tı­nı büyük bir üzün­tüy­le öğ­ren­dik. Ve­fa­tın­dan yıl­lar­ca önce ken­di­siy­le yap­tı­ğım söy­le­şi­yi siz­ler­le pay­la­şı­yo­rum
BA­BA­MIN MES­LEĞİ GEREĞİ TÜRKİYE’Yİ DO­LAŞ­TIK
    Şenol Birol ismi bir ku­şa­ğın ha­fı­za­sın­da bütün gü­zel­li­ğiy­le du­ru­yor. Biz de araş­tır­ma­la­rı­mız­dan do­la­yı sizi çok iyi ta­nı­yo­ruz. Yine de Şenol Birol’u sizin ağ­zı­nız­dan din­le­mek is­te­riz... Polis me­mu­ru Meh­met Birol ile ev ha­nı­mı Se­ba­hat Birol’un ço­cu­ğu ola­rak 1937 yı­lın­da doğ­dum. Annem ve babam, sı­ra­sı ile bir kız bir erkek çocuk sa­hi­bi ol­duk­la­rın­dan ağa­be­yim­den sonra benim de kız ola­ca­ğı­mı dü­şü­nü­yor­lar­dı. Ninem an­ne­me ‘gelin sen yine kız do­ğu­ra­cak­sın’ diyor. Aman ne ede­ce­ğiz kızı diye ta­kı­lı­yor­muş. Tabii ben dün­ya­ya ge­lin­ce ninem de çok se­vi­ni­yor. O sı­ra­lar Şe­bin­ka­ra­hi­sar’da bu­lu­nu­yor­duk. Ba­ba­mın mes­le­ğin­den do­la­yı Yoz­gat, Yer­köy, Trab­zon, Çan­kı­rı, Zon­gul­dak gibi ül­ke­mi­zin bir­çok ye­ri­ni do­laş­tık. Üç erkek iki bayan olmak üzere beş­kar­de­şiz. Fut­bol­cu­lu­ğum dö­ne­min­de de Ame­ri­ka’yı, Ka­na­da’yı, İrlan­da’yı, bütün Av­ru­pa ül­ke­le­ri­ni, İran’ı, Irak’ı, Su­ri­ye’yi, İsrail’i gör­düm.
ÇOCUK GEL BU­RA­YA
    Fut­bol­la nasıl ta­nış­tı­nız? Fut­bol­la Çan­kı­rı’da ta­nış­tım. Bu­ra­da Genç­ler­bir­li­ği, Gü­neşs­por ve Har­bi­ye isim­li fut­bol ta­kım­la­rı vardı. Har­bi­ye’de oku­yan­lar aynı za­man­da ta­kım­da spor ya­pı­yor­lar ve bir sene eği­tim gör­dük­ten sonra or­du­ya gi­ri­yor­lar­dı. Orada fut­bol oy­na­yan­lar 20-25 yaş­la­rın­day­ken ben 12 ya­şın­day­dım. Onlar maç ya­par­ken ben de hafta son­la­rı gidip kale ar­ka­sın­da gelen top­la­ra vu­rur­dum. Bun­dan büyük keyif alır­dım. Yine böyle bir hafta sonu Har­bi­ye fut­bol ta­kı­mı­nın kap­ta­nı Sefer be­nim­le il­gi­len­di. ‘Çocuk gel bu­ra­ya’ dedi. ‘Git forma giy gel, bugün sen de oy­na­ya­cak­sın’ Çok şa­şır­dım, daha kü­çük­tüm ama oy­na­mak da is­ti­yor­dum. Hemen so­yun­ma oda­sı­na git­tim. Mal­ze­me­ci yaşlı bir am­cay­dı. Yü­zü­me şaş­kın­lık­la ba­ka­rak, ‘Ne ya­pa­cak­sın mal­ze­me­yi? Ufa­cık ço­cuk­sun...’ dedi. Neyse Sefer ağa­be­yin se­la­mıy­la aldım mal­ze­me­yi ve sa­ha­ya çık­tım. Maçı 3-0 aldık. Gol­le­rin üçünü de ben attım. Maç son­ra­sı Sefer ağa­bey, ‘Ben de­me­dim mi sen çok büyük bir fut­bol­cu ola­cak­sın diye. Ba­ba­na söyle seni büyük kent­le­re gö­tür­sün’ dedi. İlk tek­li­fi orada aldım. Sonra Zon­gul­dak’a git­tik. İdman­da beni be­ğe­ne­rek ku­lü­be ça­ğır­dı­lar. Orada bir yö­ne­ti­ci bana, ‘Sen misin ço­cuk­la­ra o hoş ça­lım­la­rı atan?’ diye sordu. Kar­şı­ma kim çı­kar­sa ba­sı­yor­dum ça­lı­mı. Topu aya­ğım­dan ala­mı­yor­lar­dı. Zon­gul­dak Ki­lim­lis­por’da oy­na­ma­mı tek­lif et­ti­ler, ama yaşım küçük ol­du­ğun­dan li­sans çık­mı­yor­du. Bir yo­lu­nu bulup çı­kar­dı­lar li­san­sı. O sı­ra­da babam emek­li oldu, aile Rize’ye döndü. Ba­ba­mın fut­bol sev­gi­si benim bu yolda iler­le­me­mi sağ­la­dı. O da ço­cuk­lu­ğun­da zor ko­şul­lar­da fut­bol oy­nar­mış.
RİZE’DE FUT­BOL OY­NA­YA­CAK SAHA YOKTU
    Rize’ye git­ti­ği­niz­de nasıl bir tab­loy­la kar­şı­laş­tı­nız? Biz Rize’nin zor dö­nem­le­ri­ni ya­şa­mış in­san­la­rız. İkinci dünya harbi sı­ra­sın­da 8-10 yaş­la­rın­day­dım. Rize’de kor­kunç bir fa­kir­lik vardı. Para pul yoktu. Bir ekmek ala­bi­len adama ma­şal­lah de­nir­di. Bu ko­şul­lar al­tın­da bile fut­bol oy­na­mak için uğraş ve­ri­yor­du. 1953 yı­lın­da Rize’ye dön­dü­ğü­müz­de fut­bol oy­na­ya­cak saha, mal­ze­me, fut­bol topu, forma so­ru­nu çok bü­yük­tü. Temel ağa­be­yi­min yalın ayık gelip sa­ha­da ant­ren­man yap­tı­ğı­nı bugün gibi ha­tır­la­rım. Bi­zim­le be­ra­ber takır tukur oy­nar­dı. Hiç kork­maz­dı. Bugün ayak­ka­bı­lı fut­bol­cuy­la yalın ayak bir oyun­cu ka­pı­şa­bi­lir mi? Ağa­be­yi­min çok güzel bir ana­to­mik ya­pı­sı vardı. Topa çok güzel vu­rur­du.
GÜ­NEŞS­POR BİR OKUL­DU
    Gü­neşs­por’un kad­ro­sun­da kim­ler vardı? Şem­set­tin Çepni Baş­ka­nı­mız­dı. O bam­baş­ka bir adam­dı. Rize’ye çok hiz­met­le­ri ol­muş­tur. Ka­le­miz­de Meh­met Salih Şam­lı­oğ­lu idi, sa­vun­ma­da Lütfi De­ve­ci, or­ta­da Musa Dal santr­for oy­nar­dı. Beni çok se­ver­di. Ta­kı­mın yaş or­ta­la­ma­sı 30’du, bense 14 ya­şın­day­dım. Orada or­ta­ya koy­du­ğum fut­bol­la ye­ri­mi aldım. Gü­neşs­por’da dört yıl fut­bol oy­na­dım. Son sene beni üzen bir olay ya­şan­dı. Fener Genç­lik ile yap­tı­ğı­mız kar­şı­laş­ma 0 – 0 devam eder­ken çıkan olay­la hiç ilgim ol­ma­ma­sı­na kar­şın beni de olaya dahil et­ti­ler. Tun­cay Ma­ta­ra­cı Trab­zon’a, Murat Kum­ba­sar Kars’a ben de Art­vin’e sü­rül­düm. Hal­bu­ki olay­la uzak­tan ya­kın­dan ilgim yoktu.
FUT­BOL TO­PUN­DAN ISLIK SESİ ÇI­KA­RAN ADAM
    Size has bir topa vuruş sti­li­niz vardı. Bu stili o za­man­lar kul­la­nı­yor muy­du­nuz? Top­la­ra çok iyi vu­ru­yor­dum, evet ama is­te­di­ğim gibi ses çak­mı­yor­du. Oysa topa öyle vu­ra­cak­sın ki rakip ka­le­ye gi­der­ken ıslık çal­ma­lı. 1954 yı­lın­da Er­zu­rum’a maça git­tik. Ka­le­gü­cü’nde bir fut­bol­cu var. Topa öyle vu­ru­yor­ki top şşşşt, şşşt diye ses çı­ka­rı­yor. İki ma­çı­nı iz­le­dim. Topla ara­sın­da an­la­tıl­maz bir yak­la­şım ol­du­ğu­nu gör­düm. Topa türlü şe­kil­ler­de vu­ra­bi­lir­sin. Aya­ğı­nın içiy­le, dı­şıy­la, içiy­le, dı­şıy­la, bi­lek­le, dizle, kal­çay­la, ka­fay­la... Du­ra­rak, ko­şa­rak, uça­rak... Bir sürü stil var. Rize’de sa­hil­de bir kanal vardı o za­man­lar. Orada birer kale yap­tım, nu­ma­ra­lan­dır­dım. Üst vuruş ça­lı­şı­yo­rum. Onbir ay aynı şeyi yap­tım. Bu kadar sü­re­de insan bık­maz mı? Ben bık­ma­dım. Ve topta ara­dı­ğım sesi bul­dum.
ŞİMDİ SEN GÖR­SÜN DEDİM VE TOPA GERİLDİM
    Daha son­ra­ki dönem Gü­neşs­por fut­bol ta­kı­mı ile Ordu’ya git­tik. Grup maç­la­rın­da­ki ba­şa­rı­lar­dan sonra dö­nüş­te Trab­zon’a uğ­ra­dık. Bir te­le­fon geldi, Sa­rı­yers­por’dan. ‘Atla bir tak­si­ye hemen gel’ di­yor­lar­dı. Sa­rı­yer o zaman bi­rin­ci ligde. Po­pü­ler bir takım. Sa­rı­yer’le yap­tı­ğı­mız maçı 3-2 kay­bet­tik. O maçla il­gi­li bir anımı hiç unut­mam. Ser­best vuruş ata­ca­ğım. Topu ceza sa­ha­sı­nın kö­şe­si­ne koy­dum. Baraj ya­pı­lır­ken ka­le­ci oyun­cu­la­ra ba­ğır­dı. ‘Kal­dı­rın ba­ra­jı, ora­dan gol ata­maz’ diye. Bu söz beni daha da hırs­lan­dır­dı. ‘Sen şimdi gö­rür­sün gü­nü­nü’ dedim ve topa ge­ril­dim. Top tam dok­san­dan di­rek­le be­ra­ber içeri girdi ve gol oldu. Ka­le­ci öyle ba­ka­kal­dı. Pazar günü bir kez daha kar­şı­laş­tık Sa­rı­yer’le. Yen­dik.
VER ELİNİ SA­RI­YER…
    Sa­rı­yer’e gi­der­ken duy­gu­la­rı­nız na­sıl­dı, neler his­se­di­yor­du­nuz? Sa­rı­yers­por çok iyi bir ta­kım­dı. Ku­lü­bün ka­fi­le baş­ka­nı Fran­sa’da tah­sil gör­müş kül­tür­lü bir in­san­dı. Bana ‘Ev­la­dım seni çok be­ğen­dik, Sa­rı­yer’e ala­ca­ğız, ne zaman ge­lir­sin?’ diye sordu. Üni­ver­si­te­ye baş­la­ya­ca­ğı­mı söy­le­dim. Art­vin Li­se­si’ni bi­tir­dik­ten sonra, İkti­sat Fa­kül­te­si için İstan­bul’a git­tim. Bak­tım ki beş yö­ne­ti­ci li­man­da beni bek­li­yor. Alıp Sa­rı­yers­por’a gö­tür­dü­ler. Bana ‘söz­leş­me­yi üç se­ne­lik mi, yoksa beş se­ne­lik mi ya­pa­lım?’ diye sor­du­lar. ‘Bir se­ne­lik söz­leş­me ya­pa­rım, on bin lira da para alı­rım. Beş bin lira falan di­yor­su­nuz. Ben beş bin li­ra­yı Rize’de ama­tör­ken aldım.’ dedim. İstan­bul Üni­ver­si­te­si’nin kar­şı­sın­da İzzet Akçal’ların Beyaz Saray’ı vardı. Orada ka­lı­yor­dum. Ar­ka­daş­la­rım ara­sın­da Yıl­maz Ara­yı­cı’nın kar­de­şi, Rize’nin kül­tür dün­ya­sın­da­ki dev ismi Oktay Ara­yı­cı vardı. Onu çok se­ver­dim. O Rize Gücü ka­le­si­ni ko­rur­ken bir maçta Gü­neşs­por’a 9-0 ye­nil­di­ler. 6 golü ben attım. Er­te­si gün okul­da­yız. Bana ‘sen benim fut­bol ha­ya­tı­ma son ver­din’ dedi. Sa­rı­yers­por’a ge­lir­ken sem­tin ye­ri­ni bile bil­mi­yo­rum. Kendi ken­di­me ya kötü bir mu­hit­se, hele deniz gör­mü­yor­sa ne ya­pa­ca­ğım di­yo­rum. Fakat ne kadar şans­lıy­mı­şım ki İstan­bul’un en güzel sem­ti­ne gel­mi­şim. Bo­ğa­zın içe­ri­sin­de ha­ri­ka bir yer. Son­ra­ki yıl­lar­da çok güzel anı­la­rı­ma mekan oldu. Sa­rı­yer’de in­san­lar beni çok sevdi, tuttu. Bir gün ba­lık­çı­lık yapan üç Sa­rı­yer­li soh­bet için beni tek­ne­le­ri­ne ça­ğır­dı­lar. Adam­lar hep ba­lık­tan de­niz­den bah­se­di­yor­lar, ben an­la­mı­yo­rum. Daha sonra de­niz­ci­lik­le, ba­lık­çı­lık­la il­gi­li ki­tap­lar aldım, oku­dum. Geniş bilgi sa­hi­bi oldum. Tek­rar ba­lık­çı­la­rın ya­nı­na git­ti­ğim­de an­lat­tık­la­rım kar­şı­sın­da şok ol­du­lar. Sür­me­ne­li ve Ak­ça­abat­lı olan ba­lık­çı­lar, ‘yahu dedi sen bizi geç­miş­sin’ de­di­ler.
GOL KRALI ŞENOL BİROL
    İlk gol kral­lı­ğı­nı Sa­rı­yers­por’da mı ya­şı­dı­nız? Bir dizi maç yap­mak için Sa­rı­yers­por ile Bursa’ya git­miş­tik. Bu­ra­da ser­gi­le­di­ğim fut­bo­lu gören yö­ne­ti­ci­ler bana ba­kı­yor, fıs fıs ko­nu­şu­yor­lar­dı. Sür­me­ne kö­ken­li Kemal, Se­la­hat­tin ve Yusuf Yarar isim­li üç kar­deş vardı. Se­la­hat­tin Yarar kulüp baş­kan­lı­ğı gö­re­vi­ni yü­rü­tü­yor­du. ‘Bir sene için on bin li­ra­ya imza ata­rım, başka türlü olmaz’ dedim. O zaman Se­la­hat­tin ağa­bey güldü ve ne dedi bi­li­yor musun? ‘Seni bizde bı­rak­maz­lar. Sende ge­lecek var’ dedi. O sezon Sa­ri­yers­por’da 29 golle gol kralı oldum . Ben Be­şik­taş’ta oy­nar­ken Rize’den ar­ka­da­şım olan Sü­rey­ya Saraç, Sa­rı­yers­por’a trans­fer oldu. Ken­di­si çok değer ver­di­ğim bir in­san­dır. Sa­rı­yer fi­zi­ki hali, gö­rü­nü­mü ve in­san­la­rı ile Ka­ra­de­niz’i an­dı­rır. Mekan ola­rak da çok sev­di­ğim Sa­rı­yer, ya­şan­tım­da özel bir yere sa­hip­tir.
BİROL’LA DOST­LU­ĞU­MUZ MORA ADASI’NDA BAŞ­LA­DI
    Birol Peker ile uzun yıl­lar sü­recek dost­lu­ğu­nuz bir Av­ru­pa tur­ne­siy­le baş­la­mış. İlk kez ne­re­de kar­şı­laş­tı­nız? Sa­rı­yers­por for­ma­sı al­tın­da 2. İstan­bul kar­ma­sı­na se­çil­miş­tim. 1958 yı­lın­da bir dizi maç için Av­ru­pa tu­ru­na çık­mış­tık. Ka­le­de İhsan isim­li ar­ka­da­şım var. Mora ya­rı­ma­da­sın­da ka­ra­ya çı­ka­ca­ğız. Ora­dan da Atina’ya ge­ce­ce­ğiz. Atina’ya in­di­ği­miz­de on beş da­ki­ka­da pa­sa­port kont­ro­lün­den geç­tik. Gö­rev­li­ler­den biri ‘Mr. Birol’ diye ses­len­di. Birol, ‘bu­yu­run’ diye döndü. Ya­ban­cı ül­ke­ler­de in­san­la­ra so­ya­dı ile ses­le­nil­di­ği için as­lın­da beni ça­ğı­rı­yor­lar­dı. Du­ru­mu ken­di­si­ne izah ettim. Yıl­lar­ca sü­recek dost­lu­ğun te­mel­le­ri, bu şe­kil­de, Mora ya­rı­ma­da­sın­da atıl­dı. O sı­ra­lar henüz Tür­ki­ye’de te­le­viz­yon yok. Akşam ye­me­ğin­de te­le­viz­yo­nu gö­rün­ce he­pi­mi­zin ağzı bir karış açık, iz­le­dik. İnsan­lar da şaş­kın­lık­la bize baktı. Al­man­ya’da Ahn ken­ti­ne git­tik. Bir üni­ver­si­te kenti. İlk defa gece ma­çı­na çı­kı­yo­rum. Ref­lek­tör, çim saha, fark­lı bir at­mos­fer. Ha­ri­ka bir fut­bol oy­na­dım. Atı­ğım golle maçı 1-0 ka­zan­dık. Er­te­si gün de­di­ler bir adam seni arı­yor. Biraz Fran­sız­cam var. Ko­nuş­tuk. ‘Ben bu­ra­ya maç bağ­la­ma­ya, fut­bol­cu iz­le­me­ye gel­dim. Gece oy­na­dı­ğı­nız maçı sey­ret­tim. 9 nu­ma­ra sen değil misin? Seni çok be­ğen­dim, Bri­zil­ya’ya gö­tü­re­ce­ğim’ dedi. Beni Bre­zil­ya’ya gö­tü­recek ve ben­den para ka­za­na­cak. ‘Ben öğ­ren­ci­yim, ge­le­mem’ dedim. Hep biz on­lar­dan fut­bol­cu alı­rız değil mi? Bunun tersi ya­şan­tı o za­man­lar. Av­ru­pa tur­ne­miz bir ay sürdü.
BEŞİKTAŞ’TA OY­NA­MAK ONUR VERİCİ
    Bu tur es­na­sın­da ser­gi­le­di­ği­niz fut­bol mu size Be­şik­taş’ın ka­pı­la­rı­nı açtı? Evet. Tur­nu­va­da bi­zim­le bir­lik­te gelen yö­ne­ti­ci­ler­den biri de Be­şik­taş’ın sem­bol ismi Baba Hakkı idi. Fut­bol­cu­yu çok se­ver­di. O dö­nem­ler bir de Rize’nin Pazar il­çe­sin­den Nazmi Ökten vardı. İki - üç ma­çı­mı sey­ret­miş­ler. ‘Bu ço­cu­ğu ala­cak­sı­nız’ de­miş­ler. Daha sonra Faruk Sağ­nak ile kar­şı­laş­tım. Birol’un da Bey­ler­be­yi’nden Be­şik­taş’a trans­fer ola­ca­ğı­nı ondan öğ­ren­dim. Ni­şan­ta­şı’nda bir ku­lüp­te Faruk Sağ­nak ile otur­duk, ko­nu­şu­yo­ruz. Faruk ağa­bey ‘Be­şi­taş'tan ne kadar trans­fer üc­re­ti talep edi­yor­sun?’ dedi. ‘Para mühim değil, Be­şik­taş gibi bir ku­lüp­te oy­na­mak benim için büyük gu­rur­dur’ dedim. Çok ho­şu­na gitti. So­nun­da 60 bin li­ra­ya Be­şik­taş’a geç­tim. 1959 yı­lın­dan söz et­ti­ği­mi dü­şü­nür­se­niz 60 bin lira çok büyük para o za­man­lar. Sonra kalk­tım, Rize'ye gel­dim. Aile­me, ya­kın­la­rı­ma maddi yar­dım­da bu­lun­dum. 8 bin lira har­ca­dım. Ak­lı­ma bir cin­lik geldi. İstan­bul'a dön­dü­ğüm­de Be­şik­taş Ku­lü­bü'ne git­tim. ‘Hü­se­yin ben­den 10 bin lira fazla para almış, böyle olmaz’ dedim. Bir çek yaz­dı­lar ‘al oğlum’ de­di­ler. Rize'de 8 bin lira har­ca­mış­tım, ama ku­lüp­ten al­dı­ğım 10 bin lira çek sa­ye­sin­de bunu faz­la­sıy­la te­la­fi et­miş­tim.
ŞİVEMLE ALAY EDEN­LE­RE FUT­BO­LUM­LA CEVAP VERDİM
    Be­şik­taş’ta ilk gün­le­ri­niz nasıl ge­çi­yor­du? Be­şik­taş’a henüz yeni trans­fer ol­muş­tum. En­te­re­san bir olay­la kar­şı­laş­tım. Yeni se­zo­na ha­zır­lık ça­lış­ma­sı ya­pı­yo­ruz. Şim­di­ki gibi An­tal­ya’ya gi­decek im­kan­lar yok. Ça­lış­ma­la­rı Şeref ve İnönü stad­la­rın­da ya­pı­yo­ruz. Sol bekte oy­na­yan Münir diye bir çocuk vardı. Münir iyi oyun­cuy­du ama zaman zaman cins dav­ra­nış­la­rı vardı. Beni gör­dü­ğü zaman sözde Rize şi­ve­si ile alay ede­rek ‘ce­li­yi­rum, ci­de­yi­rum’ şek­lin­de alay­lı söz­ler­le ta­kı­lı­yor­du. Kendi ken­di­me ‘maç­lar baş­la­sın ben sana ce­li­yi­rum, ci­de­yi­ru­mu, han­ya­yı kon­ya­yı gös­te­ri­rim’ dedim. Maç­lar baş­la­dı. Fut­bo­lum­la ta­raf­tar­la­rın göz­de­si oldum. Peş peşe gol­le­ri sı­ra­la­dım. Ta­kım­da rüş­tü­mü is­pat­la­dım. Bu adama ce­va­bı­nı ver­me­nin sı­ra­sı geldi dedim. Bir idman son­ra­sı te­sis­le­re gi­di­yo­ruz. Münir’i ya­nı­ma ça­ğır­dım. ‘İnsan­la­rın şi­ve­le­ri ile uğ­ra­şır­ken ay­na­ya bak, ama­cın beni üzmek mi? Böyle devam eder­sen ba­şı­na bela alır­sın’ dedim. Bu ko­nuş­mam et­ki­li oldu ve ha­ta­sı­nı an­la­dı. Za­man­la en iyi ar­ka­da­şım oldu. Oyun­cu ola­rak çok iyi bir oyun­cuy­du. Fut­bol ha­ya­tım­da çok şey ya­şa­dım, çok şey öğ­ren­dim. Be­şik­taş’ta şam­pi­yon ol­du­ğu­muz sene mü­kem­mel bir hava ya­ka­la­mış­tık. Ta­kım­la ye­di­ği­miz, iç­ti­ği­miz ayrı git­mi­yor­du. Soh­bet­le­ri­miz de... Her şeyi bir­lik­te ya­şa­yan bir ta­kım­dık. Böyle bir gücü hiç­bir kuv­vet yı­ka­maz.
ŞENOL BİROL GOL SLO­GA­NI DO­ĞU­YOR
    Her ta­raf­ta Be­şik­taş değil de iki kişi ön plana çı­kı­yor. Şenol Birol... Be­şik­taş’ta ön plana çıkan hep ben olu­yor­dum. Fut­bo­lun ya­nın­da se­yir­ci başka me­zi­yet­ler de bek­li­yor fut­bol­cu­dan. Bu me­zi­yet­ler bende de var. Hasta Be­şik­taş­lı bir ta­raf­tar vardı. Bize Şenol, Birol gol at­tık­tan sonra sır­tı­mız yere gel­mez di­yor­du. Kısa bir zaman sonra bak­tık “Şenol, Birol Gol” slo­ga­nı bütün ta­raf­ta­rın ağ­zın­day­dı. Fe­ner­bah­çe’ye ge­çin­ce slo­gan da artık Fe­ner­bah­çe ta­raf­ta­rı­nın göz­de­si ol­muş­tu. As­lın­da biz trans­fer olur­ken az para al­mı­şız. Şenol Birol Gol slo­ga­nı için ay­rı­ca para al­ma­lıy­dık.
ŞUT­LA­RIY­LA NAM SALDI
    Be­şik­taş’ta ilk se­zon­da şam­pi­yon ol­du­nuz... Be­şik­taş’ta ilk se­zo­num­da 19 gol attım. 20 gol atan Arif’ten sonra en çok gol atan oldum. Arif çok iyi bir fut­bol­cuy­du. Ama isim ola­rak fazla bi­lin­mez. Tabii ki o for­mas­yon seni gö­tü­rü­yor bir yere kadar. Ama iyi his­se­de­bi­lir­sen bunu, kon­dis­yo­nu­nu des­tek­ler­sin ve ka­lı­cı olur­sun. Arif bunu ba­şa­ra­ma­dı.
    Bir yıl oy­na­dı. Sonra fut­bo­lu bı­rak­tı. Tur­gay Şeren’in özel­li­ği ken­di­si­ne çok yakın oy­na­yan ra­kip­ler­den çe­kin­me­si­dir. Ben de bir iki maçta ona çok yakın oy­na­dım. Tür­ki­ye’de şut­la­rı ve vu­ru­şuy­la nam salan iki adam­dan bi­ri­yim. Biri Metin Oktay’dır biri de Şenol Birol. Dü­şü­nün ka­le­ci­si­niz bu adam­lar­dan biri sizin ra­ki­bi­niz ve hemen bur­nu­nu­zun di­bin­de.