Fatih Sultan KAR


Kızıldere Katliamının 50. Yılında ARDEŞEN ÖCELİ CİHAN ALPTEKİN CİHAN VARSA BANA BİR ŞEY OLMAZ

Deniz Gez­miş için Rize çok özel­di.


Baba ta­ra­fı Rize İkiz­de­re Cimil'den “Gez­mi­şo­ğul­la­rı” sü­la­le­sin­den ge­li­yor­du. Ata­la­rı, Orta Asya’dan göçen Oğuz Türk­le­ri­nin bir kolu ola­rak Ana­do­lu’ya gel­miş ve Rize’nin İkiz­de­re ka­za­sı­na bağlı Cimil’e yer­leş­miş. “Gez­mi­şo­ğul­la­rı” bu köy­ler­den Baş­köy’de ya­şa­mış, ti­ca­ret ve ta­rım­la uğ­raş­mış­lar. Bir de Ar­de­şen il­çe­si­nin Öce (Ye­ni­yol) kö­yün­den Cihan Alp­te­kin, onun için çok de­ğer­liy­di. Her fır­sat­ta “Cihan var­ken bana bir şey olmaz” di­yor­du.
Oy Cihan Bizim Cihan
    Ka­ra­de­niz aslan yü­rek­li ço­cu­ğu Cihan Alp­te­kin, 1947 yı­lın­da Rize’nin Ar­de­şen il­çe­si­nin Öce (Ye­ni­yol) kö­yün­de doğdu. Tem­muz 1969'da Fi­lis­tin'e gi­de­rek El-Fe­tih kamp­la­rın­da diğer ar­ka­daş­la­rıy­la bir­lik­te as­ke­ri eği­tim aldı. Tür­ki­ye'ye dö­nü­şün­den bir süre sonra ya­ka­lan­dı ve hapse atıl­dı. Kasım 1971'de tu­tuk­lu bu­lun­du­ğu Mal­te­pe As­ke­ri Ce­za­evi’nden THKP-C li­der­le­ri Mahir Çayan ve Ulaş Bar­dak­çı ile bir­lik­te tünel ka­za­rak firar etti. Ocak 1972'de Hü­se­yin İnan, Deniz Gez­miş ve Yusuf Aslan'ı idam­dan kur­ta­ra­bil­mek ama­cıy­la Mahir Çayan'la An­ka­ra'da bir araya geldi ve ortak eylem ka­ra­rı alın­dı. Ya­pı­lan plan ge­re­ği THKO ve THKP-C Fatsa'da ortak ka­rar­gâh kurdu ve Ünye'deki NATO üs­sün­de gö­rev­li İngi­liz tek­nis­yen­ler ka­çı­rı­la­rak Kı­zıl­de­re'ye gö­tü­rül­dü. Re­hi­ne­le­re kar­şı­lık idam­la­rın dur­du­rul­ma­sı ta­lep­le­ri kabul edil­me­di. Kı­zıl­de­re'de sak­lan­dık­la­rı yerin tes­pit edil­me­si­nin ar­dın­dan CIA ko­or­di­nas­yo­nuy­la ger­çek­le­şen bir ope­ras­yon­da, kıs­tı­rıl­dık­la­rı evde bom­ba­la­na­rak öl­dü­rül­dü­ler. Ka­çı­rı­lan NATO ele­man­la­rı açı­lan ateş so­nu­cu Mahir Çayan ile bir­lik­te öl­müş­ler­dir.
Ab­la­sı Nuran Alp­te­kin Ke­pe­nek’in ka­le­min­den Cihan Alp­te­kin
    Rize ili Ar­de­şen il­çe­si Öce (Ye­ni­yol) kö­yün­de­niz. Cihan çok ço­cuk­lu bir aile­nin dör­dün­cü ço­cu­ğu­dur. Dokuz kar­de­şiz. Babam Mur­gul Bakır İşlet­me­le­ri’nde işçi ola­rak ça­lı­şı­yor­du. Annem köy iş­le­ri­ni yü­rü­tü­yor­du. As­lın­da yü­rü­tü­yor­duk demek daha doğru. Köy iş­le­ri ancak el­bir­li­ğiy­le ba­şa­rı­la­bi­lecek iş­ler­di. Bir to­ru­nu­muz var. Cihan’ımı­zın adını ta­şı­yor. Annem ilk kez, “Cihan” adını onun­la ağ­zı­na aldı.
“Cihan doğ­du­ğun­da kıt­lık vardı.”
    Cihan, doğ­du­ğun­da İkinci Dünya Sa­va­şı’nın olum­suz­luk­la­rı ya­şa­nı­yor­du. Kö­yü­müz o yıl­lar­da açlık sı­nı­rın­da ya­şı­yor­du. En­ge­be­li ara­zi­ler­de yi­ye­ce­ği­ni üret­mek köylü için ka­çı­nıl­maz­dı. Ve biz ailecek çok ça­lış­mak zo­run­day­dık. Cihan bu nok­ta­da aile­nin as­lın­da kar­deş­le­rin için­de aile­ye en çok katkı yapan kar­deş­ti. An­ne­si­nin ve büyük ab­la­mı­zın yü­kü­nü ha­fif­let­mek için elin­den ge­le­ni ya­par­dı. Çok ça­lış­kan­dı. Ara­mız­da yaş farkı az ol­du­ğu için biz çoğu zaman bir­lik­te koş­tu­ru­yor­duk. Ben­siz bir yere git­mek­ten hoş­lan­maz­dı. Ağaç­lar­dan meyve top­lar­ken bile beni gö­tü­rür­dü. Ve küçük kar­de­şi­miz­le bir­lik­te beni yaka paça ağaca çı­ka­rır­lar­dı. Bir­lik­te meyve top­lar­dık.
“Hal ve gidiş notu fe­nay­dı.”
    Okul­da çok ça­lış­kan­dı. Fakat hak­sız­lı­ğa uğ­ra­dı mı Cihan’ı kimse tu­ta­maz­dı. Hak­kı­nı ara­mak için bazen sal­dır­gan­la­şır­dı. Bu ne­den­le hal ve gidiş diye bir not vardı kar­ne­miz­de;     Cihan’ın o notu fe­nay­dı. Babam bu du­ru­ma üzül­mez­di. Cihan’ın haklı ol­du­ğu­nu bi­lir­di. Her zaman da haklı olur­du. Onda ada­let duy­gu­su ve vic­dan çok ge­liş­miş­ti.
“Annem; Cihan’ı korur ve şı­mar­tır­dı.”
    Kaç yı­lın­da aile­den koptu ve üni­ver­si­te­ye geldi? Hangi dö­nem­de po­li­ti­ze ol­ma­ya baş­la­dı? Li­se­yi bi­tir­di­ğin­de İstan­bul Hukuk’a girdi. Po­li­ti­ze ol­ma­sı ise ço­cuk­luk yıl­la­rı­na da­ya­nır. Babam si­ya­set­le il­gi­len­mek­ten hoş­la­nır­dı. Kö­yü­müz ge­le­nek­sel ola­rak CHP’ye oy ve­rir­di. Evde sü­rek­li, İnönü, Ata­türk ve Cum­hu­ri­yet dev­rim­le­ri tar­tı­şı­lır­dı. Köyün öğ­ret­me­ni ma­hal­le­miz­de otu­rur­du. Ak­şam­la­rı bize ge­lir­di. Ay­rı­ca köyde köy ens­ti­tü­le­rin­de oku­yan bir­kaç genç vardı. Onlar yaz ta­ti­li­ne gel­dik­le­rin­de in­san­lar top­la­nır, si­ya­set ya­par­lar­dı. Yakup, o ağa­bey­ler­den bi­riy­di. Cihan, on­la­rın bu tar­tış­ma­la­rı­na tanık olur­du ço­ğun­luk­la. Si­ya­si bi­linç onda böyle oluş­tu. Sonra ağa­be­yim (Ali Rıza) çok iyi bir okur­du. Yakup’tan ki­tap­lar alır, sü­rek­li okur­du. Biz de o evde ol­ma­dı­ğın­da, Cihan’la onun ki­tap­la­rı­nı giz­li­ce alır okur­duk. Bize ver­mez­di, ki­tap­la­rın zarar gö­re­ce­ğin­den kor­kar­dı ağa­be­yi­miz. O da şimdi An­ka­ra’da, ede­bi­yat öğ­ret­me­ni. O köy iş­le­ri­ne hiç yar­dım et­mez­di, fakat sü­rek­li okur­du. Annem onu korur ve şı­mar­tır­dı. Biz de onu kıs­ka­nır­dık. Bu ne­den­ler­le Cihan, İstan­bul’a git­ti­ğin­de bir şey­le­rin az da olsa far­kın­day­dı.
Ame­ri­kan em­per­ya­liz­mi­ne karşı mü­ca­de­le
    Onu zi­ya­ret et­ti­ğim­de ba­şı­mız­da iki si­lah­lı jan­dar­ma vardı. Ko­nuş­ma­la­rı­mız aile­miz­le il­gi­li şey­ler olmak zo­run­day­dı. Her­ke­si tek tek sordu. Beni yıl­lar­dır ilk kez gö­rü­yor­du. Bir­bi­ri­mi­zi çok öz­le­miş­tik. Sü­rek­li beni ko­nuş­tur­du. Bana do­ku­na­rak, saç­la­rı­mı ok­şa­ya­rak özlem gi­der­di. Mini bir el­bi­se vardı üze­rim­de, be­nim­le dalga geçti. Ta­ma­men Ame­ri­ka­lı­ya ben­zi­yor­sun dedi. Ona Ame­ri­kan si­ga­ra­la­rı gö­tür­müş­tüm. On­la­rı alır­ken çok mah­cup oldu. Almak is­te­me­di. Çünkü ha­re­ket­le­ri­nin özünü, Ame­ri­kan em­per­ya­liz­mi kar­şıt­lı­ğı oluş­tu­ru­yor­du. O ra­hat­sız­lı­ğı­nı du­yum­sa­dı­ğım­da çok üzül­düm. Ama iş işten geç­miş­ti. Dört yıl­dır gör­mü­yor­dum. Fakat sü­rek­li ya­zı­şı­yor­duk. Ona katkı yap­ma­ya ça­lı­şı­yor­duk: Hem maddi hem de dü­şün­sel katkı. Dü­şün­sel kat­kı­yı Yakup ya­pı­yor­du el­bet­te. Ona sü­rek­li yasal çiz­gi­nin dı­şı­na çık­ma­ma­la­rı ge­rek­ti­ği­ni ya­zı­yor­du. O da ko­şul­la­rın onu bu çiz­gi­nin dı­şı­na ite­bi­le­ce­ği­ni ya­zı­yor­du.
“Sus Ame­ri­ka­lı her­ge­le!”
    Fi­lis­tin’e eği­ti­me git­ti­ği yaz, ben kısa bir ta­ti­le gel­dim. İstan­bul’da beni kar­şı­la­dı. Önder altı ay­lık­tı. Be­bek­le ge­li­yor­dum. Ha­va­ala­nın­da Önder’i ku­cak­la­dı. Ona “Na­sıl­sın Ame­ri­ka­lı?” dedi. Önder ağ­la­yın­ca “Sus! Ame­ri­ka­lı her­ge­le!” dedi. Onu sevdi. Onun­la oy­na­dı ve beni orada diğer ak­ra­ba­la­rı­mı­za bı­rak­tı. Be­nim­le köye ge­le­me­ye­ce­ği­ni söy­le­di. Ne­de­ni­ni sor­dum. An­la­ta­ma­ya­ca­ğı­nı söy­le­di. Meğer Fi­lis­tin’e gi­de­cek­miş. 1968 ola­rak ha­tır­lı­yo­rum.
Bana dü­rüst­lü­ğü sen öğ­ret­tin anne
    O yazı Fi­lis­tin’de ge­çir­di­ği­ni, biz yıl­lar sonra öğ­ren­dik. Biz­den her şeyi sak­la­dı­ğı­nı se­zin­li­yor­duk. Sü­rek­li söy­le­di­ği bir şey vardı: “Benim ne kadar haklı ol­du­ğu­mu ile­ri­de an­la­ya­cak­sı­nız.” An­ne­me dönüp, “Bana dü­rüst­lü­ğü öğ­ret­tin. Ben de so­nu­na kadar dü­rüs­tüm anne. Bana güven,” di­yor­du. Onu sü­rek­li vaz­ge­çir­me­ye ça­lı­şı­yor­du. Annem inat­tır. Gön­der­me­mek için elin­den ge­le­ni yaptı. Fakat Cihan, “Geri dö­nü­şüm yok anne,” di­yor­du. Tabii İstan­bul’a dön­me­si­ni is­te­mi­yor­du. Hatta bir am­ca­mız geldi ve “Jan­dar­ma­ya haber ve­re­lim. Cihan’ı tu­tuk­la­ta­lım. Gi-de­me­sin İstan­bul’a” diye plan bile ya­pıl­dı. Cihan hiç kim­se­nin bek­le­me­di­ği kadar kısa kaldı ve döndü. Ben öyle bir oyu­nun için­de asla ol­maz­dım. Fakat ak­ra­ba­la­rı­mız böyle dü­şü­nü­yor­lar­dı. Bazen bu plan “keşke tut­say­dı” de­di­ğim olu­yor. Belki ya­şı­yor olur­du...
“Hadi işi­ni­ze gidin”
    lk önem­li tu­tuk­la­ma An­ka­ra’da Ad­li­ye Sa­ra­yı’nda gö­ze­tim al­tın­da olan Deniz (Gez­miş) ve ar­ka­daş­la­rı­nı çı­kart­mak için gös­te­ri ya­par­lar­ken ger­çek­le­şi­yor ama çok kal­ma­dan çı­ka­rı­lı­yor­lar. Orada kal­dık­la­rı sü­re­ce bun­la­ra yi­yecek bir şey ver­mi­yor­lar. Yıl 1969 son­ba­ha­rı. Sonra 1970 Mayıs’ında Sağ­mal­cı­lar’a gi­ri­yor­lar. Cihan de­fa­lar­ca tu­tuk­lan­dı. Fakat ilk tu­tuk­lan­ma­lar hep kısa sü­re­liy­di. Ka­mu­oyu bu genç­le­re soğuk bak­mı­yor­du. Yap­tık­la­rıy­la halk­la içi­çe­li­ği­ni art­tı­rı­yor­du. Ev­ler­de genç­le­ri­mi­zin re­sim­le­ri, ası­lıy­dı. Hal­kın gün­de­mi­ni onlar oluş­tu­ru­yor­du. Doğal ola­rak ha­kim­ler de, “Sizi ya­ra­maz­lar; bir daha yap­ma­yın. Hadi işi­ni­ze gidin,” gibi tatlı azar­lar­la on­la­rı bı­ra­kı­yor­lar­dı. Ne zaman ki ege­men güç­ler vu­ru­cu güç­le­riy­le genç­le­rin kar­şı­sı­na di­ki­lip on­la­rı yok etme ope­ras­yon­la­rı­na baş­la­dı. Genç­le­rin ka­mu­oyu des­te­ği hızla yok olma sü­re­ci­ne girdi.
“Ağ­zın­dan kan sı­zı­yor­du.”
    On­la­ra des­tek veren as­ke­ri güç­ler, ön­ce­lik­le çe­şit­li yol­lar­la yok edil­di. Basın, her türlü ara­cıy­la genç­le­ri çir­kin ni­te­len­dir­me­ler­le aşa­ğı­la­ma­ya baş­la­dı. Çünkü dış güç­ler içe­ri­de­ki yan­daş­la­rıy­la karşı sal­dı­rı­ya geçti. İlk uzun tu­tuk­la­nı­şı Sağ­mal­cı­lar Ce­za­evi’ne gi­ri­şi oldu. Ora­dan da Bursa Ce­za­evi’ne nak­le­dil­di­ler. Fakat Dev-Genç’in ku­ru­lu­şu bu uzun tu­tuk­la­ma­lar­dan ön­cey­di. 1971’de Cihan’ın Mil­li­yet Ga­ze­te­si’nde ağ­zın­dan kan sızan res­mi­ni gö­rün­ce ben artık orada du­ra­maz oldum ve hemen iki­miz de dön­dük. Cihan Te­kir­dağ’da ya­ka­lan­mış­tı. Ve çok hır­pa­lan­mış­tı. Gel­di­ği­miz­de Mal­te­pe Ce­za­evin­dey­di 1971 Ha­zi­ran ayı... 12 Mart 1971 muh­tı­ra­sı sü­re­cin­de Cihan; emek­li bir ko­mi­ser­den ki­ra­la­dık­la­rı evde ka­çak­tı. Çünkü “Bal­yoz Ha­re­ka­tı” baş­la­tıl­mış­tı ve tüm ile­ri­ci ke­sim­ler tu­tuk­lan­may­la karşı kar­şı­ya­dı­lar. Ve as­ker­ler eve ge­lir­ler. Se­nar­yo böyle şe­kil­len­di­ril­miş­tir. As­ker­ler ge­lir­ler ve ye­me­ği çok masum bir et­kin­lik ola­rak de­ğer­len­di­rir­ler ve Cihan’lar kur­tu­lur­lar tabii. O anlık teh­li­ke­den kur­tu­lur­lar. Cihan mo­to­sik­let kul­lan­ma­yı öğ­ren­mek ister. Ve Te­kir­dağ ka­çı­şı; pla­nı­nın ilk adı­mı­dır bu adım. Sonra Tay­fun Ci­nem­re ile bir­lik­te bir mo­to­sik­let­le yola çı­kar­lar. Yal­nız yola çıkış bir başka ar­ka­da­şı­nın evin­den ger­çek­le­şir. Cihan’ın ya­ka­lan­ma­sın­da bir ihbar ola­bi­le­ce­ği de bazı ar­ka­daş­la­rın­ca söy­len­mek­te­dir. Fakat ne kadar doğru bi­li­ne­mez. İhbar varsa “Ben ihbar ettim,” demez kimse. Ben Ame­ri­ka’day­dım. Te­kir­dağ’da ya­ka­la­nı­şın­dan sonra dön­düm Tür­ki­ye’ye. Fakat Cihan her zaman ya­şa­mı­mız­day­dı. Hapis gün­le­rin­de sü­rek­li aile­nin her fer­diy­le ya­zı­şır­dı. Ce­za­evin­de ya­pı­la­cak en iyi iş bu.
Cihan’ım öl­dü­rül­müş, ben yı­kıl­mış­tım
    An­ka­ra’da evim­dey­dim. Rad­yo­nun ba­şın­day­dık. O zaman radyo ha­ber­le­ri daha sü­rek­liy­di. Te­le­viz­yon­da ha­ber­ler çok sey­rek ve­ri­li­yor­du. Ve ya­şa­mı­mız acı do­luy­du. Gelen her te­le­fon çalan her zil sanki Cihan’ın ölüm ha­be­ri­ni ve­re­cek­miş­çe­si­ne bir dü­şün­ce­ye kap­tı­rı­yor­du beni. Canlı yayın gibi. Bütün aile gö­zal­tın­day­dık. Ha­be­ri rad­yo­dan duy­duk. Ben yı­kıl­mış­tım. Köye gitme plan­la­rı ya­pıl­dı. Sam­sun’dan ablam ve eniş­te­mi de ala­cak­tık. Bir araba ayar­la­dık. Mi­ni­büs gibi bir şeydi. Sam­sun’a git­ti­ğim­de ba­ba­mın Cihan’ı almak için Nik­sar’a git­ti­ği ha­be­ri­ni aldım. Fakat babam daha önce dav­ra­nıp Cihan’ı al­ma­ya köye git­miş­ti, biz köye var­dı­ğı­mız­da. Köye git­ti­ği­miz­de köy tık­lım tık­lım­dı. Jan­dar­ma köyün ana yo­lu­nu kes­miş­ti. İnsan­lar dağ yol­la­rın­dan ge­li­yor­lar­dı. O yol­lar­dan gel­mek çok zordu. Ama ça­re­siz­di­ler.
Keşke bizim de Cihan’ımız olsa
    Ba­ba­an­nem kar­deş­le­rim yıkık du­rum­day­dı­lar. Ağa­be­yim zor izin alıp geldi. Tüm kar­deş­le­rim pe­ri­şan­dı. İş bana düştü. Ayak­ta dur­mak zo­run­day­dım. On­la­ra yar­dım­cı olmak zo­run­day­dım. Ara sıra tar­la­la­ra kaçıp ağ­lı­yor­dum. On­la­rın ya­nın­da hiç ağ­la­ma­dım. İnsan kay­nı­yor­du or­ta­lık... Ta­nı­ma­dı­ğı­mız o kadar insan ge­li­yor­du ki. Bizim kö­yü­müz çok ko­nuk­se­ver­dir. O ge­len­le­rin hep­si­ne köy­lü­ler yemek pi­şir­di ve ne­le­ri var, ne­le­ri yok or­ta­ya koy­du­lar. O arada radyo on­la­rın ce­na­ze na­ma­zı­nın kı­lın­ma­ma­sı­nı öne­ri­yor­du. Onlar öne­re­mez­ler, tav­si­ye edi­yor­lar­dı. Köyün imamı on­la­rı la­net­le­ye­rek Cihan için ce­na­ze na­ma­zı kıl­dır­dı. Gelen in­san­lar ge­nel­de an­ne­mi ve ba­ba­mı şöyle te­sel­li edi­yor­lar­dı: “Eşref, Ayşe, keşke bizim de Cihan gibi bir oğ­lu­muz olsa...” Böyle di­yor­lar­dı. Bir de Cihan’ı kaçak genç­ler­den biri, dağ­lar­dan ge­le­rek zi­ya­ret etti ve ta­bu­tu ba­şın­da uzun uzun kaldı. Kim­sey­le ko­nuş­ma­dı ve döndü. Bizim kül­tü­rü­müz­de öl­dük­ten sonra is­te­ye­nin Cihan’ı gör­me­sin­de bir sa­kın­ca yok­tur. Tabii kar­de­şi ola­rak onu gör­mek benim en doğal hak­kım­dı. Cihan tabii delik de­şik­ti. Kur­şun iz­le­ri ve pat­la­yan bomba par­ça­cık­la­rı­nın ya­rat­tı­ğı çu­kur­lar vardı vü­cu­dun­da. Cihan’a bak­mak is­te­yen­ler bak­tı­lar. Buna engel olun­maz bizim kül­tü­rü­müz­de. Ben onu o kadar çok öptüm ki…
Cihan Alp­te­kin’in şi­ir­le­rin­den:
Hayat
Ge­çi­yor gün­ler yavaş yavaş
Sa­ni­ye­ler da­ki­ka­lar
Sa­at­ler ve gün­ler
Ve ni­ha­yet…
    Haf­ta­lar aylar se­ne­ler
    Zaman sanki bir poy­raz
    Sonra hızlı esen bir lodos
    Gibi ge­çi­yor artık
Çağ­la­ya­rak akan bir dere gibi
Önüne durak gel­mez­ce­si­ne gi­di­yor
Fakat…
    En so­nun­da önüne durak olan
    Bir mezar ko­ya­ca­ğız.

Cihan Alp­te­kin
Rize Li­se­si
5ed A, No: 698
Kayıp
    Dağda kayıp
    Şe­hir­de kayıp
    Rü­yam­da kayıp
    Ne kayıp bilir misin sev­gi­lim
Hayır...
Genç­li­ğim kayıp
    Cihan Alp­te­kin
    Rize Li­se­si
    5ed A, No: 698
Aşkım
Dur sev­gi­lim
Gelen, geldi gitti
Kimse at­ma­dı beş kuruş dahi
Benim kay­bol­maz der­di­me

    Git­tim he­ki­me
    Dedi yok bu ilaç­tan
    Dedim bi­raz­cık olsun
    Ver bana o ilaç­tan
    Döndü geri
    Göz­le­ri dolu dolu oldu
    Dedi ne var oğlum
    Dedim ilaç, ilaç
    Der­di­me der­man ola­cak ilaç
    Dedi ki yok yok.
            Cihan Alp­te­kin
            Rize Li­se­si
            5ed A, No: 698