Her binanın bir temeli vardır.
İslam’ın temeli de güzel ahlâktır.
Edep ve hayânın dinimizdeki yeri çok mühimdir.
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
“İman edenler arasında hayasızlığın, kötülüğün yayılmasını isteyenler (ve sevenler) için dünyada da, ahirette de elim bir azap vardır.” [Nûr, 19]
Allahü teladan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayasızlık da imanın zayıf olduğuna alâmettir.
Hadis-i şerifte; “Hayânın azlığı küfürdendir.” buyuruldu.
Yâni hayâsız kimse, zamanla küfre kadar gidebilir.
Hayâ, imanın esasındandır.
Hayâsı olan Allahtan utandığı için, günahtan çekinir.
İnsanlardan utanmayan Allahtan da utanmaz.
İnsanlardan utanarak günahı gizlemek de hayâdandır.
İnsanlardan utananın, Allahü teladan da utandığı anlaşılır.
Çünkü hadis-i şerifte; “Allahtan sakınan, insanlardan da sakınır.” buyuruluyor.
Müminin, önce Allahü teladan hayâ etmesi gerekir.
Bunun için, ibadetlerini sıdk ile ihlâs ile yapmalıdır.
Hayâ, günahlarını, kabahatlerini göstermemeye denir.
İbadetlerini başkalarına göstermekten hayâ etmek câiz değildir.
Bunun için, vaaz vermekten ve emr-i marûf ve nehy-i münker yapmaktan [Ehl-i sünnet kitaplarını yaymaktan] hayâ etmek câiz değildir.
“Hayâ imandandır.” hadis-i şerifindeki hayâ, kötü, günah şeyleri göstermekten utanmak demektir.
Allahü telanın verdiği bütün nimetlerde, nimeti vereni görmeli, daima O’nun huzurunda olduğunu düşünmeli, meselâ; otururken, yatarken, edebe riayet etmelidir. Yerken, içerken, konuşurken, okurken, yazarken ve her çeşit iş yaparken, bütün bunların Allahü telanın kudretiyle yapıldığını, bütün işlerde, O’nun emrine uyup yasak ettiklerinden sakınmayı düşünmelidir.
İmam-ı Rabbani hazretleri, “Edebi gözetmek, zikirden üstündür.
Edebi gözetmeyen Allaha kavuşamaz.” buyuruyor.
Bâzı İslâm âlimleri buyuruyorlar ki:
Güzel ahlâk; güler yüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir.
Güzel ahlâkın en azı, meşakkatlere göğüs germek, bütün insanlara karşı şefkatli olmaktır.
Kısacası Müslüman, hasreti çekilen insan demektir.
Kaynak: Prof. Dr. Ramazan Ayvallı
