Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin başkanları onu transfer edebilmek için renklerine katmak için yarışırlardı. Top ceza sahasında onun ayağına geldi mi, tabelacılar da tabelayı değiştirmek için hazırlanırdı. Öylesine bir efsane haline gelmişti ki yeni doğan çocuklara onun adı veriliyordu. Gazeteler spor sayfalarında onu manşet yapıyor. Ünlü yapımcılar peşinden koşuyor, adına çekilen filmde başrolü Fatma Girik ile paylaşıyordu. Futbol tarihine adını altın harflerle yazdıran Şenol Birol ağabeyimizin vefatını büyük bir üzüntüyle öğrendik. Vefatından yıllarca önce kendisiyle yaptığım söyleşiyi sizlerle paylaşıyorum
BABAMIN MESLEĞİ GEREĞİ TÜRKİYE’Yİ DOLAŞTIK
Şenol Birol ismi bir kuşağın hafızasında bütün güzelliğiyle duruyor. Biz de araştırmalarımızdan dolayı sizi çok iyi tanıyoruz. Yine de Şenol Birol’u sizin ağzınızdan dinlemek isteriz... Polis memuru Mehmet Birol ile ev hanımı Sebahat Birol’un çocuğu olarak 1937 yılında doğdum. Annem ve babam, sırası ile bir kız bir erkek çocuk sahibi olduklarından ağabeyimden sonra benim de kız olacağımı düşünüyorlardı. Ninem anneme ‘gelin sen yine kız doğuracaksın’ diyor. Aman ne edeceğiz kızı diye takılıyormuş. Tabii ben dünyaya gelince ninem de çok seviniyor. O sıralar Şebinkarahisar’da bulunuyorduk. Babamın mesleğinden dolayı Yozgat, Yerköy, Trabzon, Çankırı, Zonguldak gibi ülkemizin birçok yerini dolaştık. Üç erkek iki bayan olmak üzere beşkardeşiz. Futbolculuğum döneminde de Amerika’yı, Kanada’yı, İrlanda’yı, bütün Avrupa ülkelerini, İran’ı, Irak’ı, Suriye’yi, İsrail’i gördüm.
ÇOCUK GEL BURAYA
Futbolla nasıl tanıştınız? Futbolla Çankırı’da tanıştım. Burada Gençlerbirliği, Güneşspor ve Harbiye isimli futbol takımları vardı. Harbiye’de okuyanlar aynı zamanda takımda spor yapıyorlar ve bir sene eğitim gördükten sonra orduya giriyorlardı. Orada futbol oynayanlar 20-25 yaşlarındayken ben 12 yaşındaydım. Onlar maç yaparken ben de hafta sonları gidip kale arkasında gelen toplara vururdum. Bundan büyük keyif alırdım. Yine böyle bir hafta sonu Harbiye futbol takımının kaptanı Sefer benimle ilgilendi. ‘Çocuk gel buraya’ dedi. ‘Git forma giy gel, bugün sen de oynayacaksın’ Çok şaşırdım, daha küçüktüm ama oynamak da istiyordum. Hemen soyunma odasına gittim. Malzemeci yaşlı bir amcaydı. Yüzüme şaşkınlıkla bakarak, ‘Ne yapacaksın malzemeyi? Ufacık çocuksun...’ dedi. Neyse Sefer ağabeyin selamıyla aldım malzemeyi ve sahaya çıktım. Maçı 3-0 aldık. Gollerin üçünü de ben attım. Maç sonrası Sefer ağabey, ‘Ben demedim mi sen çok büyük bir futbolcu olacaksın diye. Babana söyle seni büyük kentlere götürsün’ dedi. İlk teklifi orada aldım. Sonra Zonguldak’a gittik. İdmanda beni beğenerek kulübe çağırdılar. Orada bir yönetici bana, ‘Sen misin çocuklara o hoş çalımları atan?’ diye sordu. Karşıma kim çıkarsa basıyordum çalımı. Topu ayağımdan alamıyorlardı. Zonguldak Kilimlispor’da oynamamı teklif ettiler, ama yaşım küçük olduğundan lisans çıkmıyordu. Bir yolunu bulup çıkardılar lisansı. O sırada babam emekli oldu, aile Rize’ye döndü. Babamın futbol sevgisi benim bu yolda ilerlememi sağladı. O da çocukluğunda zor koşullarda futbol oynarmış.
RİZE’DE FUTBOL OYNAYACAK SAHA YOKTU
Rize’ye gittiğinizde nasıl bir tabloyla karşılaştınız? Biz Rize’nin zor dönemlerini yaşamış insanlarız. İkinci dünya harbi sırasında 8-10 yaşlarındaydım. Rize’de korkunç bir fakirlik vardı. Para pul yoktu. Bir ekmek alabilen adama maşallah denirdi. Bu koşullar altında bile futbol oynamak için uğraş veriyordu. 1953 yılında Rize’ye döndüğümüzde futbol oynayacak saha, malzeme, futbol topu, forma sorunu çok büyüktü. Temel ağabeyimin yalın ayık gelip sahada antrenman yaptığını bugün gibi hatırlarım. Bizimle beraber takır tukur oynardı. Hiç korkmazdı. Bugün ayakkabılı futbolcuyla yalın ayak bir oyuncu kapışabilir mi? Ağabeyimin çok güzel bir anatomik yapısı vardı. Topa çok güzel vururdu.
GÜNEŞSPOR BİR OKULDU
Güneşspor’un kadrosunda kimler vardı? Şemsettin Çepni Başkanımızdı. O bambaşka bir adamdı. Rize’ye çok hizmetleri olmuştur. Kalemizde Mehmet Salih Şamlıoğlu idi, savunmada Lütfi Deveci, ortada Musa Dal santrfor oynardı. Beni çok severdi. Takımın yaş ortalaması 30’du, bense 14 yaşındaydım. Orada ortaya koyduğum futbolla yerimi aldım. Güneşspor’da dört yıl futbol oynadım. Son sene beni üzen bir olay yaşandı. Fener Gençlik ile yaptığımız karşılaşma 0 – 0 devam ederken çıkan olayla hiç ilgim olmamasına karşın beni de olaya dahil ettiler. Tuncay Mataracı Trabzon’a, Murat Kumbasar Kars’a ben de Artvin’e sürüldüm. Halbuki olayla uzaktan yakından ilgim yoktu.
FUTBOL TOPUNDAN ISLIK SESİ ÇIKARAN ADAM
Size has bir topa vuruş stiliniz vardı. Bu stili o zamanlar kullanıyor muydunuz? Toplara çok iyi vuruyordum, evet ama istediğim gibi ses çakmıyordu. Oysa topa öyle vuracaksın ki rakip kaleye giderken ıslık çalmalı. 1954 yılında Erzurum’a maça gittik. Kalegücü’nde bir futbolcu var. Topa öyle vuruyorki top şşşşt, şşşt diye ses çıkarıyor. İki maçını izledim. Topla arasında anlatılmaz bir yaklaşım olduğunu gördüm. Topa türlü şekillerde vurabilirsin. Ayağının içiyle, dışıyla, içiyle, dışıyla, bilekle, dizle, kalçayla, kafayla... Durarak, koşarak, uçarak... Bir sürü stil var. Rize’de sahilde bir kanal vardı o zamanlar. Orada birer kale yaptım, numaralandırdım. Üst vuruş çalışıyorum. Onbir ay aynı şeyi yaptım. Bu kadar sürede insan bıkmaz mı? Ben bıkmadım. Ve topta aradığım sesi buldum.
ŞİMDİ SEN GÖRSÜN DEDİM VE TOPA GERİLDİM
Daha sonraki dönem Güneşspor futbol takımı ile Ordu’ya gittik. Grup maçlarındaki başarılardan sonra dönüşte Trabzon’a uğradık. Bir telefon geldi, Sarıyerspor’dan. ‘Atla bir taksiye hemen gel’ diyorlardı. Sarıyer o zaman birinci ligde. Popüler bir takım. Sarıyer’le yaptığımız maçı 3-2 kaybettik. O maçla ilgili bir anımı hiç unutmam. Serbest vuruş atacağım. Topu ceza sahasının köşesine koydum. Baraj yapılırken kaleci oyunculara bağırdı. ‘Kaldırın barajı, oradan gol atamaz’ diye. Bu söz beni daha da hırslandırdı. ‘Sen şimdi görürsün gününü’ dedim ve topa gerildim. Top tam doksandan direkle beraber içeri girdi ve gol oldu. Kaleci öyle bakakaldı. Pazar günü bir kez daha karşılaştık Sarıyer’le. Yendik.
VER ELİNİ SARIYER…
Sarıyer’e giderken duygularınız nasıldı, neler hissediyordunuz? Sarıyerspor çok iyi bir takımdı. Kulübün kafile başkanı Fransa’da tahsil görmüş kültürlü bir insandı. Bana ‘Evladım seni çok beğendik, Sarıyer’e alacağız, ne zaman gelirsin?’ diye sordu. Üniversiteye başlayacağımı söyledim. Artvin Lisesi’ni bitirdikten sonra, İktisat Fakültesi için İstanbul’a gittim. Baktım ki beş yönetici limanda beni bekliyor. Alıp Sarıyerspor’a götürdüler. Bana ‘sözleşmeyi üç senelik mi, yoksa beş senelik mi yapalım?’ diye sordular. ‘Bir senelik sözleşme yaparım, on bin lira da para alırım. Beş bin lira falan diyorsunuz. Ben beş bin lirayı Rize’de amatörken aldım.’ dedim. İstanbul Üniversitesi’nin karşısında İzzet Akçal’ların Beyaz Saray’ı vardı. Orada kalıyordum. Arkadaşlarım arasında Yılmaz Arayıcı’nın kardeşi, Rize’nin kültür dünyasındaki dev ismi Oktay Arayıcı vardı. Onu çok severdim. O Rize Gücü kalesini korurken bir maçta Güneşspor’a 9-0 yenildiler. 6 golü ben attım. Ertesi gün okuldayız. Bana ‘sen benim futbol hayatıma son verdin’ dedi. Sarıyerspor’a gelirken semtin yerini bile bilmiyorum. Kendi kendime ya kötü bir muhitse, hele deniz görmüyorsa ne yapacağım diyorum. Fakat ne kadar şanslıymışım ki İstanbul’un en güzel semtine gelmişim. Boğazın içerisinde harika bir yer. Sonraki yıllarda çok güzel anılarıma mekan oldu. Sarıyer’de insanlar beni çok sevdi, tuttu. Bir gün balıkçılık yapan üç Sarıyerli sohbet için beni teknelerine çağırdılar. Adamlar hep balıktan denizden bahsediyorlar, ben anlamıyorum. Daha sonra denizcilikle, balıkçılıkla ilgili kitaplar aldım, okudum. Geniş bilgi sahibi oldum. Tekrar balıkçıların yanına gittiğimde anlattıklarım karşısında şok oldular. Sürmeneli ve Akçaabatlı olan balıkçılar, ‘yahu dedi sen bizi geçmişsin’ dediler.
GOL KRALI ŞENOL BİROL
İlk gol krallığını Sarıyerspor’da mı yaşıdınız? Bir dizi maç yapmak için Sarıyerspor ile Bursa’ya gitmiştik. Burada sergilediğim futbolu gören yöneticiler bana bakıyor, fıs fıs konuşuyorlardı. Sürmene kökenli Kemal, Selahattin ve Yusuf Yarar isimli üç kardeş vardı. Selahattin Yarar kulüp başkanlığı görevini yürütüyordu. ‘Bir sene için on bin liraya imza atarım, başka türlü olmaz’ dedim. O zaman Selahattin ağabey güldü ve ne dedi biliyor musun? ‘Seni bizde bırakmazlar. Sende gelecek var’ dedi. O sezon Sariyerspor’da 29 golle gol kralı oldum . Ben Beşiktaş’ta oynarken Rize’den arkadaşım olan Süreyya Saraç, Sarıyerspor’a transfer oldu. Kendisi çok değer verdiğim bir insandır. Sarıyer fiziki hali, görünümü ve insanları ile Karadeniz’i andırır. Mekan olarak da çok sevdiğim Sarıyer, yaşantımda özel bir yere sahiptir.
BİROL’LA DOSTLUĞUMUZ MORA ADASI’NDA BAŞLADI
Birol Peker ile uzun yıllar sürecek dostluğunuz bir Avrupa turnesiyle başlamış. İlk kez nerede karşılaştınız? Sarıyerspor forması altında 2. İstanbul karmasına seçilmiştim. 1958 yılında bir dizi maç için Avrupa turuna çıkmıştık. Kalede İhsan isimli arkadaşım var. Mora yarımadasında karaya çıkacağız. Oradan da Atina’ya gececeğiz. Atina’ya indiğimizde on beş dakikada pasaport kontrolünden geçtik. Görevlilerden biri ‘Mr. Birol’ diye seslendi. Birol, ‘buyurun’ diye döndü. Yabancı ülkelerde insanlara soyadı ile seslenildiği için aslında beni çağırıyorlardı. Durumu kendisine izah ettim. Yıllarca sürecek dostluğun temelleri, bu şekilde, Mora yarımadasında atıldı. O sıralar henüz Türkiye’de televizyon yok. Akşam yemeğinde televizyonu görünce hepimizin ağzı bir karış açık, izledik. İnsanlar da şaşkınlıkla bize baktı. Almanya’da Ahn kentine gittik. Bir üniversite kenti. İlk defa gece maçına çıkıyorum. Reflektör, çim saha, farklı bir atmosfer. Harika bir futbol oynadım. Atığım golle maçı 1-0 kazandık. Ertesi gün dediler bir adam seni arıyor. Biraz Fransızcam var. Konuştuk. ‘Ben buraya maç bağlamaya, futbolcu izlemeye geldim. Gece oynadığınız maçı seyrettim. 9 numara sen değil misin? Seni çok beğendim, Brizilya’ya götüreceğim’ dedi. Beni Brezilya’ya götürecek ve benden para kazanacak. ‘Ben öğrenciyim, gelemem’ dedim. Hep biz onlardan futbolcu alırız değil mi? Bunun tersi yaşantı o zamanlar. Avrupa turnemiz bir ay sürdü.
BEŞİKTAŞ’TA OYNAMAK ONUR VERİCİ
Bu tur esnasında sergilediğiniz futbol mu size Beşiktaş’ın kapılarını açtı? Evet. Turnuvada bizimle birlikte gelen yöneticilerden biri de Beşiktaş’ın sembol ismi Baba Hakkı idi. Futbolcuyu çok severdi. O dönemler bir de Rize’nin Pazar ilçesinden Nazmi Ökten vardı. İki - üç maçımı seyretmişler. ‘Bu çocuğu alacaksınız’ demişler. Daha sonra Faruk Sağnak ile karşılaştım. Birol’un da Beylerbeyi’nden Beşiktaş’a transfer olacağını ondan öğrendim. Nişantaşı’nda bir kulüpte Faruk Sağnak ile oturduk, konuşuyoruz. Faruk ağabey ‘Beşitaş'tan ne kadar transfer ücreti talep ediyorsun?’ dedi. ‘Para mühim değil, Beşiktaş gibi bir kulüpte oynamak benim için büyük gururdur’ dedim. Çok hoşuna gitti. Sonunda 60 bin liraya Beşiktaş’a geçtim. 1959 yılından söz ettiğimi düşünürseniz 60 bin lira çok büyük para o zamanlar. Sonra kalktım, Rize'ye geldim. Aileme, yakınlarıma maddi yardımda bulundum. 8 bin lira harcadım. Aklıma bir cinlik geldi. İstanbul'a döndüğümde Beşiktaş Kulübü'ne gittim. ‘Hüseyin benden 10 bin lira fazla para almış, böyle olmaz’ dedim. Bir çek yazdılar ‘al oğlum’ dediler. Rize'de 8 bin lira harcamıştım, ama kulüpten aldığım 10 bin lira çek sayesinde bunu fazlasıyla telafi etmiştim.
ŞİVEMLE ALAY EDENLERE FUTBOLUMLA CEVAP VERDİM
Beşiktaş’ta ilk günleriniz nasıl geçiyordu? Beşiktaş’a henüz yeni transfer olmuştum. Enteresan bir olayla karşılaştım. Yeni sezona hazırlık çalışması yapıyoruz. Şimdiki gibi Antalya’ya gidecek imkanlar yok. Çalışmaları Şeref ve İnönü stadlarında yapıyoruz. Sol bekte oynayan Münir diye bir çocuk vardı. Münir iyi oyuncuydu ama zaman zaman cins davranışları vardı. Beni gördüğü zaman sözde Rize şivesi ile alay ederek ‘celiyirum, cideyirum’ şeklinde alaylı sözlerle takılıyordu. Kendi kendime ‘maçlar başlasın ben sana celiyirum, cideyirumu, hanyayı konyayı gösteririm’ dedim. Maçlar başladı. Futbolumla taraftarların gözdesi oldum. Peş peşe golleri sıraladım. Takımda rüştümü ispatladım. Bu adama cevabını vermenin sırası geldi dedim. Bir idman sonrası tesislere gidiyoruz. Münir’i yanıma çağırdım. ‘İnsanların şiveleri ile uğraşırken aynaya bak, amacın beni üzmek mi? Böyle devam edersen başına bela alırsın’ dedim. Bu konuşmam etkili oldu ve hatasını anladı. Zamanla en iyi arkadaşım oldu. Oyuncu olarak çok iyi bir oyuncuydu. Futbol hayatımda çok şey yaşadım, çok şey öğrendim. Beşiktaş’ta şampiyon olduğumuz sene mükemmel bir hava yakalamıştık. Takımla yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmiyordu. Sohbetlerimiz de... Her şeyi birlikte yaşayan bir takımdık. Böyle bir gücü hiçbir kuvvet yıkamaz.
ŞENOL BİROL GOL SLOGANI DOĞUYOR
Her tarafta Beşiktaş değil de iki kişi ön plana çıkıyor. Şenol Birol... Beşiktaş’ta ön plana çıkan hep ben oluyordum. Futbolun yanında seyirci başka meziyetler de bekliyor futbolcudan. Bu meziyetler bende de var. Hasta Beşiktaşlı bir taraftar vardı. Bize Şenol, Birol gol attıktan sonra sırtımız yere gelmez diyordu. Kısa bir zaman sonra baktık “Şenol, Birol Gol” sloganı bütün taraftarın ağzındaydı. Fenerbahçe’ye geçince slogan da artık Fenerbahçe taraftarının gözdesi olmuştu. Aslında biz transfer olurken az para almışız. Şenol Birol Gol sloganı için ayrıca para almalıydık.
ŞUTLARIYLA NAM SALDI
Beşiktaş’ta ilk sezonda şampiyon oldunuz... Beşiktaş’ta ilk sezonumda 19 gol attım. 20 gol atan Arif’ten sonra en çok gol atan oldum. Arif çok iyi bir futbolcuydu. Ama isim olarak fazla bilinmez. Tabii ki o formasyon seni götürüyor bir yere kadar. Ama iyi hissedebilirsen bunu, kondisyonunu desteklersin ve kalıcı olursun. Arif bunu başaramadı.
Bir yıl oynadı. Sonra futbolu bıraktı. Turgay Şeren’in özelliği kendisine çok yakın oynayan rakiplerden çekinmesidir. Ben de bir iki maçta ona çok yakın oynadım. Türkiye’de şutları ve vuruşuyla nam salan iki adamdan biriyim. Biri Metin Oktay’dır biri de Şenol Birol. Düşünün kalecisiniz bu adamlardan biri sizin rakibiniz ve hemen burnunuzun dibinde.










