Fatih Sultan KAR


FIKRA RİZELİNİN ÖZÜNDE VARDIR RİZE'DE YAŞANMIŞ FIKRA GİBİ OLAYLAR

e-mail: fatihsultan.kar@gmail.com - Web: www.fatifsultankar.com


Her gecen gün daha da kir­le­nen bir dün­ya­da güler yüzlü ka­la­bil­mek, ha­ya­ta ya­şa­na­bi­lir ta­ra­fın­dan ba­ka­bil­mek Ri­ze­li­le­rin özün­de var olan bir ni­te­lik. Rize’de ya­şan­mış fıkra gibi olay­la­rı der­le­me me­ra­kım Ha­ma­mi­za­de İhsan Trab­zon’da ve kendi çev­re­sin­de ya­şan­mış komik olay­la­rı der­len­di­ği ki­ta­bı ile ta­nış­mam­la bir­lik­te baş­la­dı. Ya­şa­dı­ğım çev­re­de ya­şan­mış fıkra gibi olay­la­rı der­ler­ken bir yan­dan da evvel za­ma­na dair ha­tı­ra­la­rı canlı ta­nık­la­rın­dan din­le­me san­sı­nı elde ettim. Dr. Kerim Var­dal, Vural Kaz­maz, Arif Su­ya­bat­maz, Yıl­maz Kar­tal, Yıl­maz Ara­yı­cı gibi güzel in­san­la­rı ta­nı­dım on­lar­dan ha­tı­ra­lar ya­şan­mış fık­ra­lar din­le­dim. Ve bu fık­ra­la­rı 2008 yı­lın­da ya­yın­la­nan “Rize’de Ya­şan­mış Fıkra Gibi Olay­lar” adıy­la kitap ha­li­ne ge­tir­dim. Şimdi bu ki­ta­bım­dan der­le­di­ğim bazı fık­ra­la­rı siz­ler­le pay­la­şı­yo­rum.
ALTTA DÖ­NER­SUN
Kırk Yalan İbra­him, Mi­şo­na Çay atöl­ye­si­nin ba­ra­ka in­şa­at­la­rı­nın ya­pı­mın­da bu­lun­du­ğu sı­ra­lar­da Kalaç Esat Dayı’nın ya­lan­cık­tan me­za­rı­nı yap­mış. Baş ta­ra­fın­da­ki tah­ta­ya da; “Kalaç Esat’ın ru­hu­na Fa­ti­ha” diye yaz­dır­mış. Biraz sonra Kalaç Esat çı­ka­ge­lin­ce “beni sağ­lı­ğım­da me­za­ra koyan herif kim­dir” diye sor­muş. “Kırk Yalan İbra­him de­miş­ler” ve İbra­him’i ça­ğır­mış­lar.
-Ula İbra­him! Hadi sağ­lı­ğım­da göm­dün beni ne ettun ettun bari baş ta­ra­fı­mı kıb­le­ye yap­say­dın.
-Sen bi yo­lu­nu bulur orda kıb­le­ye dö­ner­sin.
ŞADAN TUZCU’YA BÜ­YÜ­MÜ YAP­TI­LAR?
Bü­yüy­le yatıp bü­yüy­le kalk­tı­ğı­mız gün­ler­de ANAP mil­let­ve­ki­li Şadan Tuzcu bir yurt dışı ge­zi­si­ne çıktı. Gezi dö­nü­şü evin­de so­yu­nur­ken ce­ke­ti­nin iç ce­bin­de mor renk­li bir bez par­ça­sı buldu.
-Aman bu na neyin ne­si­dir? Yoksa bana da mı büyü yap­tı­lar? Te­la­şıy­la ter­ler­ken sa­lon­dan ka­rı­sı­nın sesi geldi.
-Şa­dan, ıs­mar­la­dı­ğım ku­ma­şı aldın mı?
KIRK YILDA BİR
Celal Me­mi­şoğ­lu esp­ri­li ve renk­li ki­şi­li­ğiy­le Rize’nin unu­tul­maz isim­le­ri ara­sın­da­ki ye­ri­ni al­mış­tır. Çok par­ti­li dö­ne­min baş­la­dı­ğı sı­ra­lar­da mebus se­çil­dik­ten sonra mem­le­ke­ti­ni unu­tan ve uzun zaman sonra Rize’ye gelen me­bus­lar­dan bi­ri­ni kar­şı­la­mak­ta biraz he­ye­can­lı ve il­ti­fat­ta mü­ba­la­ğa­lı dav­ra­nır. Mebus:
- Ne bu il­ti­fat? diye sorar. Celal hemen ce­va­bı ya­pış­tı­rır:
- Nasıl il­ti­fat et­me­ye­lim... Kırk yılda bir ge­li­yor­su­nuz.
YEN­GE­NUZ RAH­METLİ OLDU
Kalaç Esat evi­nin önüne çıkar, baş­lar sala oku­ma­ya (Rize’de ölüm olayı mey­da­na gel­di­ğin­de hemen sala oku­nur.) Köylü hemen top­la­nır ve so­rar­lar:
-Hay­ro­la kim vefat etti?
- Yen­ge­niz rah­met­li oldu di­ye­rek üzün­tü­sü­nü be­lir­tip ekler. Çay­luk­ta çay­la­run za­ma­ni ge­çecek, top­la­ya­cak da kimse yok, ce­na­ze­ye baş­la­sak çay karta ka­ça­cak. Hazır gel­du­nuz ha bu çayi beş dak­ka­da hal­le­de­lum, ce­na­ze kal­ka­na kadar... de­yin­ce tüm köylü bir anda çay­lı­ğa dalar ve çayı evin önüne yığar. Bir de ba­kar­lar ki yenge ayak­ta. On­la­rı kar­şı­la­yıp ik­ram­da bu­lu­nu­yor. Şaş­kın­lık­la bir­bir­le­ri­ne ba­kar­lar. Kalaç döner mil­le­te:
- Bak­tuk iku­muz bu çayi ebedi top­la­ya­ma­zuk, onun içun size bu oyini oy­na­yup işi bi­tur­duk.
NEV­ZAT MAH­MU­TOĞ­LU’NUN SİGA­RA­SI
Nev­zat ağa­be­yi­miz o kadar çok si­ga­ra içer ki sa­bah­le­yin si­ga­ra­sı­nı yakar ak­şa­ma kadar hiç sön­me­den devam eder. Çöp­çü­ler ma­hal­le­ye gel­miş­ler, yolu sü­pü­rü­yor­lar. Bi­ri­si bak­mış ki or­ta­lık iz­ma­rit dolu, ar­ka­da­şı­na dön­müş:
- Bu üstte kahve var ga­li­ba, çi­ka­lum birer çay içe­lum.
- Yok yok orasi evdur, sabah kal­kan­dan gece ya­ta­na kadar ci­ga­ra içer o demiş.
KAZ UÇAR­DA MAL­PETLİ UÇMAZ MI?
Rize’nin De­re­pa­za­rı il­çe­sin­de bir mezar taşı ya­zı­sı dik­kat çe­ki­yor: “350 metre kaya üze­rin­de­ki gür­gen­den at­la­yan Ameş­ka Yiğit Mus­ta­fa. Ölüm Ta­ri­hi :1850”
Ka­ya­nın yük­sek­li­ği yet­me­miş, bir de gür­ge­ne çık­mış Mus­ta­fa.
YAĞABİLİRDE YAĞ­MA­YABİLİRDE
Medet Ra­kı­cı, Yük­sek De­niz­ci­lik Oku­lun­dan ay­rıl­mış fakat de­niz­ci­li­ğe karşı olan sev­gi­si­ni kay­bet­me­miş­ti. Ar­ka­daş­la­rı onun bu ko­nu­da merak ve ka­bi­li­ye­ti­ni bil­dik­le­ri için bir gün hava tah­mi­nin­de bu­lun­ma­sı­nı is­ter­ler. O da ufuk­la­ra bakar bakar ve şu ce­va­bı verir:
--Ya­ğa­bi­lir de yağ­ma­ya­bi­lir de...
ÖĞ­RET­MEN AFKURİYİ
Şimdi İstan­bul’da Mali Mü­şa­vir olan hem­şeh­ri­miz Orhan Bil­gin öğ­ren­ci­lik yıl­la­rın­da De­re­pa­za­rı’nda il­ko­kul öğ­ret­men ve­kil­li­ği ya­pı­yor­du. Bir gün öğ­ren­ci­le­ri­nin gü­rül­tü­sü­ne mani ola­maz, ba­ğı­rır, ça­ğı­rır, ne­ti­ce yok. Der­ken sı­nı­fın en bü­yük­le­rin­den biri ayağa kal­kar ve ar­ka­daş­la­rı­na ba­ğı­rır:
-- Kesun se­su­nu­zi gör­me­yi mi­su­nuz öğ­ret­men iki sa­at­tur ne af­ku­ru­yi.
BİZ KİME UYDUK
Hem­şin­li Dehli Hoca, Er­zu­rum Müf­tü­lü­ğü’nden İstan­bul’a Darül Be­da-i ho­ca­lı­ğı­na ata­nır. İlim sa­hi­bi ol­du­ğu için ca­mi­ler­de de ders verir. Bir gün ca­mi­de ders ve­rir­ken vakit ge­cik­tir­miş ezan okun­muş, kamet ya­pıl­mış. Bak­mış­lar ki hoca yok. Dehli hoca orada, namaz kıl­dır­ma­yı ona tek­lif et­miş­ler ve kıl­dı­rıp çık­mış.
Rah­met­li Hamdi Da­nı­şoğ­lu da ora­day­mış ve çı­kın­ca dok­tor Talat Tolan’ın ba­ba­sı Galip ho­ca­ya:
-Ga­lip hoca nasıl namaz kıl­dın?
-Uy­dum imama, de­yin­ce...
-İmam? Dehri idi.
-Ne! Deh­ri­ye mi uyduk? Onun ab­des­ti yokti.
TUT­TU­NUZ
Ekrem Orhon Rize mil­let­ve­kil­li­ği­ne aday olur, se­çi­mi ka­za­na­maz. İkiz­de­re yo­lu­na baş koy­muş­tur. İkiz­de­re’ye gider. Tüm halk:
-Biz seni tut­tuk Reis baba diye ba­ğı­rır.
Ekrem Orhon:
-Evet tut­tu­nuz. Çiş ya­par­ken şe­yi­ni­zi tut­tu­ğu­nuz gibi...
PERHİZ
Milli gü­reş­çi Ne­ca­ti Mor­gül bir ara kal­bin­den ra­hat­sız­la­nır.
Dok­tor­lar kesin ve sıkı per­piz uy­gu­la­ma­sı­nı is­ter­ler. Ay­rı­ca is­ti­ra­hat ve yo­rul­ma­mak da var tabii.​Yemekle­rin ta­ri­fin­de iki adet ız­ga­ra köfte ve sa­la­ta var­dır, ke­sin­lik­le ağır yemek, fazla yemek yasak.
Ne­ca­ti ne yap­sın da­ya­na­maz. Dok­to­run ta­ri­fe­si­ni uy­gu­la­mak için ken­din­ce bir yol bulur: Yarım kilo kıy­ma­dan iki­yüz el­li­şer gram­lık iki köfte.
BİZ UŞAK DEĞİLİZ
De­mok­rat Parti dö­ne­min­de mu­ha­le­fe­ti tem­sil eden ve iki kez baş­ba­kan­lık yapan Hasan Saka’nın Trab­zon’dan gelen “Çekil” telg­ra­fı­na ce­va­bı:
“Trab­zon’dan gelen “Çekil” telg­ra­fı üze­ri­ne çe­kil­dim, 80 okka gel­dim.”
Hasan Saka, mec­lis kür­sü­sün­de ko­nu­şur­ken, “Ha bakun uşak­lar, ne di­ye­ce­ğum” de­yin­ce DP sı­ra­la­rın­dan “Biz uşak de­ği­liz” diye sa­ta­şır­lar. Saka, gayet sakin cevap verir:
“Tamam tamam la­fu­mi geri aldum. Bizum ora­la­ra­da yal­nuz er­kek­le­re uşak denur.”
İDARE EDUN
DP dö­ne­mi­nin renk­li ki­şi­lik­le­rin­den biri olan Hasan Tez, bir gün kür­sü­de ko­nu­şur­ken DP mil­let­ve­kil­le­ri laf atar­lar, il­ko­kul me­zu­nu ol­du­ğu­nu yü­zü­ne vu­rur­lar. Tez, Ka­ra­de­niz­li­le­re has hazır ce­vap­lı­lı­ğı ile:
“Be­ye­fen­di­ler, şu mec­lis­te tah­sil­siz olan iki ki­şi­yiz. Biri Genel Baş­kan, biri de ben, bizi de idare edin” der.
RİZELİ KON­YA­LI FARKI
Rize Eski Be­le­di­ye Baş­ka­nı rah­met­li Ekrem Orhon’a so­rar­lar:
-Kon­ya­lı ile Ri­ze­li ara­sın­da ne fark var­dır?
-Uşa­ğum ye­tiş­tir­dik­le­ri­ne bak an­lar­sun.
-Na­sıl yani?
-Kon­ya­lı buğ­day, Ri­ze­li misir ye­tiş­tu­rur.
-Eeee ne olur ye­tiş­ti­rin­ce?
-Ula ko­yar­sun kiz­gin sacun us­ti­ne buğ­da­yi, ne olur? Yanar, kav­ru­lur, kömur olur, sim­si­yah kalur. Ko­yar­sun mi­si­ri ayni sacun us­ti­ne, pat­lar, çat­lar, atlar gider. Bir tane bile kal­maz
ye­rin­de. İşte Ri­ze­li budur.
İŞ DEĞİL FİŞ İSTEDİM
Rize TV Haber mü­dü­rü Kemal Akçan te­le­viz­yo­nun­dan ay­rıl­mış, yine basın ca­mi­asın­da iş ara­mak­ta­dır.
Ar­de­şen’den hem­şeh­ri­si olan Çay TV Genel Yayın Yö­net­me­ni Arif Ak­mer­mer’e uğrar ve iş ister. Ak­mer­mer, ken­di­si­ne uygun bir işin ol­ma­dı­ğı­nı be­lir­tir. Ay­rı­ca bir­kaç yerde Kemal Akçan ben­den iş is­te­di, yar­dım­cı ola­ma­dım der. Buu du­ru­mu öğ­re­nen Akçan, bir gün Rize Be­le­di­ye Par­kın­da kar­şı­laş­tı­ğı Ak­mer­mer’e:
-Ben sen­den iş değil fiş is­te­dim, vergi iade­sin­de kul­la­na­cak­tım der.
OSMAN AMCA KISA KES
Kaç­kar TV’de atma türkü ya­rış­ma­sı­nın ya­pım­cı­lı­ğı­nı ve su­nu­cu­lu­ğu­nu yapan Osman Efen­di­oğ­lu hem faks hem de te­le­fon­la gelen is­tek­le­re cevap ver­mek­te­dir.
Yine bir akşam prog­ram nor­mal sü­re­si­ni hayli aş­mış­tır. Ana ku­man­da­da ça­lı­şan­lar bir not ya­za­rak uyar­mak is­ter­ler:
-Os­man amca kısa geç, eve gi­de­ce­ğiz, ya­za­rak ma­sa­sı­na bı­ra­kır­lar. Efen­di­oğ­lu istek san­dı­ğı notu alır ve konuk mü­zis­yen­le­re dö­ne­rek canlı ya­yın­da okur.
-Evet ar­ka­daş­lar “Osman amca kısa kes, eve gi­de­ce­ğiz” bu eseri han­gi­niz ses­len­di­recek?
KÖPEK BİLMEZ­SE
Ali Sırt­lı üni­ver­si­te­de okur­ken burs al­ma­sı için ken­di­si­ne kefil olan ar­ma­tör Ziya Kal­ka­van’ın evine git­me­si ge­re­kir. Saat do­kuz­da gel­me­si söy­le­nen Sırt­lı eve gelir, ama bah­çe­nin gi­ri­şin­de ko­ca­man bir kan­gal­la kar­şı­la­şır. Kork­tu­ğu için bir süre içeri gi­re­mez. Ziya Kal­ka­van du­ru­mu gö­rün­ce içe­ri­den ses­le­nir:
-Uşa­ğum ner­de­sun? Hane do­kuz­da ge­le­cek­tun?
-Bey amca ben do­kuz­da gel­dim ama bir sa­at­tir içeri gi­re­mi­yo­rum. Köpek bana hav­la­yıp du­ru­yor.
-Oğ­lum kork­ma bi şe etmez. Hem sen bil­me­yi misun ki hav­la­yan köpek isir­maz.
-Bey amca ben bil­me­si­ne bi­li­yo­rum da köpek bi­li­yor mu?