İbrahim Sırmalı


Hakikat ve Adaletin Standardı (Ayarı)

  Emekli Müftü - muftu.ibrahim@gmail.com


Şeyh Suud el-Şuraim -Allah onu korusun- Cuma hutbesinde "Mümin için Hakikat ve Adaletin Ölçütü Ayarı" başlığıyla, Kuran-ı Kerim'de çoğunluğun kınanmasından ve bir Müslümanın, anlayış ve rehberlikten yoksun bir şekilde taklitçi olmasının tehlikesinden bahsetti. Ve bunun örneklerini ve modellerini delillerini zikretti.

Birinci Hutbe

Hamd olsun Allah'a. O'nu övüyor, O'ndan yardım diliyor, O'ndan bağışlanma istiyor ve O'na tövbe ediyoruz. 

Nefsimizin şerrinden ve amellerimizin şerrinden Allah'a sığınıyoruz. Allah kimi hidayete erdirirse, kimse onu saptıramaz. Allah kimi sapıklığa düşürürse, kimse onu hidayete erdiremez. 

Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Şahitlik ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve elçisidir.

       Allah Teala şöyle buyurdu:

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِهٖ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

Al-i İmran suresi 3.102 Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.

Allah Teala şöyle buyurdu:

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذٖى خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثٖيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذٖى تَسَاءَلُونَ بِهٖ وَالْاَرْحَامَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقٖيبًا

Nisa suresi 4.1 Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.

Allah Teala şöyle buyurdu:

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدٖيدًا..يُصْلِحْ لَكُمْ اَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظٖيمًا

Ahzap suresi 33.70-71 Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resûlüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.

Şimdi gelelim asıl konuya:

En doğru söz Allah'ın kelamıdır. En iyi yol gösterici ise Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yol göstericiliğidir. Sünnetidir.

En kötü şeyler ise dinde yeni icat edilenlerdir. Dinde her yeni icat bid'attir. Ve her bid'at sapıklıktır. Müslümanlar topluluğuna bağlı kalın. Çünkü Allah'ın kudret eli toplulukla birliktedir.

Ey insanlar!

Hakikat ve bilgelik, her adil ve hakkaniyetli müminin, Yaratıcısına ve Efendisine iman eden, yaratılmışların değil, Allah'ın rızasını arayan ve her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan, her şeyi bilen, her şeyden haberdar olanın rehberliğinde hareket eden kimsenin kayıp hazinesidir. Zira Allah -şanı kendisine olsun- tek başına hakikate yönlendirendir.

Allah Teala şöyle buyurdu:

قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَائِكُمْ مَنْ يَهْدٖى اِلَى الْحَقِّ قُلِ اللّٰهُ يَهْدٖى لِلْحَقِّ اَفَمَنْ يَهْدٖى اِلَى الْحَقِّ اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ اَمَّنْ لَا يَهِدّٖى اِلَّا اَنْ يُهْدٰى فَمَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Yunus suresi 10.35 De ki: "Allah'a koştuğunuz ortaklarınızdan hakka iletecek olan bir kimse var mı?" De ki: "Hakka Allah iletir." Öyle ise, hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa iletilmedikçe doğru yolu bulamayan kimse mi? Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?"

Bu samimi mümin için hakikat ve adaletin ölçütü, takip etme ve itaat etme kriteri, Yüce Allah'ın kendi benzerleri hakkında söylediği şu buyruğudur. Ayetidir.

رَبَّنَا اٰمَنَّا بِمَا اَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدٖينَ

Al-i İmran suresi 3.53 "Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik ve Peygamber'e uyduk. Artık bizi (hakikate) şahitlik edenlerle beraber yaz."

Bu, gözleri cazip hayaletlere, çöl seraplarına aldanmayan, kalbi süsleme veya aldatmacaya kapılmayan, ayırt edebilen mümindir. 

Kalbi, Allah'ın nuruyla gören ve günahın müminin kalbinde gizli olduğunu ve insanların bunu bilmesinden nefret ettiğini anlayan samimi müminin kalbidir. Rabbinin kendisini gördüğüne dair sağlam inancı sayesinde, Rabbine sanki O'nu görüyormuş gibi davranır.

O halde, bunu yaparken azlık veya çokluk meselesine önem vermez. Hakikatten sapan büyük kalabalık tarafından aldanmaz. Doğru yolda olan küçük azınlık tarafından da rahatsız olmaz.

Ve böylesine bilge bir kişiye, Rabbinin takdiriyle, meselenin öncesinde ve sonrasında Allah'ın elinde olduğunu, nihai amacın yalnızca Allah'ı memnun edecek şey olacağını ve sonunda hataya düşen kimse için büyük çoğunluğun şefaatçi olmayacağını kesin, doğru ve mutlak bir şekilde bilme yeteneği bahşedilmiştir.

"Çoğunluk için ölüm bir rahmettir" şeklindeki meşhur söz hiçbir işe yaramayacaktır. Çünkü ölüm, Yüce Allah'ın, ulusların liderleri, soyluları ve tiranları Cehenneme ateşe atıldıklarında söyledikleri sözleri anlamaktadır:

       Allah Teala şöyle buyurdu:

وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِى الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Zuhruf suresi 43.39 Onlara, "(Bu temenniniz) bugün size asla fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız" denir.

Bazı cahil insanlar, çoğunluğun hakikat ve doğruluğun ölçüsü, azınlığın ise hatanın ve hakikatten sapmanın ölçüsü olduğuna yanlışlıkla inanmışlardır. 

Bu, yanlış bir varsayımdır ve savunucularının Rableri huzurunda hiçbir delilleri yoktur. Çünkü hakikat, takipçileri az olsa bile, müritlerinde değil, delillerinde ve kanıtlarında boldur. Çoktur.

Çok sayıda takipçi kişi tabi olduğu deliline hakikatine bir şey katmaz. Az sayıda takipçisi de onu o delili bir zerre bile azaltmaz. Hakikat insanlarla ölçülmez, aksine insanlar hakikatle ölçülür.

Dileyen Allah'ın buyruğunu okuyabilir:

وَاِنْ تُطِعْ اَكْثَرَ مَنْ فِى الْاَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ

Enam suresi 6.116 Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.

Rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sallam) şöyle buyurmuştur: 

وقد صحَّ أن النبي - صلى الله عليه وسلم - قال: «عُرِضَت عليَّ الأمم، فجعل يمرُّ النبي معه الرجل، والنبي معه الرجلان، والنبي معه الرهط، والنبي ليس معه أحد»؛ رواه البخاري ومسلم.

       “Ümmetler bana gösterildi. Bir peygamber tek adamla, bir peygamber iki adamla, bir peygamber bir toplulukla ve bir peygamber de yalnız başına geçti.” 

(Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.)

İşte az takipçiyle ümmetle gelen peygamberler. Hatta bazılarının hiç takipçisi ümmeti olmayanlar. Nuh -aleyhisselam- kavmi arasında bin yıldan elli yıl eksik kaldı ve Allah onun hakkında şöyle buyurdu:

حَتّٰى اِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فٖيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ اٰمَنَ وَمَا اٰمَنَ مَعَهُ اِلَّا قَلٖيلٌ

Hud suresi 11.40 Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh'a dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle." Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti. 

Ümmet olarak bu küçük sayı, onların peygamberlik nebilik ve resul olmalarında herhangi bir eksikliğin kanıtı değildi. Tıpkı muhaliflerinin ve onlarla aynı fikirde olmayanların çokluğunun, doğru yolda olduklarının kanıtı olmadığı gibi. Yanlış yolda olmalarını da engellemezdi.

İşte bu yüzden Allah cc, Firavun ve takipçilerinin ona tabi olan kalabalığı hakkında şöyle buyurmuştur:

يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَ وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ

Hud suresi 11.98 Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası!

Allaha karşı görevini yerine getirmekte yetersiz kalan her ihmalkâr insanın mazeretinin, insanların çoğunun şunu yaptığını, bunu söylediğini veya buna inandığını savunması gerçekten üzücüdür! Onların tek ölçütü, doğru olan ve kanıtlarla delillerle desteklenen şey değil, insanların büyük çoğunluğunun ne yaptığıdır.

Bu, Allah’ın -yüce olan- Musa'nın Firavun'la olan diyaloğunda, onu Yaratıcısının birliğine çağırdığı sırada çürüttüğü Firavunvari bir argümandır. Delildir. 

Kur’an-i Kerimde Firavun Musa’ya şöyle dedi:

قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُولٰى

Taha suresi 20.51 Firavun, "Ya geçmiş nesillerin hâli ne olacak?" dedi.

Yani: Önceki milletlerin büyük çoğunluğu ne olacak? Siz doğru yolda ilerlerken onlar mı yanlış yoldaydı? Yine Firavun şöyle dedi:

قَالَ اَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ اَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسٰى

Taha suresi 20.57 Şöyle dedi: "Ey Mûsâ! Sihrin ile bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?"

Bunu yapan kişi, bağımsızlık duygusundan yoksun, aptal, kararsız ve akıldan yoksun biridir. Liderliğini akla değil düşmana teslim etmiş, niteliğe nasıl değil niceliğe ne kadar fazlaya odaklanmış bir safdildir.

İbn Mesud (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir:

وقد قال ابنُ مسعود - رضي الله عنه -: "لا يكوننَّ أحدُكم إمَّعةً تقول: إنما أنا مع الناس؛ إن اهتدَوا اهتديتُ، وإن ضلُّوا ضللتُ، ألا ليُوطِّننَّ أحدُكم نفسَه على إن كفر الناس ألا يكفُر".

 “Hiçbiriniz, ‘Ben ancak insanlarla birlikteyim; eğer onlar doğru yola girerse ben de doğru yola girerim. Eğer onlar saparsa ben de saparım’ diyenlerden olmasın. Aksine, her biriniz, eğer insanlar inkâr ederse, kendisinin inkâr etmeyeceğine karar versin.”

Ey Allah'ın kulları! Gerçek mümin, insan kalabalığına, sürekli düzeltme ve çürütme çabalarına ve çoğunluğun inandığının doğru, azınlığın inandığının yanlış olduğu iddiasına aldanmaz.

İbn Kuteybe -Allah ona rahmet etsin- böyle bir şeyi çok güzel tarif etmiştir. Şöyle buyurmuştur: “İnsanlar kuş sürüleri gibidir. Biri diğerini takip eder. 

Eğer birisi peygamberlik iddiasında bulunsa, Allah'ın Resulü -Allah'ın salat ve selamı ona olsun- peygamberlerin sonuncusu olduğunu bilseler bile, ya da birisi ilahlık iddiasında bulunsa, yine de insanlardan takipçiler ve destekçiler bulur.” İşte sözlerinin sonu. -Allah ona rahmet etsin.

Bu nedenle, ey Allah'ın kulları! Yüce Rabbimiz'in Kitabına ve içinde bulunanlara bakarsak, dinin birçok alanında gerçeği belirlemek için çoğunluğun güvenilir bir ölçüt olmadığına dair deliller ayetler bulacağız. 

İman konularına gelince, Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

وَمَا اَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنٖينَ

Yusuf suresi 12.103 Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir.

Hakikat ve hakikatin kabulü konusunda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

لَقَدْ جِئْنَاكُمْ بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ

Zuhruf suresi 43.78 Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmayanlarsınız.

Allah Teala savaş ve savunmaya ilişkin olarak da şunları buyuruyor. 

اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ وَاِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْ وَلَنْ تُغْنِىَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْپًا وَلَوْ كَثُرَتْ وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِنٖينَ

Enfal suresi 8.19 (Ey inkârcılar!) Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (peygambere karşı gelmekten) vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. Çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.

Allah Teala şöyle buyurdu: 

لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ فٖى مَوَاطِنَ كَثٖيرَةٍ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ اِذْ اَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْئًا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِرٖينَ

Tevbe suresi 9.25 Andolsun, Allah birçok yerde ve Huneyn savaşı gününde size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet (bozularak) gerisin geriye dönüp kaçmıştınız.

Şükran şükür konusuna gelince, Allah -şanı yüce olsun- şöyle buyuruyor:

يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَاءُ مِنْ مَحَارٖيبَ وَتَمَاثٖيلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍ اِعْمَلُوا اٰلَ دَاوُدَ شُكْرًا وَقَلٖيلٌ مِنْ عِبَادِىَ الشَّكُورُ

Sebe suresi 34.13 Cinler, Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davûd ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır.

Mali işlemlere gelince, Allah (celle celaluhu) şöyle buyurmaktadır:

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِهٖ وَاِنَّ كَثٖيرًا مِنَ الْخُلَطَاءِ لَيَبْغٖى بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلٖيلٌ مَا هُمْ 

Sad suresi 38.24 Davud dedi ki: "Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır." Dâvûd, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. 

İmanın sağlamlığı konusunda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ

Yusuf suresi 12.106 Onların çoğu Allah'a ancak ortak koşarak inanırlar.

Alamet ve deliller ışığında öğüt ve tefekkür konusuna gelince, Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنٖينَ

Şuara suresi 26.8 Şüphesiz bunlarda (Allah'ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoğu inanmamaktadırlar.

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزٖيزُ الرَّحٖيمُ

Şuara suresi 26.9 Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

Ey Allah'ın kulları! Bu ayetlerde İslam'ın çoğunluğa bakış açısının birçok açıdan olumsuz olduğunu görüyoruz. 

Bunun nedeni, çoğunluğun dikkate alınması ve güvenilmesi için temel teşkil etmemesidir. Zira böyle bir güven, bozulmaya ve Allah'ın doğru yolundan sapmaya yol açar. Ve hakikati delillerinden ziyade insanlara emanet etmek anlamına gelir.

Aynı zamanda, İslam'ın az sayıdaki insanı küçümsemediğini, hatta birçok yerde övdüğünü veya az sayıdaki insanın Allah'ın Kitabında övdüğü kişiler arasında olduğunu görüyoruz. Bu da, ey mümin! Yalnız olsan bile imanın sayesinde çoksun demektir. 

Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

اِنَّ اِبْرٰهٖيمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلّٰهِ حَنٖيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ

Nahl suresi 16.120 Şüphesiz İbrahim, Allah'a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi. Allah'a ortak koşanlardan değildi.

Yüce Allah iman konusunda şöyle buyurmuştur:

ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلٖينَ..وَقَلٖيلٌ مِنَ الْاٰخِرٖينَ

Vakıa suresi 56.13-14 Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir.

Savaş ve savunma konusunda, Allah'ın şanı yüce olsun. Şöyle buyurmuştur:

فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ مُبْتَلٖيكُمْ بِنَهَرٍ فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنّٖى وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَاِنَّهُ مِنّٖى اِلَّا مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهٖ فَشَرِبُوا مِنْهُ اِلَّا قَلٖيلًا مِنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ قَالُوا لَا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهٖ قَالَ الَّذٖينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا اللّٰهِ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلٖيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثٖيرَةً بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِرٖينَ

Bakara suresi 2.249 Tâlût, ordu ile hareket edince, "Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka." dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) "Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: "Allah'ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir."

Ey Allah'ın kulları! Vardığımız sonuç şudur ki, daha önce belirtilenlerden de anlaşıldığı üzere, bolluk ve çokluk hakikatin ölçüsü değildir. Ne de bir insana ahlaki ve imana dayalı değerini kazandırmanın bir aracıdır. 

Bununla birlikte, bolluk ve çokluk, yasal olarak kabul edilen sınırlarını aşmadığı ve istenen amaca uygun olduğu zaman övülebilir. 

Örneğin, Allah yolunda büyük miktarlarda para harcayanlar, fakirler, muhtaçlar, yetimler ve yolcular için Yaratıcı'ya -şanı yüce olana - şükran sunmak  şükürler olsun demek gibi.

Öte yandan, azınlığın birçok yerde ilahi övgü bağlamında yer aldığını fark ediyoruz. Çünkü bu, çoğunluğun büyük sayıları nedeniyle en layık ve doğru olanlar olduklarını sanarak onları yoldan çıkarmayı reddetmenin gerçek ifadesidir. 

Bu nedenle, az sayıda takipçi ümmet, az miktarda para ve az sayıda savaşçı, peygamberlerin onları, çok sayıda rakipleri ve düşmanları karşısında ödülü, zaferi ve gücü hak eden hakikat ve doğruluk insanları olarak tanımlamalarına engel olmamıştır.

Ebu Bekir'in -Allah ondan razı olsun- mürtedlerle mücadele savaş konusunda haklı olması ona zarar vermedi. Kendisi tek başına olmasına rağmen mürtetlere İslam’dan dönenlere hakikatte çoğunlukta oldu. Onlara savaş açarak galip geldi.

Ahmed ibn Hanbel'in Kur'an'ın yaratılmışlığı doktrini hakkındaki tartışmada haklı olması ona zarar vermedi. Kendisi tek başına bir kişiydi, ama gerçek anlamda görüşü ile birçok kişiydi.

ما أكثرَ الناس لا بل ما أقلَّهُمُ 

اللهُ يعلمُ أني لم أقُل فنَدًا 

Ne kadar çok insan var! Hayır, ne kadar az!

Allah biliyor ki yalan söylemedim. 

إني لأفتحُ عيني حين أفتحُها 

على كثيرٍ ولكن لا أرى أحدًا 

Gözlerimi açtığımda çok insan görüyorum, ama hiç kimseyi görmüyorum.

Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sallam) şöyle buyurduğunda nekadar doğruyu söylemiştir:

ولقد صدق رسولُ الله - صلى الله عليه وسلم -؛ حيثُ يقول: «إنما الناسُ كالإبل المائة لا تكادُ تجِدُ فيها راحِلة»؛ رواه البخاري ومسلم.

"İnsanlar yüz tane deveye benzer. İçlerinde binmeye uygun bir tanesini bulmak neredeyse imkansızdır." 

(Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.)

Allah cc, Kur'an ve Sünnet ile hem beni hem de seni mübarek kılsın. Ve ayetleri, zikri ve hikmetiyle hem bana hem de sana fayda versin. 

Söylediklerimi söyledim. Eğer doğruysa, Allah'tandır; eğer yanlışsa, benden ve şeytandandır. Allah'tan bağışlanma diliyorum. Çünkü O bağışlayandır.

İkinci vaaz

Yalnız Allah'a hamd olsun. Kendisinden sonra peygamber olmayana Hz. Muhammed’e Allah'a salat ve selam eylesin.

Ve sonrasında: Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve bilin ki, gökler ve yer hak adalet üzerine kurulmuştur. Öyleyse, nerede olurlarsa olsunlar. Hak, adalet ve hak ehlinin peşinden gidin. 

Ve Hz. Ali'nin (Allah ondan razı olsun) şu sözünü hatırlayın: 

وتذكَّروا قولَ علي - رضي الله عنه -: "لا تزيدُني كثرةُ الناس حولي عزَّةً، ولا تفرُّقهم عني وحشةً".

"Çevremdeki insanların çokluğu şerefimi artırmaz, onlardan ayrı kalmam da beni yalnızlaştırmaz."

Öyleyse, doğru yolda kendinizi yalnız hissetmeyin. Çünkü o yolda yürüyenler azdır.

Öyleyse bilin ki, ey Allah'ın kulları! Allah -yüce olan- Kitabında insanların çoğunun durumunu şu sözüyle ayeti ile açıklamıştır:

يَسْئَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰیهَا قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّٖى لَا يُجَلّٖيهَا لِوَقْتِهَا اِلَّا هُوَ ثَقُلَتْ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَا تَاْتٖيكُمْ اِلَّا بَغْتَةً يَسْئَلُونَكَ كَاَنَّكَ حَفِىٌّ عَنْهَا قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

Araf suresi 7.187 Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir." Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar."

Allah Teala şöyle buyurdu:

مَا جَعَلَ اللّٰهُ مِنْ بَحٖيرَةٍ وَلَا سَائِبَةٍ وَلَا وَصٖيلَةٍ وَلَا حَامٍ وَلٰكِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَاَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ

Maide suresi 5.103 Allah, ne "Bahîre", ne "Sâibe", ne "Vasîle", ne de "Hâm" diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat, inkâr edenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı da ermez.

Allah Teala şöyle buyurdu:

المر تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ وَالَّذٖى اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ

Rad suresi 13.1 Elif Lâm Mîm Râ.  İşte bunlar Kitab'ın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar.

Allah Teala şöyle buyurdu:

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ خَرَجُوا مِنْ دِياَرِهِمْ وَهُمْ اُلُوفٌ حَذَرَ الْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ اللّٰهُ مُوتُوا ثُمَّ اَحْيَاهُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ

Bakara suresi 2.243 Binlerce kişi oldukları hâlde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara "ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.

Allah Teala şöyle buyurdu: 

وَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ اَنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ اَنْ يُصٖيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَاِنَّ كَثٖيرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ

Maide suresi 5.49 Aralarında, Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur'an'ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.

Bunun tek çaresi, ey Allah'ın kulları! Aklın Allahtan gelen bilgiyi takip etmesidir. 

Allah Teala şöyle buyurdu:

وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ وَمَا يَعْقِلُهَا اِلَّا الْعَالِمُونَ

Ankebut suresi 29.43 İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar.

 ومن علِم فقد عقَل، ومن عقَل آمنَ فشكرَ، ونأى بنفسه عن الفسق والانحراف، ولذا فإن من وقع في الفسق فإن ذلك بسبب نُقصان واحدٍ من هذه الأمور؛ إما عدمُ العلم، أو عدمُ العقل، أو عدمُ الإيمان، أو عدمُ الشكر. وهذا كلُّه مُحبِطٌ للثبات والفلاح؛ لأن هلاكَ الأمم إنما يكونُ بالفسق المُقصِي للعلم، والعقل، والإيمان، والشكر،

Bu misalleri bilgi sahibi olan anlar. Anlayan inanır ve şükreder. Böylece ahlaksızlıktan ve sapkınlıktan uzak durur. 

Dolayısıyla, ahlaksızlığa düşen kişi, bu şeylerden birinde eksiklikten dolayı düşer. Ya bilgi eksikliği, ya anlayış eksikliği, ya inanç eksikliği ya da şükran eksikliği. 

Bütün bunlar azmi ve başarıyı baltalar. Çünkü milletlerin yıkımı ancak bilgi, anlayış, inanç ve şükranı ortadan kaldıran ahlaksızlık yoluyla gelir.

       Allah Teala şöyle buyurdu:

وَاِذَا اَرَدْنَا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً اَمَرْنَا مُتْرَفٖيهَا فَفَسَقُوا فٖيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْمٖيرًا

İsra suresi 17.16 Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de  onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.

Akıl, Allahtan gelen bilgi, inanç-itikat ve şükran duygusunun varlığı, şüphesiz ki, ulusun bütünlüğünü korumak amacıyla tavsiye verme ve reform yapma konusunda temsil edilen mutlak bir değer yaratır.

       Allah Teala şöyle buyurdu:

وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ

Hud suresi 11.117 Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helâk etmez.

       Allah Teala şöyle buyurdu:

اَمْ نَجْعَلُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدٖينَ فِى الْاَرْضِ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقٖينَ كَالْفُجَّارِ

Sad suresi 38.28 Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkan arsızlar gibi mi tutacağız?

Allah Teala şöyle buyurdu:

كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا اٰيَاتِهٖ وَلِيَتَذَكَّرَ اُولُوا الْاَلْبَابِ

Sad suresi 38.29 Bu Kur'an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

Ve dua edin -Allah size rahmet etsin- yaratılmışların en hayırlısı ve insanlığın en temizi olan Hz. Muhammed bin Abdullah için, Cennette Havuz sahibi ve Şefaatçi olan için. 

Çünkü Allah size bir konuda emir vermiştir. Bu emirde, önce Kendisiyle başlamış, sonra O'nun kutsallığını yücelten melekleriyle devam etmiş ve sonra da sizinle -ey müminler devam etmiştir. 

Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِىِّ يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلٖيمًا

Ahzap suresi 33.56 Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar.  Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.

اللهم صلِّ وسلِّم وزِد وبارِك على عبدك ورسولك محمدٍ، صاحبِ الوجهِ الأنور، والجَبين الأزهَر، وارضَ اللهم عن خلفائه الأربعة: أبي بكرٍ، وعُمر، وعثمان، وعليٍّ، وعن سائر صحابةِ نبيِّك محمدٍ - صلى الله عليه وسلم -، وعن التابعين، ومن تبِعَهم بإحسانٍ إلى يوم الدين، وعنَّا معهم بعفوك وجودك وكرمك يا أرحم الراحمين.

Ey Allah'ım! Kulun ve Resulün Muhammed'e, en parlak yüze ve en aydınlık alına sahip olana, salât ve selam gönder. Onu artır ve bereketlendir. Ve ey Allah'ım! Onun dört halefinden - Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali'den - ve Peygamberin Muhammed'in - salât ve selamı ona olsun - bütün sahabelerinden ve onları kıyamet gününe kadar iyilikle takip edenlerden ve bizlerle birlikte onlardan, bağışlaman, cömertliğin ve iyiliğinle razı ol. Ey merhametlilerin en merhametlisi.

اللهم أعِزَّ الإسلام والمسلمين، اللهم أعِزَّ الإسلام والمسلمين، اللهم أعِزَّ الإسلام والمسلمين، واخذُل الشركَ والمشركين، اللهم انصُر دينَكَ وكتابَكَ وسنةَ نبيِّك وعبادَكَ المؤمنين.

Ey Allah'ım! İslam'a ve Müslümanlara şan ver. Ey Allah'ım! İslam'a ve Müslümanlara şan ver. Ey Allah'ım! İslam'a ve Müslümanlara şan ver ve şirki ve müşrikleri alçalt. Ey Allah'ım! Senin dinine, kitabına, Peygamberinin sünnetine ve mümin kullarına zafer ver.

اللهم فرِّج همَّ المهمومين من المُسلمين، ونفِّس كربَ المكروبين، واقضِ الدَّيْن عن المدينين، واشفِ مرضانا ومرضَى المُسلمين برحمتك يا أرحم الراحمين.

Ey Allah'ım! Merhametinle Müslümanlar arasında sıkıntı çekenlerin sıkıntısını gider. Istırap çekenlerin acısını hafiflet. Borçluların borçlarını kapat ve hem bizim hastalarımızı hem de Müslümanlar arasında hasta olanları iyileştir, ey merhametlilerin en merhametlisi.

اللهم آمِنَّا في أوطاننا، وأصلِح أئمَّتنا وولاة أمورنا، واجعل ولايتنا فيمن خافك واتقاك واتبع رضاك يا رب العالمين.

Ey Allah’ım! Yurtlarımızda bize güvenlik ver. Önderlerimize ve üzerimizdeki yetkililere doğru yolu göster. Ve yönetimimizi senden korkan, seni hatırlayan ve senin rızanı bekleyenlerin ellerine bırak, ey âlemlerin Rabbi.

اللهم وفِّق وليَّ أمرنا لما تحبُّه وترضاه من الأقوال والأعمال يا حيُّ يا قيُّوم، اللهم أصلِح له بطانته يا ذا الجلال والإكرام.

Ey Allah’ım! Yöneticimizi sözlerinde ve eylemlerinde sevdiğin ve hoşnut olduğun şeylere yönlendir, ey Yaşayan, ey Kendiliğinden Var Olan. Ey Allah’ım! Onun iç çevresini onun için doğru kıl, ey Azamet ve Şeref Sahibi.

اللهم أصلح أحوال إخواننا المُسلمين في سائر الأوطان، اللهم كن لإخواننا المسلمين المُضطهدين في دينهم في سائر الأوطان، اللهم انصرهم في بُورما وفي سوريا وفي بلاد المسلمين يا رب العالمين، اللهم عجِّل لهم بالنصر والفرَج، واجعل شأن عدوِّهم في سِفال، وأمرَه في وَبال يا ذا الجلال والإكرام.

Ey Allah'ım! Bütün ülkelerdeki Müslüman kardeşlerimizin durumunu iyileştir. Ey Allah'ım! Bütün ülkelerde dinleri yüzünden zulüm gören Müslüman kardeşlerimizin yanında ol. Ey Allah'ım! Onlara Miyanmar'da, Suriye'de ve Müslüman topraklarında zafer ver, ey âlemlerin Rabbi. Ey Allah'ım! Zaferlerini ve kurtuluşlarını hızlandır. Düşmanlarının işlerini rezil bir hale getir ve durumlarını felakete çevir, ey Azamet ve Şeref Sahibi.

Allah Teala şöyle buyurdu:

وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Bakara suresi 2.201 Onlardan, "Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru" diyenler de vardır.

Yüce Rabbimiz. Onların tarif ettiklerinden münezzeh olan Allah'a hamd olsun. Peygamberlere de selam olsun. Son duamız ise, âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.

Tercüme Tarih: 13.Ocak.2026 

Tercüme Eden: İbrahim SIRMALI 

(Emekli Müftü, İcazetli) 

Yayınlayan: Dr. Sad bin Abdullah El-Hamid

Yayın Tarihi: 27.12.2013 

Konu: Hakikat ve Adaletin Standardı (Ayarı) 

Okuyan: Eş-Şeyh Suud Eş-Şerim

Okunduğu Tarih: 20.10.1433 Hicri

Okunduğu Yer: Mescidi Haram

https://www.alukah.net/sharia/1220/page

dan alıntıdır.