İbrahim Sırmalı


EY MÜMİNLER! ALLAHA YARDIM EDENLERDEN OLUN

  Emekli Müftü - muftu.ibrahim@gmail.com


Hamt alemlerin Rabbi Allaha aittir. Ey Allah im! İslam ve iman nimeti verdiğinden hamt ancak sana aittir. Yine bizleri ümmeti Muhammet’ten (Ona salat ve selam olsun) eylediğinden hamt sana aittir. Allahtan başka ilah olmadığına, tek olduğuna ve ortağı olmadığına şahitlik ederim. Ve yine muhakkak Hz. Muhammed’in Allah’ın cc. kulu ve resulü olduğuna şahitlik ederim. Ey Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e, hane halkına ve sahabesine hepsine salat (dua), selam (esenlik) ve kutlu eyle. 

Bundan sonra ey Müslümanlar.

                Allah Teala şöyle buyuruyor:

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا اَنْصَارَ اللّٰهِ كَمَا قَالَ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيّٖنَ مَنْ اَنْصَارٖى اِلَى اللّٰهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ فَاٰمَنَتْ طَائِفَةٌ مِنْ بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ وَكَفَرَتْ طَائِفَةٌ فَاَيَّدْنَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا عَلٰى عَدُوِّهِمْ فَاَصْبَحُوا ظَاهِرٖينَ

Saf suresi 61.14 Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun.  Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler de, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.

                Allah Teala şöyle buyurdu:

فَلَمَّا اَحَسَّ عٖيسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ اَنْصَارٖى اِلَى اللّٰهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ

Al-i İmran Suresi 3.52 İsa, onların inkârlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız” dediler.

                İslam kardeşleri.

                Katiyetle Allah Teala müminlere Allah’ın yardımcısı olmalarını emretti. Allah’ın yardımcıları ise onlar; Allah’ın koyduğu kanunların ve dininin yardımcılarıdır. Onlar Allah’ın peygamberlerinin yardımcılarıdır. Onlar doğruların yardımcıları, oraya davet eden ve insanlar arasında doğruların ortaya çıkıp terk edilmeyinceye kadar onları himaye edenlerdir. Allah Teâlâ’nın yardımı her zaman ve mekânda müminlerin yardımı ile olur. Allah Teâlâ’nın yardımı aynı şekilde emirlerinin yerine getirilmesi ile ve haramlarının terk edilmesi ile olur. Allah Teâlâ’nın insanlardan hiçbir kimseye ihtiyacı yoktur. Allah Subhanehu alemlere (Melekler alemi, insanlar alemi, cinler alemi, hayvanlar alemi vs. gibi.) ihtiyacı yoktur. Allah Teala şöyle buyurdu:

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ

Muhammet Suresi 47.7 Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.

                Allah Teala şöyle buyurdu:

اَلَّذٖينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ اِلَّا اَنْ يَقُولُوا رَبُّنَا اللّٰهُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَهُدِّمَتْ صَوَامِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ فٖيهَا اسْمُ اللّٰهِ كَثٖيرًا وَلَيَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِىٌّ عَزٖيزٌ

Hac Suresi 22.40 Onlar, haksız yere, sırf, "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah'ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

اَلَّذٖينَ اِنْ مَكَّنَّاهُمْ فِى الْاَرْضِ اَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ وَاَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِ وَلِلّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ

Hac suresi 22.41- Onlar öyle kimselerdir ki, şâyet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin âkıbeti Allah'a aittir.

                Allaha yardım; namaz kılmakla, zekat vermekle, iyilikleri emretmekle, kötülükleri yasaklamakla, Allaha davet etmekle, Allah yolunda cihat etmekle, bozguncuları bozgunlarından caydırmakla ve verilmesi gereken cezaları aleyhlerine uygulamakla olur. 

                İmam Tirmizinin sünnetinde İbn-i Abbastan rivayet edilir. Şöyle buyurdu:

)عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ كُنْتُ خَلْفَ رَسُولِ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- يَوْمًا فَقَالَ « يَا غُلاَمُ إِنِّي أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ احْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ احْفَظِ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللَّهَ وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ(

‘’Ben bir gün Resulüllah sav in arkasındaydım. Bana şöyle buyurdu: ‘’Ey çocuk! Hakikaten ben sana kelimeler öğreteceğim. Allah’ı muhafaza eyle. O da seni muhafaza eylesin. Allah’ı muhafaza eyle. Allahı sana şan şöhret verdiğini bulursun. Bir şey istediğin zaman Allahtan iste. Yardım talep ettiğin zaman Allahtan iste.’’

                Yanı Allah’ın dinine tabi olarak ve doğru olarak onu muhafaza eyle ki Subhan olan Allah seni muhafaza eylesin. Çünkü karşılık yapılan işin cinsindendir. Kim Allah’ın dinine tabi olarak muhafaza ederse Allah da onu muhafaza eder. Kim Allaha yardım ederse Allah da ona yardım eder.

                İmam Ahmet’in Müsnedin de İmam Cabir’den şu hadis rivayet edilir. 

)عَنْ جَابِرٍ قَالَ: مكَثَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- بِمَكَّةَ عَشَرَ سِنِينَ يَتْبَعُ النَّاسَ فِي مَنَازِلِهِمْ بِعُكَاظٍ وَمَجَنَّةَ وَفِى الْمَوَاسِمِ بِمِنًى يَقُولُ: « مَنْ يُئْوِينِي مَنْ يَنْصُرُنِي حَتَّى أُبَلِّغَ رِسَالَةَ رَبِّي وَلَهُ الْجَنَّةُ». 

İmam Cabir buyurdu: Resulüllah sav Mekkede on sene ikamet etti. İnsanları Ukkaz, Mecenne ve mevsiminde Mina da evlerine gidene kadar takip edip şöyle buyuruyordu. ‘’Rabbimin bana tebliğ ettiği risalatini peygamberliğini tebliğ edebilmem için kim beni barındırır, kim bana yardım ederse ona cennet vardır.’’

                Aziz ve Celil olan Allah Ona Medine’de Evs ve Hazrec kabilelerini Medine’ye hicret etmesi halinde kendisini koruyacaklarına kendisine biat eylediler. Resûlullahı sav sahabesinden kendisi ile beraber olanlarla Medine’ye hicret edince Allaha verdikleri sözü yerine getirdiler. Bundan dolayıdır ki Allah ve Resulü onları ‘’Ensar’’ yardım edenler olarak isimlendirdi. Ensar onlara bundan sonra tanıtma işareti oldu. Allah hepsinden razı olsun.

                Ensar Nebi sav e iman etti. Ve ondan K. Kerimi dinledi. Kalpleri ve bütün azaları ile Müslüman oldular. Karşılıksız yardım etmede, ihsan etmede, kurban etmede ve feda etmede en güzel örnek oldular. Allah onları bu isim ile inananlar arasında hususi olarak isimlendirdi. 

                Allah Teala şöyle buyurdu:

وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرٖينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذٖينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖى تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا اَبَدًا ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ

Tevbe Suresi9.100 İslâm'ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O'ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.

                Allah Teala şöyle buyurdu:

لَقَدْ تَابَ اللّٰهُ عَلَى النَّبِىِّ وَالْمُهَاجِرٖينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذٖينَ اتَّبَعُوهُ فٖى سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزٖيغُ قُلُوبُ فَرٖيقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُفٌ رَحٖيمٌ

Tevbe Suresi 9.117 Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle Ensar’ın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.

                Allah Teala Ensarı yaptıkları bolca harcamadan ve yaptıkları harcamalardan dolayı Allah ile olan karlı ticaretlerini şu ayetle överek methetmiştir. Ayet-i Kerime şudur:

اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَالَّذٖينَ اٰوَوْا وَنَصَرُوا اُولٰئِكَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَیْءٍ حَتّٰى يُهَاجِرُوا وَاِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِى الدّٖينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ اِلَّا عَلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مٖيثَاقٌ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ

Enfal Suresi 8.72- İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

                Celil ve Yüce olan Allah şöyle buyurdu: 

وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَالَّذٖينَ اٰوَوْا وَنَصَرُوا اُولٰئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرٖيمٌ

Enfal Suresi 8.74- İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihat edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.

                Allah Teala onların ahlakını methederek şöyle buyurdu:

وَالَّذٖينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْاٖيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فٖى صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا اُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهٖ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Haşir Suresi 59.9 Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine'ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

İnsanlar ganimetlerini, koyunlarını ve develerini alınca Ensar Resûlullaha gitti.  Ensar’ın o anda memnuniyeti vardı. Ve aidiyet şerefleri vardı. O aidiyet ile hususi bir makama ulaşmış idiler. Diğer insanlar Allah’ın yardımcıları, Allah’ın Resulünün yardımcıları ve Allah’ın dininin yardımcıları hususunda Ensar’ın aşağısında idiler. Allah bu makamı Ensar için Kıyamet gününe kadar okunan K. Kerim ile ölümsüzleştirdi. İmam Ahmet’in Müsnedinde şu rivayet vardır.

                Ebi Said el-Hudri’den rivayet edildi. Buyurdu: Resûlullah sav Hüneyin savaşında elde edilen ganimetlerden Kureyiş kabilesine ve Arap kabilelerine ganimet payı verip Ensar’dan olanlara ganimet payı vermeyince içinde bulundukları Ensar’a ait olan bu yerleşim yerinde şu söylentiler söylenmeye başlandı.

                Onlar şöyle diyorlardı; 

                -Resulullah sav kavmi ile karşılaştı. Bu esnada Sa’d b. Ubade Resulüllahın yanına girdi. Şöyle buyurdu;

                -‘’Ey Allah’ın Resulü! Bu yerleşim yeri halkı (Ensardan) kendi kavmine (Kureyiş kabilesi) ve diğer arap kabilelerine yaptığın bu ganimet taksimatından ve Ensara ganimet payı vermediğinden dolayı ve onlara verdiğin büyük paydan kendi görüşlerine göre aleyhine konuşuyorlar.’’ 

                 Resulüllah s.a.v. ona Ey Sa’d bu konuda senin görüşün nedir?

                Sa’d; 

                -‘’Ey Allah’ın Resulü! Ben kavmime ait olmaktan başka bir şey değilim. 

)عَنْ أَبِى سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ لَمَّا أَعْطَى رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- مَا أَعْطَى مِنْ تِلْكَ الْعَطَايَا فِي قُرَيْشٍ وَقَبَائِلِ الْعَرَبِ وَلَمْ يَكُنْ فِي الأَنْصَارِ مِنْهَا شَيْءٌ وَجَدَ هَذَا الْحَيُّ مِنَ الأَنْصَارِ فِي أَنْفُسِهِمْ حَتَّى كَثُرَتْ فِيهِمُ الْقَالَةُ حَتَّى قَالَ قَائِلُهُمْ لَقِيَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- قَوْمَهُ. فَدَخَلَ عَلَيْهِ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ هَذَا الْحَىَّ قَدْ وَجَدُوا عَلَيْكَ فِي أَنْفُسِهِمْ لِمَا صَنَعْتَ فِي هَذَا الْفَيْءِ الَّذِى أَصَبْتَ قَسَمْتَ فِي قَوْمِكَ وَأَعْطَيْتَ عَطَايَا عِظَاماً فِي قَبَائِلِ الْعَرَبِ وَلَمْ يَكُ فِي هَذَا الْحَىِّ مِنَ الأَنْصَارِ شَيْءٌ. قَالَ « فَأَيْنَ أَنْتَ مِنْ ذَلِكَ يَا سَعْدُ ». قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَنَا إِلاَّ امْرُؤٌ مِنْ قَوْمِي وَمَا أَنَا. قَالَ 

                Resulüllah buyurdu:

                Rivayet eden ravi şöyle devam eder. Sa’d çıktı. Ensar o evin avlusunda toplandı. Ravi şöyle der. Muhacirlerden bazı kişiler geldi. Onları bıraktılar onlar evin avlusuna girdiler. Bir başkaları gelince onları avluya sokmadılar. Ensar o avluda toplanınca Sa’d Resulüllah’a geldi. Ey Allah’ın Resulü bu yerleşim yerindeki Ensar senin için toplandı.

                Rivayet eden devam ederek şöyle der;

                -‘’Resulüllah sav Ensar’ın yanına geldi. Allahu Tealaya hamdu sena ettikten ve Allaha layık olduğunu beyan ettikten sonra şöyle buyurdu;

                -‘’Ey Ensar topluluğu! Hakkımda gönlünüzde duyduğunuz söylentileri işittim. Siz delalet içinde iken ben size gelmiş değil miyim? Ve benim vasıtamla Allah’ın hidayeti erişmiş değil midir? 

Siz fakir iken benim hicretimle Allah sizi zengin etmedi mi? Aranızdaki düşmanlığı gelişim ile Allah kalplerinizi birleştirip barıştırmadı mı? Ensar bu soruları: 

                -Evet Allah ve Resûlullah’ın üzerimizdeki minnet ve şükranı daha yücedir, diye tasdik ve tasvip eylediler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem: 

                -Siz benim sorularıma şöyle cevap verseydiniz, daha doğru söylemiş ve tarafımdan daha ziyade tasdik edilirdiniz. Siz bana:

                -Ey Muhammet, herkes sana yalancı derken sen aramıza geldin. Biz, sarsılmaz bir kanaat ile senin peygamberliğine inandık. Herkes seni terk ettiği sırada biz sana yardım ettik. Seni vatanından kovdukları zaman seni yurdumuza sığındırıp evimize misafir eyledik. Sen bize fakir geldin, biz sana yardım ettik!. Deseydiniz, ben de doğru söylüyorsunuz! Derdim. Ey Ensar cemaati! Birtakım kimselerin kalplerini ıslama ısındırıp Müslüman olmak için verdiğim ve Müslümanlığınızın kuvvet ve kemaline güvenerek sizi mahrum ettiğim ehemmiyetsiz dünya malından dolayı canınız mı sıkıldı, nefsinizde bir endişe mi buldunuz?

                Nas aldıkları develerle, koyunlarla evlerine dönerken siz de Resulullah ile yurdunuza dönmek istemez misiniz ey cemaat-i Ensar? Muhammedin hayatı kudret elinde olan Allaha yemin ederim ki, eğer hicret fazileti olmasaydı, muhakkak ben Ensar’dan bir fert olmak isterdim. Halk bir vadiye yönelse, Ensar da bir vadiye akın edip gitse, hiç şüphesiz ben de Ensar vadisine yönelirdim. Allah’ım, Sen Ensar’a, Ensar’ın evladına, evladının evladına rahmet eyle! Buyurdu.

                Rivayet eden devam ederek şöyle buyurdu. 

                Bu konuşmadan sonra Ensar hüngür hüngür ağladı. Sakallarını göz yaşları ıslatıyordu. Bir ağızdan:   

                ‘’Biz Resûlullah’ın bizim pay ve hissemizde olmasına razıyız.’’ Dediler. Resulullah sav geriye döndü. Diğerleri de oradan ayrıldı.   

« فَاجْمَعْ لِي قَوْمَكَ فِي هَذِهِ الْحَظِيرَةِ ». قَالَ فَخَرَجَ سَعْدٌ فَجَمَعَ الأَنْصَارَ فِي تِلْكَ الْحَظِيرَةِ. قَالَ فَجَاءَ رِجَالٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ فَتَرَكَهُمْ فَدَخَلُوا وَجَاءَ آخَرُونَ فَرَدَّهُمْ فَلَمَّا اجْتَمَعُوا أَتَاهُ سَعْدٌ فَقَالَ قَدِ اجْتَمَعَ لَكَ هَذَا الْحَىُّ مِنَ الأَنْصَارِ. قَالَ فَأَتَاهُمْ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- فَحَمِدَ اللَّهُ وَأَثْنَى عَلَيْهِ بِالَّذِي هُوَ لَهُ أَهْلٌ ثُمَّ قَالَ « يَا مَعْشَرَ الأَنْصَارِ مَا قَالَةٌ بَلَغَتْنِي عَنْكُمْ وَجِدَةٌ وَجَدْتُمُوهَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَلَمْ آتِكُمْ ضُلاَّلاً فَهَدَاكُمُ اللَّهُ وَعَالَةً فَأَغْنَاكُمُ اللَّهُ وَأَعْدَاءً فَأَلَّفَ اللَّهُ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ ». قَالُوا بَلِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمَنُّ وَأَفْضَلُ. قَالَ « أَلاَ تُجِيبُونَنِي يَا مَعْشَرَ الأَنْصَارِ ». قَالُوا وَبِمَاذَا نُجِيبُكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَلِلَّهِ وَلِرَسُولِهِ الْمَنُّ وَالْفَضْلُ. قَالَ « أَمَا وَاللَّهِ لَوْ شِئْتُمْ لَقُلْتُمْ فَلَصَدَقْتُمْ وَصُدِّقْتُمْ أَتَيْتَنَا مُكَذَّباً فَصَدَّقْنَاكَ وَمَخْذُولاً فَنَصَرْنَاكَ وَطَرِيداً فَآوَيْنَاكَ وَعَائِلاً فَآسَيْنَاكَ أَوَجَدْتُمْ فِى أَنْفُسِكُم يَا مَعْشَرَ الأَنْصَارِ فِي لُعَاعَةٍ مِنَ الدُّنْيَا تَأَلَّفْتُ بِهَا قَوْماً لِيُسْلِمُوا وَوَكَلْتُكُمْ إِلَى إِسْلاَمِكُمْ أَفَلاَ تَرْضَوْنَ يَا مَعْشَرَ الأَنْصَارِ أَنْ يَذْهَبَ النَّاسُ بِالشَّاةِ وَالْبَعِيرِ وَتَرْجِعُونَ بِرَسُولِ اللَّهِ فِي رِحَالِكُمْ فَوَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَوْلاَ الْهِجْرَةُ لَكُنْتُ امْرَءاً مِنَ الأَنْصَارِ وَلَوْ سَلَكَ النَّاسُ شِعْباً وَسَلَكَتِ الأَنْصَارُ شِعْباً لَسَلَكْتُ شِعْبَ الأَنْصَارِ اللَّهُمَّ ارْحَمِ الأَنْصَارَ وَأَبْنَاءَ الأَنْصَارِ وَأَبْنَاءَ أَبْنَاءِ الأَنْصَارِ». قَالَ فَبَكَى الْقَوْمُ حَتَّى أَخْضَلُوا لِحَاهُمْ وَقَالُوا رَضِينَا بِرَسُولِ اللَّهِ قِسْماً وَحَظًّا. ثُمَّ انْصَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- وَتَفَرَّقُوا.

                Ey Müslümanlar!

                Allah Teâlâ’nın yardımı; gece ve gündüz bakı kaldığı sürece bakıdır. Bu yardım; kuvvet halinde ve zayıflık halinde, zenginlik halinde ve fakirlik halinde, çokluk halinde ve azlık halinde, aziz olduğun halde ve zelil olduğun halde olur. Sahihi Buhari’de şu hadis rivayet edilir. 

عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ قَالَ: (بَايَعْنَا رَسُولَ اللَّهِ – صلى الله عليه وسلم – عَلَى السَّمْعِ وَالطَّاعَةِ فِي الْمَنْشَطِ وَالْمَكْرَهِ(

                Ubade b. Sabit rivayet etti. Şöyle dedi: ‘’Biz Resulellah (sav) e hayatın iyi ve kötü zamanında kendisini dinleyip itaat edeceğimiz hususunda biat ettik.’’

                Sahihi müslimde şu hadis rivayet edilir. 

وفي صحيح مسلم: (عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الْوَلِيدِ بْنِ عُبَادَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ قَالَ بَايَعْنَا رَسُولَ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- عَلَى السَّمْعِ وَالطَّاعَةِ فِي الْعُسْرِ وَالْيُسْرِ وَالْمَنْشَطِ وَالْمَكْرَهِ وَعَلَى أَثَرَةٍ عَلَيْنَا وَعَلَى أَنْ لاَ نُنَازِعَ الأَمْرَ أَهْلَهُ وَعَلَى أَنْ نَقُولَ بِالْحَقِّ أَيْنَمَا كُنَّا لاَ نَخَافُ فِي اللَّهِ لَوْمَةَ لاَئِمٍ).

                Ubade b. El-Velit O babasından a da dedesinden rivayet ederek şöyle buyurdu; ‘’Biz Resulellah (sav) a darlıkta, varlıkta, neşeli ve kederli zamanlarımızda, bize tercih yapıldığında dinleyip itaat etmeye, emirlik hususunda ehil olanlarla kavga etmemeye ve nerede olsak hakkı söyleyeceğimize, Allah hakkında hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayacağımıza beyat edip sözleştik. 

                K. Kerim 1400 seneden fazladır bu ümmete her zaman ve mekânda hitap etmeye ve şöyle emretmeye devam etmektedir:

‘’Ey iman edenler Allaha yardım edenlerden olunuz.’’

                Yanı Allah’ın yardımcıları olarak isimlenin. Bu şekilde olmaya devam edin. Ve buna sebat edin. Buradaki Allah’ın yardımcıları olun ilahi emir nidası müminler içindir. Müminlere bu sıfatlara bağlanıp bu yolda yürümeleri ve çalışmaları gerekir. Bu şekilde ister dini terbiyenin, eğitimin, ahlaki olgunluk ve ilmin olgunluğunun en üst seviyesine ulaşıp olmaları gereken bu sıfatlara kavuşmalarına delalet eder.

                Veya bunlar sözlerinde ve davranışlarında gidişatları ve inançları ile hak ve hukuk emirlerini yerine getirerek Allah’ın yardımcıları olur.   

                Yanı doğruluğu yerine getirirler. Doğru olmanın gereklerini hayatlarının bütün işlerinde yerine getirirler. O yerine getirmede belirgin bir duruştur. Bu duruş ile diğerlerinden ayrılırlar. Bu itikat ve yaşayış ile özel bir dereceye ulaşılır.

                Ayet-i Kerime de Allah Teala şöyle buyurur: 

‘’Ey iman edenler Allaha yardım edenlerden olunuz.’’ 

                Bu Allaha yardım edenlerin makamı bilmek ve beyan etmek gereklidir. Bu makama ulaşmanın yollarını ve bu makamı elde etmeyi izah etmekte gereklidir. Sanki iman edenler hal lisani ile bizler Allaha yardım edenlerden nasıl oluruz diye soruyorlar. Cevapta Ayette olduğu gibi Allah Teala şöyle buyuruyor.

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا اَنْصَارَ اللّٰهِ كَمَا قَالَ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيّٖنَ مَنْ اَنْصَارٖى اِلَى اللّٰهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ فَاٰمَنَتْ طَائِفَةٌ مِنْ بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ وَكَفَرَتْ طَائِفَةٌ فَاَيَّدْنَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا عَلٰى عَدُوِّهِمْ فَاَصْبَحُوا ظَاهِرٖينَ

Saf suresi61.14 – Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun.  Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler de, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.

Havarilik önceleri yaşamış Allah’ın yardımcılarından bir hal ve benzeri şekildir. İman eden kimselerin kendilerinden önce yaşayan Havarilerin Allah’ın yardımcıları oldukları gibi kendilerinin de Allah’ın yardımcıları olmaları gereklidir. O havariler Allah’ın yardımcıları, dininin yardımcıları, Nebisi İsa as Peygamberin yardımcısı idiler. Aynı şekilde Ey Müminler sizlerde Allah’ın yardımcıları Nebisi Muhammed’in sav in yardımcıları, Peygamberliğinin yardımcıları ve dininin yardımcıları olmanız, Allah’ı yoluna, tevhit inancına, Subhan olan Allah Teâlâ’nın kendisine halisane riyasız ibadet edilmesi size gereklidir. (Farzdır.)

                Müminlerin Allah’ın yardımcıları olmalarının nasıl olacağı hususunun bayanı geçen ayeti kerimelerden şu ayette gelmiştir. Allah Teâlâ’nın iman edenlere arz etme, teşvik etme ve önder olma yolu ile hitaben buyurduğu gibidir. 

                Ayet-i Kerime şudur:

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى تِجَارَةٍ تُنْجٖيكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَلٖيمٍ

Saf suresi 61.10 – Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?

                Bu ticaretten O müminlerin düşünceleri güçlü istekle kendilerine büyük para, kocaman kurtuluş ve kendisine ulaşılamayan kârın hangi şeyin olduğu sorusunu sorarlar. Allah Teala şöyle buyurur:

تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَتُجَاهِدُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Saf suresi 61.11 Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.

                Bu şekilde onlar kocaman kurtuluşa nail oldular. Dünya ve Ahiret başarısına ulaştılar.

                Sözümü söylüyorum. Benim ve sizin için Allahtan bağışlanmak istiyorum.

İKİNCİ HUTBE

‘’Ey iman edenler Allaha yardım edenlerden olunuz.’’ 

                Hamt alemlerin Rabbi Allaha aittir. Ey Allah im! İslam ve iman nimeti verdiğinden hamt ancak sana aittir. Yine bizleri ümmeti Muhammet’ten (Ona salat ve selam olsun) eylediğinden hamt sana aittir. Allahtan başka ilah olmadığına, tek olduğuna ve ortağı olmadığına şahitlik ederim. Ve yine muhakkak Hz. Muhammed’in Allah’ın cc. Kulu ve resulü olduğuna şahitlik ederim. Ey Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e, hane halkına ve sahabesine hepsine salat (dua), selam (esenlik) ve kutlu eyle. 

Besmele Allaha hamt ve Resulullaha salat ve selamdan ey Müslümanlar. 

                Yardım iki kısımdır. Birinci kısım hususi yardımdır: Bu hususi yardım ile Medineli Ensar dara ve imana yerleşti. Sahihi buhari de şu hadis rivayet edilir. 

(Zeyit b. Erkam dan rivayet edildi.)

)عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ قَالَتِ الأَنْصَارُ {يَا رَسُولَ اللَّهِ} لِكُلِّ نَبِيٍّ أَتْبَاعٌ، وَإِنَّا قَدِ اتَّبَعْنَاكَ، فَادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَ أَتْبَاعَنَا مِنَّا. فَدَعَا بِهِ(

‘’Ensar Ey Allah’ın Resulu! Her Nebinin bir tabi olanı vardır. Bizler sana tabi olduk. Allaha dua et de bizler sana tabi olanlardan olalım. Resulullah bu şekilde dua etti. Dediğini rivayet etti.

                Bu konuda şu rivayet vardır.

)مَرَّ أَبُو بَكْرٍ وَالْعَبَّاسُ – رضي الله عنهما – بِمَجْلِسٍ مِنْ مَجَالِسِ الأَنْصَارِ وَهُمْ يَبْكُونَ، فَقَالَ مَا يُبْكِيكُمْ قَالُوا ذَكَرْنَا مَجْلِسَ النَّبِيِّ – صلى الله عليه وسلم – مِنَّا. فَدَخَلَ عَلَى النَّبِيِّ – صلى الله عليه وسلم – فَأَخْبَرَهُ بِذَلِكَ – قَالَ – فَخَرَجَ النَّبِيُّ – صلى الله عليه وسلم – وَقَدْ عَصَبَ عَلَى رَأْسِهِ حَاشِيَةَ بُرْدٍ – قَالَ – فَصَعِدَ الْمِنْبَرَ وَلَمْ يَصْعَدْهُ بَعْدَ ذَلِكَ الْيَوْمِ، فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ، ثُمَّ قَالَ «أُوصِيكُمْ بِالأَنْصَارِ، فَإِنَّهُمْ كَرِشِي وَعَيْبَتِي، وَقَدْ قَضَوُا الَّذِى عَلَيْهِمْ، وَبَقِىَ الَّذِى لَهُمْ، فَاقْبَلُوا مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَتَجَاوَزُوا عَنْ مُسِيئِهِمْ»،

‘’Hz. Ebu Bekir ve Hz. Abbas (Allah cc onlardan razı olsun.) Ensara ait meclislerden birine uğradılar. Meclistekiler ağlıyorlardı. 

                -Kendilerine niçin ağladıklarını sordular.

                -Onlarda cevap verdiler.

                -Bizler Resulullahın sav. Bizim ile oturduğu meclisini hatırladık.’’

                Ebu Bekir de Nebi sav nin huzuruna girdi. Bu olayı kendisine anlattı. Hz. Ebu Bekir şöyle devam eder.

                Nebi sav bulunduğu yerden dışarı çıktı. Başına kenarı dikilmiş kendisini örten bir elbise dolamıştı.

                Ebu Bekir minbere çıktığını o günden sonra bir daha minbere çıkmadığını, Allaha hamt edip Allah’ı  övdüğünü sonra şöyle buyurduğunu söyledi.

                ‘’Ben size Ensar hakkında vasiyet ediyorum. Onlar benim göbek bağım ve kusuru olanlarımdır. Aleyhlerine olanlar geçmiştir. Kendi aleyhlerine olanlar bakı kalmıştır. İyilik ve güzelliklerini kabul ediniz. Kötü ve çirkin işlerinden vazgeçiniz.’’ 

                İkinci yardıma gelince oda genel yardımdır. Onlar her zaman ve mekânda olan Allah’ın orduları ve yardımcılarıdır. Allah Teala onlara iman etmeleri ile ve Resulü as tabi olmaları ile nimet verdi. Onlar müminlerden olan kardeşlerine yardım ederler.

Sahihi Buhari’de şu hadisi şerif mevcuttur.

 )عَنْ أَنَسٍ – رضى الله عنه – قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ – صلى الله عليه وسلم – «انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا». فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْصُرُهُ إِذَا كَانَ مَظْلُومًا، أَفَرَأَيْتَ إِذَا كَانَ ظَالِمًا كَيْفَ أَنْصُرُهُ قَالَ 

                Enes b. Malik (Allah ondan razı olsun) dan rivayet edildi. Hz. Enes şöyle dedi:

-Resulullah sav şöyle buyurdu: 

                -‘’Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım eyle.’’ Bir adam sordu. 

                -‘’Ey Allah’ın Resulü! Kardeşimiz mazlum ise ona yardım edelim. Kardeşimiz zalim olduğu zaman ona nasıl yardım edelim? Bu konuda görüşün nedir?

                Resulüllah cevap verdi. Şöyle buyurdu:

«تَحْجُزُهُ أَوْ تَمْنَعُهُ مِنَ الظُّلْمِ، فَإِنَّ ذَلِكَ نَصْرُهُ» 

                -‘’Zalim olan kardeşini zulmetmesinden alıkoy veya ona engel ol. Böyle yapman zalim olan kardeşine yârdim etmek olur.’’ 

                İmam En-Nisainin süneninde şu hadis vardır. 

)قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (كُلُّ مُسْلِمٍ عَلَى مُسْلِمٍ مُحَرَّمٌ أَخَوَانِ نَصِيرَانِ لا يقبل الله عز وجل من مشرك بعدما اسلم عملا او يفارق المشركين الى المسلمين(

Resulüllah sav şöyle buyurdu:

Birbirine yardım eden iki kardeş olan her Müslüman diğer Müslümana haramdır. Allah Müslüman olduktan sonra hiçbir müşrikten amel kabul etmez. Veya müşrikleri bırakıp Müslümanlara gelmedikçe. 

                İmam Ahmet’in müsnedin de şu hadis mevcuttur. 

)أن جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ وَأَبَا طَلْحَةَ بْنَ سَهْلٍ الأَنْصَارِيَّيْنِ يَقُولاَنِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- « مَا مِنِ امْرِئٍ يَخْذُلُ امْرَأً مُسْلِماً عِنْدَ مَوْطِنٍ تُنْتَهَكُ فِيهِ حُرْمَتُهُ وَيُنْتَقَصُ فِيهِ مِنْ عِرْضِهِ إِلاَّ خَذَلَهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِي مَوْطِنٍ يُحِبُّ فِيهِ نُصْرَتَهُ وَمَا مِنِ امْرِئٍ يَنْصُرُ امْرَأً مُسْلِماً فِي مَوْطِنٍ يُنْتَقَصُ فِيهِ مِنْ عِرْضِهِ وَيُنْتَهَكُ فِيهِ مِنْ حُرْمَتِهِ إِلاَّ نَصَرَهُ اللَّهُ فِي مَوْطِنٍ يُحِبُّ فِيهِ نُصْرَتَهُ ».

Cabir b. Abdullah ile Ebu Talha b. Sehl el-Ensari Rasulullah sav in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: ’’Her kim bir Müslümanı saygınlığının kaybolması, şerefinin elden gitmesi söz konusu olan bir yerde yardımsız bırakırsa, Allah da onu kendisine yardım edilmesini çok arzu ettiği bir yerde yalnız bırakır.

                Kim de bir müslümana şerefinin elden gitmesi ve saygınlığının yitirilmesi söz konusu olan bir yerde yardım ederse Allah da ona kendisine yardım edilmesini çok arzu ettiği bir yerde yardım eder.’’ 

                Yardım etmek iki kısma ayrılır. 

                Birinci kısım yardım; Övülüp methedilen yardımlaşmadır. O yardımlaşma da hakka yardım etmektir. Allah’ın kelamını yaymak için yapılan mücadeleye yapılan yardım, zulme uğrayana ve zayıf olana yapılan yardım gibi. 

                İkinci kısım yardım; Allah’ın kötüleyip zem ettiği yardımlaşmadır. O yardımlaşma da batıl olana ve zalim olana yapılan yardım etmektir. Haklı olduğu olmayan birisi olmadan yalnız asabiyet için yapılan mücadeleye yapılan yardım gibi.

 

Tarih: 21 Eylül 2024

                Tercüme Eden: İbrahim SIRMALI

(Emekli Müftü, İcazetli)

Hamidi İbrahem netten alıntıdır.

Zeki yıldız
2.10.2024 21:22:36
Muhterem İBRAHİM SIRMALI hocamızdan ALLAH razı ve memnun olsun . Bizlere tercümesini yapmış olduğu Arap menşeli yazarların kitaplarından istifade etme imkanı bahşetmiş mustefid olduk .Kendilerine müteşekkiriz . Sağ olsun var olsun ömrü uzun olsun .