İbrahim Sırmalı


Malın Fitnesi Şekli ve Tedavisi Nasıldır

Emekli Müftü - muftu.ibrahim@gmail.com


Bi­rin­ci Hutbe
    Hamt âlem­le­rin Rabbi Allah’a ait­tir. Ey Allah’ım! İslam ve iman ni­me­ti ver­di­ğin için hamt sana ait­tir. Bizi üm­me­ti Mu­ham­met’ten (sav) ey­le­di­ğin için hamt sana ait­tir. Al­lah­tan başka ilah ol­ma­dı­ğı­na, tek ol­du­ğu­na ve eşi ol­ma­dı­ğı­na şa­hit­lik ede­rim. Mu­ham­met’in Allah’ın kulu ol­du­ğu­na ve Re­su­lü ol­du­ğu­na şa­hit­lik ede­rim. Ey Allah’ım! Mu­ham­met üze­ri­ne salat ve selam eyle. Onu mü­ba­rek eyle. Hane hal­kı­na ve ar­ka­daş­la­rı­na hep­si­ne salat ve selam eyle. Bun­dan sonra. Ey Müs­lü­man­lar! Alla hu Teâlâ muh­kem aye­tin­de bu­yu­ru­yor. Allah bu­yu­ran­la­rın en doğru söy­le­ye­ni­dir:
وَاعْلَمُوا اَنَّمَا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ اَجْرٌ عَظٖيمٌ
Enfal Su­re­si 8.28 - Bilin ki mal­la­rı­nız ve çoluk ço­cu­ğu­nuz birer de­ne­me ara­cı­dır. Allah ka­tın­da ise büyük bir mü­kâ­fat var­dır. Alla hu Teala bu­yur­du:
فَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَا ثُمَّ اِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِنَّا قَالَ اِنَّمَا اُوتٖيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ بَلْ هِىَ فِتْنَةٌ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Zümer sü­re­si 39.49 - İnsana bir zarar do­kun­du­ğun­da bize yal­va­rır. Sonra ona ta­ra­fı­mız­dan bir nimet ver­di­ği­miz­de, "Bu, bana ancak bil­gim sa­ye­sin­de ve­ril­miş­tir" der. Hayır, o bir im­ti­han­dır. Fakat on­la­rın çoğu bil­mez­ler. Alla hu Teala bu­yur­du:
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنٖينَ وَالْقَنَاطٖيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ
    Al-i İmran su­re­si 3.14 - Ka­dın­lar, oğul­lar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, da­var­lar ve ekin­ler gibi nef­sin şid­det­le ar­zu­la­dı­ğı şey­ler in­sa­na süslü gös­te­ril­di. Bun­lar dünya ha­ya­tı­nın ge­çim­li­ği­dir. Oysa asıl va­rı­la­cak güzel yer ancak Allah'ın ka­tın­da­dır.
قُلْ اَؤُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْ لِلَّذٖينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ بَصٖيرٌ بِالْعِبَادِ
Al-iİmran 3.15 - De ki: "Size, on­lar­dan daha ha­yır­lı­sı­nı haber ve­re­yim mi? Allah'a karşı gel­mek­ten sa­kı­nan­lar için Rab­le­ri ka­tın­da, için­den ır­mak­lar akan, için­de ebedî ka­la­cak­la­rı cen­net­ler, ter­te­miz eşler ve Allah'ın rı­za­sı var­dır." Allah, kul­la­rı­nı hak­kıy­la gö­ren­dir. İmam Tir­mi­zi Sünen ki­ta­bın­da sahih senet şu ha­di­si şe­ri­fi ri­va­yet etti.
(عن كعب بن عياض قال سمعت اللنبي صلى الله عليه وسلم يقول ان لكل امة فتنة وفتنة امتى المال)
‘    ’Ka’b b. İyaz dan ri­va­ye­te göre Re­su­lul­lah sav den şöyle der­ken işit­miş­tir. ’’Her üm­me­tin bir fit­ne­si var­dır. Benim üm­me­ti­min fit­ne­si ise mal­dır.’’ İslam kar­deş­le­ri. Mu­hak­kak bu üm­me­te Allah’ın rah­me­tin­den­dir. O da Sub­ha­ne­hu ve Teâla haz­ret­le­ri bu üm­me­te ya­kın­da kar­şı­la­şa­cak­la­rı ve maruz ka­la­cak­la­rı fit­ne­le­ri haber ver­me­si­dir. On­la­ra ko­run­ma­la­rı­nın ve sa­vun­ma­la­rı­nın yo­lu­nu gös­ter­di. Haber bize Rab­bi­mi­zin ki­ta­bın­dan ve Ne­bi­miz Mu­ham­met sav in sün­ne­tin­de geldi. Haber ve­ri­len ve üm­me­tin içine düş­tü­ğü bu fitne mal fit­ne­si­dir. Mal fit­ne­si de­ni­lin­ce ne an­lı­yo­ruz. Mal adam­la­rın bo­yun­la­rı­nı zelil eden­dir. Mal il­ke­le­ri de­ğiş­ti­rir. Mal dünya iş­le­rin­de her­ke­si ko­nuş­tu­rur. Mal hak­sız yol­dan elde edi­lin­ce dünya ve din iş­le­ri­ni bozar. Allah Sub­ha­ne­hu Teala bize malın in­san­la­rı sev­gi­siy­le boz­du­ğu zaman dünya şeh­vet­le­rin­den bir şeh­vet ol­du­ğu­nu haber ver­miş­tir. Alla hu Teâla şöyle bu­yur­du:
اَلْمَالُ وَالْبَنُونَ زٖينَةُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ اَمَلًا
    Kehf su­re­si 18.46 - Mal­lar ve ev­lat­lar, dünya ha­ya­tı­nın sü­sü­dür. Baki ka­la­cak Salih amel­ler ise, Rab­bi­nin ka­tın­da, sevap ola­rak da ümit ola­rak da daha ha­yır­lı­dır. Allah celle ve ala in­sa­nın mala olan ha­li­ni şöyle bu­yur­du.
وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا
    Fecir su­re­si 89.20 - Malı da pek çok se­vi­yor­su­nuz. İnsan­la­rın ço­ğun­lu­ğu biz­den ön­ce­ki asır­lar­da malın fit­ne­si­ni an­la­mış­tır. Re­su­lül­lah sav üm­me­ti­ni malın fit­ne­sin­den uyar­mış­tır. Sa­hi­heyn hadis ki­ta­bın­da bu var­dır. Amir bin af el en­sa­ri ra­di­yal­la­hu and ri­va­yet olun­du ki, Allah re­su­lü sav. Ebu ubey­de B. Cer­ra­hi cizye mal­la­rı­nı ge­tir­mek üzere bah­rey­ne gön­der­di. Ebu ubey­de cizye mal­la­rı­nı ala­rak bah­reyn­den me­di­ne­ye gel­di­ğin­de ensar Ebu Ubey­de­nin ge­li­şi­ni işit­ti­ler. Allah re­su­lü ile bir­lik­te sabah na­ma­zı­na gel­di­ler. Allah re­su­lü sabah na­ma­zı­nı kılıp ay­rı­lın­ca sa­ha­be­ler hemen onun önüne ko­şuş­tu­lar. Allah re­su­lü on­la­rı bu halde gö­rün­ce gü­lüm­se­di sonra: “Öyle sa­nı­yo­rum ki siz­ler, Ebu Ubey­de­nin bah­reyn­den bir şey­ler ge­tir­di­ği­ni duy­du­nuz.” diye bu­yur­du. Sa­ha­be­ler: Evet ya Re­su­lül­lah de­di­ler bunun üze­ri­ne Allah re­su­lü: “O halde se­vi­nin ve sizi se­vin­di­recek şeyi umu­nuz! Al­la­ha yemin edi­yo­rum ki, bun­dan sonra sizin adı­nı­za fa­kir­lik­ten kork­mu­yo­rum fakat sizin için dün­ya­nın siz­den ön­ce­ki­le­re se­ril­di­ği gibi size de se­ril­me­sin­den ve on­la­rın dünya için ya­rış­tık­la­rı gibi sizin de ya­rış­ma­nız­dan, dün­ya­nın on­la­rı helak et­ti­ği gibi sizi de helak et­me­sin­den kor­ku­yo­rum bu­yur­du.” Bun­dan do­la­yı­dır ki bu­ra­da şüphe yok. Mu­hak­kak bu dün­ya­da mal ha­ya­tı sar­ma­la­yan bir bağ­dır. Mas­la­hat­la­rı elde etmek için onun ile yar­dım alı­nır. Dünya da men­fa­at­le­ri elde etmek için ondan yar­dım alı­nır. Bu ken­di­ne yar­dım etmek için olur. Aile­ye yar­dım etmek için olur. İnsan­lar­dan di­len­me­mek için olur. O malı Allah rı­za­sı için hayır iş­le­rin­de infak üzere ka­za­nı­lır. O hayır ile Allah’ın yar­dı­mı ile ahi­re­ti­ne fayda verir. Bu kimin kastı olur­sa, ma­lı­nı ko­rur­sa, bu malda Ha­lı­kı Sub­ha­ne­hu Te­ala­nın hakkı var­dır. Kul­la­rın hakkı var­dır. Malı sebep eder. İbadet yap­mak üzere kişi onun ile yar­dım talep eder. Onun ile ha­yır­lı iş­le­rin art­ma­sı­nı sağ­lar. Bu dav­ra­nı­şın mey­ve­si Allah’ın izni ile kur­tu­luş olur. Felah olur. Re­su­lül­lah sav şöyle bu­yur­du:
(نعم المال الصالح للمرء وفى رواية العبد الصالح)
‘    ’Salih ki­şi­ye bir (ri­va­yet­te kul olana) Salih (ha­yır­lı) mal ne kadar da gü­zel­dir.’’ Bu ha­di­si şe­ri­fi İmam Ahmet ri­va­yet etti. İmam El­ba­ni bu ha­di­sin sahih ol­du­ğu­nu söy­le­di. Ancak mal bi­rik­tir­mek­le kasti; kö­tü­lük, meşru yol­dan sa­par­sa, mal bi­rik­tir­me­de­ki dü­şün­ce­si yasak olan şey­le­ri yap­mak olur­sa; bun­lar bö­bür­len­mek, hal­kın üze­ri­ne yu­kar­la­ra çık­mak, farz olan ze­ka­tı ver­me­mek, malı ma’si­yet­te ve haram olan yer­ler­de kul­lan­mak için olur­sa o zaman o mal za­rar­la mah­rum ol­mak­la geri gel­miş olur. İmam İbn-i Cevzi bu­yu­rur: (Allah Ona rah­met ey­le­sin.) Ancak he­la­lın­dan kim mal bi­rik­tir­me­ği, onu ço­ğalt­ma­yı kast eder; kas­tı­na ba­ka­rak kastı nef­si­ni övün­mek ve bö­bür­len­dir­mek için ise mak­sa­dı ne de çok kö­tü­dür. Bun­dan mak­sa­dı­nın kendi nef­si­ni ve aile­si­nin if­fe­ti­ni, za­ma­nı­nın ha­di­se­le­ri­ni, aile­si­nin za­ma­nı­nın ha­di­se­le­ri­ni ko­ru­mak için ise ve kar­deş­le­ri­ne ge­niş­lik, fa­kir­le­rin ih­ti­ya­cı­nı kar­şı­la­mak ve ha­yır­lı iş­le­ri yap­mak mak­sa­dı ile mal ka­za­nır­sa mak­sa­dın­da sevap ka­za­nır.’’ Tel­bis İblis Ey Müs­lü­man­lar! Allah c.c. bizi bu fani dün­ya­da büyük bir mak­sat­la ya­rat­tı­ğı­nı bil­me­li­yiz. Bu mak­sak yal­nız tek olan Al­la­hu Te­ala­ya iba­det etmek için­dir. Al­la­hu Teala şöyle bu­yur­du:
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
    Za­ri­yat su­re­si 51.56 - Ben cin­le­ri ve in­san­la­rı, ancak bana kul­luk et­sin­ler diye ya­rat­tım.
مَا اُرٖيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا اُرٖيدُ اَنْ يُطْعِمُونِ
    Za­ri­yat su­re­si 51.57 - Ben, on­lar­dan bir rızık is­te­mi­yo­rum. Bana ye­dir­me­le­ri­ni de is­te­mi­yo­rum. İmam Ne­ve­vi bu­yur­du: Bu ayeti ke­ri­me in­san­la­rın iba­det için ya­ra­tıl­dık­la­rı­nın açık de­li­li­dir. İnsan­lar ken­di­le­ri­nin ya­ra­tıl­dık­la­rı şeye takva ola­rak dün­ya­nın pa­yı­nı verip iti­bar et­me­ye ve özen gös­ter­me­ye müs­ta­hak­tır. Dünya kalma sü­re­si­nin tü­ke­ni­le­ce­ği yer­dir. Bu­ra­da ruha cana yer yok­tur. Kar­şı­dan kar­şı­ya geçiş ye­rin­den mey­da­na gel­miş­tir. Bu­ra­da de­vam­lı haz alı­na­cak men­zi­li yok­tur. Sona erme pro­je­si­dir. De­vam­lı vatan edi­lecek yer de­ğil­dir. Bu se­bep­ler­den do­la­yı dünya eh­li­ni kul ol­duk­la­rı hu­su­sun­da uyar­mak la­zım­dır. Dünya da in­san­la­rın en akıl­lı olan­lar takva olan­lar­dır. Ri­ya­zu es-Sa­lı­hın ki­ta­bin­dan alın­ma­dır. Ge­çi­ci mal elde et­me­nin ar­dın­da­ki ak­lı­mız­dan ge­çi­re­ce­ği­miz ama­cı­mı­zın en önem­li aslan payı en şid­det­li bir şe­kil­de uyar­ma­mız­dır. Buda kötü olan hırs­tır. Bu ça­lış­ma ise ihmal edil­miş­tir. Sa­hi­ha­yın ki­tap­la­rın­da:
(ابن عباس رضى الله عنهما يقول سمعت النبي صلى الله عليه وسلم لو كان لابن ادم واديان من مال لابتغى ثالثا ولا يملأ جوف ابن ادم الا التراب ويتوب الله على من تاب)
    İbn-i Abbas r.a bu­yur­du: Nebi sav dan işit­tim. Bu­yur­du. ‘’Şayet in­sa­noğ­lu­nun iki vadi do­lu­su malı ol­say­dı, üçün­cü vadi malı is­ter­di. Âde­moğ­lu­nun kar­nı­nı top­rak­tan başka bir şey dol­dur­maz. Allah tövbe eden­le­rin töv­be­si­ni kabul eder.’’ İmam Ne­ve­vi –Allah ona rah­met ey­le­sin- bu­yur­du ki bu­ra­da dün­ya­ya bağlı ol­ma­ya, dünya ma­lı­nın ço­ğu­nu sev­me­ye ve dünya ya rağ­bet et­me­ye eleş­ti­ri var­dır. ‘’Âde­moğ­lu­nun kar­nı­nı ancak top­rak do­yu­rur’’ ma­na­sı Ade­moğ­lu ölün­ce­ye kadar dünya ma­lı­nı elde et­me­ye is­tek­li­dir. Onun kar­nı­nı ka­bir­de top­rak dol­du­rur. De­mek­tir. Eş-Şerh ala sahıh müs­lim ki­ta­bı. Eğer mesut olmak is­ti­yor­sa ve Allah’ın ken­di­si­ne nasip et­tik­le­ri­ne razı olu­yor­sa, ken­di­si­ne tak­sim olana tes­lim olu­yor­sa, ken­di­si­ni rı­zık­lan­dır­dı­ğın­dan do­la­yı şük­re­di­yor­sa Allah’ın faz­lın­dan daha faz­la­sı­nı is­ti­yor­sa Müs­lü­man olana ge­re­ken şey ka­na­at­tir.
(فعن ابى هريرة قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم يا ابا هريرة كن ورعا تكن اعبد الناس وكن قنعا تكن اشكر الناس واحب للناس ما تحب لنفسك تكن مؤمنا واحسن جوار من جاورك تكن مسلما واقل الضحك فان كثرة الضحك تميت القلب)
    Hz. Ebi Hü­rey­re­den ri­va­yet edil­di­ği­ne göre Re­su­lul­lah sav bu­yur­du: ‘’Ey Eba Hü­rey­re din­dar ol. İnsan­la­rın en iba­det edeni olur­sun. Ka­na­at­kâr ol. İnsan­la­rın en şük­re­de­ni olur­sun. Nef­sin için is­te­di­ği­ni in­san­lar için iste. İman etmiş olur­sun. Et­ra­fın­da olan­la­ra iyi­lik­te bulun. Müs­lü­man olur­sun. Gül­me­ği azalt. Çünkü çok gül­mek kalbi öl­dü­rür.’’ Bu ha­di­si şe­ri­fi İmam İbn-i Mace ri­va­yet etti. İmam El­ba­ni ha­di­sin sahih ol­du­ğu­nu söy­le­di. İmam el-Me­na­vi –Allah ona rah­met ey­le­sin- ‘’Ger­çek­ten kul Allah’ın ver­di­ği­ne ka­na­at eder­se, ken­di­si­ne tak­sim olana rıza gös­te­rir­se, rıza gös­te­rin­ce şük­re­der­se Allah’ta ona şük­rü­ne kar­şı­lık faz­lın­dan daha fazla verir. Kulun şükrü art­tık­ça Allah’ın da fazlı artar.’’ Feyzü el-Ka­dir ki­ta­bi. Kul olana ka­zan­cın­da helal olanı araş­tır­ma­sı haram olan­lar­dan da uzak­laş­ma­sı ge­re­kir. Şüp­he­li olan şey­ler­den ka­çı­nır. Şu bir ger­çek ki kul kı­ya­met gü­nün­de Ha­lı­kı Sub­ha­ne­hu­nun önün­de durur. Kula ma­lın­dan so­ru­la­cak­tır. Re­su­lul­lah sav bu­yur­du:
(لا تزول قدما عبد يوم القيامة حتى يسال عن عمره فيما افناه وعن علمه فيم فعل وعن ماله من اين اكتسبه وفيم انفقه وعن جسمه فيم ابلاه)
‘    ’hiç­bir kul, kı­ya­met gü­nün­de, öm­rü­nü ne­re­de tü­ket­ti­ğin­den, il­miy­le ne gibi işler yap­tı­ğın­dan, ma­lı­nı ne­re­den ka­za­nıp ne­re­de har­ca­dı­ğın­dan, vü­cu­du­nu ne­re­de yıp­rat­tı­ğın­dan so­rul­ma­dık­ça bu­lun­du­ğu yer­den kı­pır­da­ya­maz.’’ İmam Tir­mi­zi ri­va­yet etti. Al­lah-u Süb­ha­ne­hu ha­ki­ki ve ebedi ola­rak ön­ce­ki ne­sil­le­rin ge­le­ne­ği­ni yer yünü ve onun üze­rin­de olan­la­ra varis ol­ma­ya karar verdi. Bu ay­rı­ca ahi­ret­te de Allah’ın öl­çü­sü ol­du­ğu­na karar verdi ki mal: Allah in­din­de in­sa­nın ma­ka­mı­nın yük­sek ol­ma­sı­nın öl­çü­sü de­ğil­dir. Bu ne dün­ya­da böy­le­dir. Ne de ahi­ret­te böy­le­dir. Bu durum Allah’ın üm­me­te olan ada­le­tin­den ve rah­me­tin­den­dir. Gön­de­ri­len ayeti ke­ri­me­de tas­dik edil­miş­tir. Ayet şudur:
مَا اَمْوَالُكُمْ وَلَا اَوْلَادُكُمْ بِالَّتٖى تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُولٰئِكَ لَهُمْ جَزَاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِى الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ
    Sebe su­re­si 34.37 - Ne mal­la­rı­nız ne de ço­cuk­la­rı­nız, sizi bizim ka­tı­mı­za daha çok yak­laş­tı­ran şey­ler­dir! Ancak iman edip salih amel iş­le­yen­ler başka. İşte onlar için iş­le­dik­le­ri­ne kar­şı­lık kat kat mü­kâ­fat var­dır. Onlar cen­net köşk­le­rin­de güven için­de­dir­ler. Bu­ra­da Al­lah-u Teâla Süb­ha­ne­hu haz­ret­le­ri ve­ri­len malın kâ­fir­le­re hiç­bir işe ya­ra­ma­dı­ğı­nı beyan etti. On­la­ra fay­da­sı olmaz. Ken­di­le­ri­ne isa­bet eden azaba da engel olmaz. Bu ayeti ke­ri­me ya­şa­dı­ğı dün­ya­da nefes alan her in­sa­na Ri­sa­let’tir. Kim Allah’ın di­nin­den ve şe­ri­atın­dan sa­par­sa ve bu şe­ri­at­tan ni­met­len­mez­se ki bun­la­ra Allah şöyle bu­yu­ru­yor:
فَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَلَا اَوْلَادُهُمْ اِنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ
    Tövbe su­re­si 9.55 - On­la­rın mal­la­rı ve ço­cuk­la­rı seni im­ren­dir­me­sin. Allah, bu­nun­la ancak on­la­ra dünya ha­ya­tın­da azap et­me­yi ve can­la­rı­nın kâfir ola­rak çık­ma­sı­nı is­ti­yor. Al­lah-u Teâlâ şöyle bu­yu­ru­yor:
اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِىَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْپًا وَاُولٰئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِ
    Al-i İmran 3.10 - Şüp­he­siz, inkâr eden­le­re, ne mal­la­rı, ne de ev­lat­la­rı Allah'a karşı hiç­bir fayda sağ­lar. Onlar ate­şin ya­kı­tı­dır­lar. Her asır­da mal ile im­ti­han ol­ma­nın çe­şit­li şe­kil­ler al­dı­ğı­nı bi­li­niz. Bu as­rı­mız­da ise daha da be­lir­len­di. Bu ko­nu­da uyarı yap­mak ge­rek­li oldu. Göz­den kay­bol­du. Nice tut­kun­lar umur­sa­mı­yor. Ka­fa­sı da­ğı­nık­tır. Ga­fil­dir. Doğru yolda ol­du­ğu­nu zan­ne­di­yor. Hâl­bu­ki o fe­la­ket yo­lun­da­dır. –Bun­dan Al­la­ha sı­ğı­nı­rım- Bu asır­da mal fit­ne­si­nin şe­kil­le­ri­nin ve su­ret­le­ri­nin ba­zı­la­rı şun­lar­dır. Bi­rin­ci şekil: Al­la­ha itaat için Onu zik­ret­mek için Ona şük­ret­mek için helal yol­dan mal ile meş­gul ol­mak­tır. Allah c.c. şöyle bu­yur­du:
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ اَمْوَالُكُمْ وَلَا اَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
    Mü­na­fı­kun su­re­si 63. 9 - Ey iman eden­ler! Mal­la­rı­nız ve ev­lat­la­rı­nız sizi, Allah'ı zik­ret­mek­ten alı­koy­ma­sın. Her kim bunu ya­par­sa, işte onlar zi­ya­na uğ­ra­yan­la­rın ta ken­di­le­ri­dir. Allah c.c. şöyle bu­yur­du:
سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَا يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ فٖى قُلُوبِهِمْ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْپًا اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعًا بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرًا
    Fetih su­re­si 48.11 - Be­de­vî­le­rin (sa­vaş­tan) geri bı­ra­kı­lan­la­rı sana, "Bizi mal­la­rı­mız ve aile­le­ri­miz alı­koy­du; Allah'tan bizim için af dile" di­ye­cek­ler. Onlar kalp­le­rin­de ol­ma­ya­nı dil­le­riy­le söy­ler­ler. De ki: "Allah, sizin bir za­ra­ra uğ­ra­ma­nı­zı di­ler­se yahut bir yarar elde et­me­ni­zi di­ler­se, O'na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah, yap­tık­la­rı­nız­dan ha­ber­dar­dır. Nice Müs­lü­man­lar vardı ki na­maz­la­rı­nı kı­lı­yor­lar, K. Ke­ri­mi oku­yor­lar ve diğer Salih amel­le­ri ya­pı­yor­lar­dı. Sonra o Müs­lü­ma­nı dünya meş­gul etti. Mal bi­rik­tir­me­nin ar­ka­sı­na sü­rük­len­di. Sonra Allah’ın ki­ta­bı­nı oku­maz, na­ma­zı kıl­maz ve zikir mec­lis­le­ri­ne bu­lun­maz oldu. İkinci şekil: Allah cc yo­lun­da kerih (çir­kin) olan yer­ler­de har­ca­ma yap­mak­tır. Bun­la­rın ba­şı­na farz olan zekât gelir. Bazı in­san­lar bir­çok ma­lı­nı ayıp­la­nan yer­ler­de, nef­sin arzu et­ti­ği yer­ler­de, eğ­len­ce­li iş­ler­de ve kon­for­lu iş­ler­de infak eder­ler. Har­car­lar. İnfak et­me­yi iddia et­ti­ğin­de malın ve ev­lat­la­rın fayda ver­me­di­ği ancak Al­la­ha kalbi selim ge­le­nin kur­tu­la­ca­ğı o günde boy­nu­nu azat eder­ken ve kur­ta­rın­ca yü­zün­de çir­kin­lik gö­rür­sün. Arz edi­lir. Mü­na­fık­lar hak­kın­da­ki Allah cc şu sö­zü­nü unu­tu­yor:
فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلَافَ رَسُولِ اللّٰهِ وَكَرِهُوا اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَقَالُوا لَا تَنْفِرُوا فِى الْحَرِّ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ اَشَدُّ حَرًّا لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ
    Tövbe su­re­si 9.81 - Allah'ın Re­su­lü­ne karşı ge­le­rek (se­fe­re çık­ma­yıp) geri bı­ra­kı­lan­lar, otu­rup kal­ma­la­rı­na se­vin­di­ler. Allah yo­lun­da mal­la­rıy­la can­la­rıy­la cihat etmek hoş­la­rı­na git­me­di ve "Bu sı­cak­ta se­fe­re çık­ma­yın" de­di­ler. De ki: "Ce­hen­ne­min ateşi daha sı­cak­tır." Keşke an­la­sa­lar­dı. Üçün­cü şekil: Mal ile olan iliş­ki­ler­de araş­tır­ma yap­ma­mak. Soru so­rul­ma­ma­sı. Ya­pı­lan mal iliş­ki­le­ri acaba helal mıdır? Yoksa haram mıdır? Bu ko­nu­da ko­lay­lık gös­ter­mek­tir. İlim eh­li­nin dav­ra­nış­lar­dan üze­rin­de şe­kil­len­me­sin­den soru sor­ma­ma­sı­dır. Re­su­lul­lah sav bizi bu ko­nu­da uyar­mış­tır. Sa­hi­hi Bu­ha­ri­de şöyle ri­va­yet edil­miş­tir:
(عن ابى هريرة رضى الله هنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال ياتي على الناس زمان لا يبالى المرء ما اخذ منه امن الحلال ام من الحرام)
    Ebi Hü­rey­re­den ri­va­yet edil­di­ği­ne göre Re­su­lul­lah sav şöyle bu­yur­muş­tur: ‘’İnsan­lar üze­rin­de öyle bir zaman ge­lecek ki kişi, al­dı­ğı (mal veya para) he­lal­den midir, yoksa ha­ram­dan mıdır al­dır­ma­ya­cak.’’
(عن النعمان بن بشير قال سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول الحلال بين والحرام بين وبين ذلك امور مشتبهات لا يدرى كثير من الناس امن الحلال هى ام من الحرام فمن تركها استبراء لدينه وعرضه فقد سلم ومن واقع شيئا منها يوشك ان يواقع الحرام كما انه من يرعى حول الحمى يوشك ان يواقعه الا وان لكل ملك حمى الا وان حمى الله محارمه )
    En-Nu­man Bin Beşir –re­di­yal­la­hu anh-‘dan merfu ola­rak ri­va­yet edil­di­ği­ne göre Re­su­lul­lah sav şöyle bu­yur­muş­tur: (Şüp­he­siz helal de apa­çık bel­li­dir, haram da apa­çık bel­li­dir. Bu iki­si­nin ara­sın­da, in­san­la­rın bir­ço­ğu­nun (helal mi, haram mı ol­du­ğu­nu) bil­me­di­ği şüp­he­li şey­ler var­dır. Her kim şüp­he­li şey­ler­den sa­kı­nır­sa, dini ve ırzı (şeref ve hay­si­ye­ti) le­hi­ne ko­run­muş olur. Kim de şüp­he­li şey­le­re dü­şer­se, ha­ra­ma düş­müş olur. Tıpkı yasak bölge çev­re­sin­de (ko­yun­la­rı­nı) ot­la­tan ço­ba­nın o yasak böl­ge­de güt­tük­le­ri­nin ot­la­ya­rak sı­nı­ra yak­laş­ma­sı gibi. Şunu bilin ki her bir hü­küm­da­rın bir yasak böl­ge­si var­dır. Unut­ma­yın ki, Allah’ın yasak ara­zi­si de haram kıl­dı­ğı şey­ler­dir.) Bu ko­nu­da Nebi sav in şu ha­di­si şe­ri­fi­ni ha­tır­la­mak ge­re­kir. Bu hadis şerif İmam Ahmet’in Müs­net ki­ta­bın­da ve diğer ki­tap­lar­da var­dır:
(يا كعب بن عجرة لا تدخل الجنة من نبت لحمه من سحت النار اولى به)
‘    ’Ey Ka’b b. Ucre! Eti ha­ram­dan mey­da­na gelen Cen­ne­te gi­re­mez. Ce­hen­nem ona daha la­yık­tır.’’
Dör­dün­cü Şekil. İnsan­la­rın mal­la­rı­nı batıl yol­dan ve ba­tı­lı ye­me­de­ki çe­şit­li du­rum­lar­dan, yol­lar­dan, hi­le­ler­den ve çar­pık­lık­lar­dan ye­mek­tir. Bu ye­me­ler baş­ka­la­rı­nın hak­kı­nı har­ca­ma­ya kadar ula­şır. Bu­ra­da rüş­vet talep edi­lir. Bu borç­lu olan bor­cu­nu red­de­der. Bu ti­ca­re­tin­de sah­te­kâr­lık yapar. Bu ha­ram­lar­da ti­ca­ret yapar. Bir baş­ka­sı fa­iz­le uğ­ra­şır. Bun­la­rın her bi­re­ri in­san­la­rın ma­lı­nı batıl yol­dan ye­me­nin ba­zı­la­rı­dır. Aziz ve Celil olan Allah şöyle bu­yur­du:
وَلَا تَاْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَاْكُلُوا فَرٖيقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
    Ba­ka­ra su­re­si 2.188 - Ara­nız­da bir­bi­ri­ni­zin mal­la­rı­nı hak­sız yere ye­me­yin. İnsan­la­rın mal­la­rın­dan bir kıs­mı­nı bile bile gü­na­ha gi­re­rek yemek için on­la­rı hâ­kim­le­re (rüş­vet ola­rak) ver­me­yin. Alla hu Teâla şöyle bu­yu­ru­yor:
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَاْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَحٖيمًا
    Nisa su­re­si 4.29 - Ey iman eden­ler! Mal­la­rı­nı­zı ara­nız­da batıl yol­lar­la ye­me­yin. Ancak kar­şı­lık­lı rıza ile ya­pı­lan ti­ca­ret­le olur­sa başka. Ken­di­ni­zi helâk et­me­yin. Şüp­he­siz Allah, size karşı çok mer­ha­met­li­dir.
Be­şin­ci Şekil: Yetim ma­lı­nı ye­mek­tir. Allah cc bu­yur­du:
وَاٰتُوا الْيَتَامٰى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبٖيثَ بِالطَّيِّبِ وَلَا تَاْكُلُوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰى اَمْوَالِكُمْ اِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبٖيرًا
    Nisa su­re­si 4. 2 - Ye­tim­le­re mal­la­rı­nı verin. Te­mi­zi pis olan­la (he­lâ­li ha­ram­la) de­ğiş­me­yin. On­la­rın mal­la­rı­nı kendi mal­la­rı­nı­za katıp ye­me­yin. Çünkü bu, büyük bir gü­nah­tır. Allah Teâla teh­dit ede­rek ve kor­ku­ta­rak şöyle bu­yu­rur:
اِنَّ الَّذٖينَ يَاْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْمًا اِنَّمَا يَاْكُلُونَ فٖى بُطُونِهِمْ نَارًا وَسَيَصْلَوْنَ سَعٖيرًا
    Nisa su­re­si 4.10 - Ye­tim­le­rin mal­la­rı­nı hak­sız yere yi­yen­ler, ancak ve ancak ka­rın­la­rı­nı dol­du­ra­sı­ya ateş yemiş olur­lar ve zaten onlar çıl­gın bir ateşe (Ce­hen­ne­me) gi­re­cek­ler­dir. Ye­tim­le­rin ma­lı­nı hak­sız yere alan, ye­tim­le­ri mi­ras­tan mah­rum eden veya buna ben­zer işler yapan in­san­lar Al­lah­tan kork­sun. Bu­ra­da mül­kün sa­hi­bi ya­nın­da gaibi bi­le­nin ya­nın­da ve ha­sım­la­rın ya­nın­da vaadi ol­du­ğu­nu ha­tır­la­mak var­dır. Al­tın­cı Şekil: Üc­ret­le ça­lı­şa­nın üc­re­ti­nin ve­ril­me­me­si­dir. İşte bun­lar ken­di­le­ri­ne zul­me­dip hak­la­rı­nı ken­di­le­ri­ne ver­me­yen­ler kar­şı­lık­lı çe­ki­şir­ler. Bu durun son za­man­lar­da ço­ğal­mış­tır. Ye­din­ci Şekil: İhti­ya­cı ol­ma­dı­ğı halde yar­dım talep eden­ler­dir. Bu ko­nu­da yalan söy­le­ye­rek ze­kâ­ta müs­ta­hak ol­du­ğu­nu ıs­rar­la söy­le­yen­ler gi­bi­dir. Veya dü­rüst ol­ma­dan ca­mi­ler­de in­san­lar­dan yar­dım talep eden­ler­dir. Bun­la­ra Nebi sav ha­di­si şe­ri­fi­ni ha­tır­lat­mak ge­rek­li­dir. Sa­hi­hi Müs­lim ki­ta­bın­da ha­di­si şerif şöy­le­dir:
لا تزال المسألة باحدكم حتى يلقى الله وليس فى وجهه مزعة لحم
‘    ’Di­len­ci­lik ba­zı­nı­zın başı ile be­ra­ber gi­decek hatta hu­zur-u ila­hi­ye yü­zün­de bir parça et kal­mak­sı­zın çı­ka­cak­tır.’’
(يا قبيصة ان المسألة لا تحل الا لاحد ثلاثة رجل تحمل حمالة فحلت له المسألة حتى يصيبها ثم يمسك ورجل اصابته جائحة اجتاحت ماله فحلت له المسألة حتى يصيب قواما من عيش اوقال سدادا من عيش ورجل اصابته فاقة حتى يقوم ثلاثة من ذوى الحجا من قومه لقد اصابته فلانا فاقة فحلت له المسألة حتى يصيب قواما من عيش او قال سدادا من عيش فما سواهن من المسألة يا قبيصة سحتا يأكلها صاحبها سحتا)
‘’Ya ka­bi­sa Şüp­he­siz ki üç sınıf in­san­dan her biri müs­tes­na olmak üzere di­len­mek hiç bir kim­se­ye helal de­ğil­dir. Şöyle ki
    1- Ke­fa­let al­tı­na giren kim­se­ye o malı elde edin­ce­ye kadar di­len­mek he­lal­dir. Sonra bun­dan vaz­ge­çer.
    2-Bü­tün ma­lı­nı helak eden, bir fe­la­ke­te maruz kalan kim­se­nin geçim ih­ti­ya­cı­nı temin edin­ce­ye kadar –yahut ha­ce­ti­ni gi­de­rin­ce­ye ka­dar- di­len­me­si he­lal­dir.
    3-Fakr-u za­ru­re­te duçar olan, o de­re­ce ki Kavmu ka­bi­le­sin­den aklı ba­şın­da üç ki­şi­nin: Ger­çek­ten filan fakir düştü diye şa­ha­det­te bu­lu­na­cak­la­rı kim­se­nin geçim ih­ti­ya­cı­nı temin edin­ce­ye kadar –yahut ha­ce­ti­ni gi­de­rin­ce­ye ka­dar- di­len­me­si he­lal­dir. Di­len­me­nin bun­dan ötesi Ya Ka­bi­se ha­ram­dır. Di­le­nen onu haram ola­rak yer.’’ İmam Müs­lim bunu ri­va­yet etti. Se­ki­zin­ci Şekil: Malı Allah’ın yo­lu­na git­me­yi en­gel­le­me­ye har­ca­mak­tır. Fitne çe­şit­le­ri ile Allah’ın kul­la­rı­nı gü­na­ha sok­mak­tır. Bun­lar şöyle olur. Müzik ya­yı­nı ve müzik ya­yı­nı yap­ma­yan uydu ka­nal­la­rı­nı kul­lan­mak­tır. O ka­nal­lar­da re­za­let ve çıp­lak­lık var­dır. Veya o ka­nal­lar­da düş­man­la­rı tak­lit etmek ve on­la­rın bi­ne­ği­ne binip onlar gibi ya­şa­mak var­dır. O ka­nal­lar­da akıl­la­rı uyuş­tur­mak, emeği en­gel­le­mek, düş­man­la­rın adet ve gö­re­nek­le­ri­ni ha­ri­ka gör­mek, on­lar­la bizim ara­mız­da olan düş­man­lık en­ge­li­ni kal­dır­mak var­dır. Onlar bunun Müs­lü­man­la­rın ah­la­kın­dan ol­ma­dı­ğı­nı bil­mi­yor­lar. Bu ancak kâfir Allah’ın düş­man­la­rı­nın alış­kan­lık­la­rı­dır. Şöyle bu­yu­ran Allah doğru bu­yur­du:
اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا اِلٰى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ
    Enfal su­re­si 8.36 - Şüphe yok ki, inkâr eden­ler mal­la­rı­nı (in­san­la­rı) Allah yo­lun­dan alı­koy­mak için har­car­lar ve har­ca­ya­cak­lar­dır. Sonra bu mal­lar on­la­ra bir iç acısı ola­cak, sonra da ye­nil­gi­ye uğ­ra­ya­cak­lar­dır. İnkâr eden­ler top­la­nıp ce­hen­ne­me sü­rü­le­cek­ler­dir.
Do­ku­zun­cu Şekil: Mal ile gös­te­riş yap­mak gu­rur­lan­mak ve başa kalk­mak. Özel­lik­le de şeri ba­ğış­lar­da­dır. Buda başa kalk­ma­nın ve ezi­yet et­me­nin bir çe­şi­di­dir. Al­la­hu Teâlâ’nın bu­yur­du­ğu gi­bi­dir.
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى كَالَّذٖى يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَیْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْكَافِرٖينَ
    Ba­ka­ra su­re­si 2.264 - Ey iman eden­ler! Allah'a ve ahi­ret gü­nü­ne inan­ma­dı­ğı hâlde in­san­la­ra gös­te­riş olsun diye ma­lı­nı har­ca­yan kimse gibi, sa­da­ka­la­rı­nı­zı başa kak­mak ve gönül kır­mak su­re­tiy­le boşa çı­kar­ma­yın. Böy­le­si­nin du­ru­mu, üze­rin­de biraz top­rak bu­lu­nan ve maruz kal­dı­ğı şid­det­li yağ­mu­run ken­di­si­ni çıp­lak bı­rak­tı­ğı bir ka­ya­nın du­ru­mu gi­bi­dir. Onlar ka­zan­dık­la­rın­dan hiç­bir şey elde ede­mez­ler. Allah, kâ­fir­ler top­lu­lu­ğu­nu hi­da­ye­te er­dir­mez. Onun­cu Şekil: Eh­li­ne ve aya­li­ne (Hane hal­kı­na) har­ca­ma­sı ge­re­ken har­ca­ma­lar­da ek­sik­lik yap­mak­tır. Allah har­ca­ma ya­pa­bi­len ki­şi­ye ma­lı­nı fakir olan eh­li­ne ra­hat­la­rı ve is­tik­rar­la­rı yo­lun­da har­ca­ma yap­ma­la­rı­nı farz ey­le­di. Çünkü mal ha­ya­tın yara be­zi­dir.
وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ اَوْلَادَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ وَعَلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ اِلَّا وُسْعَهَا لَا تُضَارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَهُ بِوَلَدِهٖ وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذٰلِكَ فَاِنْ اَرَادَا فِصَالًا عَنْ تَرَاضٍ مِنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا وَاِنْ اَرَدْتُمْ اَنْ تَسْتَرْضِعُوا اَوْلَادَكُمْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِذَا سَلَّمْتُمْ مَا اٰتَيْتُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ
    Ba­ka­ra su­re­si 2.233 - -Em­zir­me­yi ta­mam­la­mak is­te­yen­ler için- an­ne­ler ço­cuk­la­rı­nı iki tam yıl em­zi­rir­ler. On­la­rın (an­ne­le­rin) yi­ye­ce­ği, gi­ye­ce­ği, örfe uygun ola­rak ba­ba­ya ait­tir. Hiç­bir kim­se­ye gü­cü­nün üs­tün­de bir yük ve so­rum­lu­luk tek­lif edil­mez. -Hiç­bir anne ve hiç­bir baba ço­cu­ğu se­be­biy­le za­ra­ra uğ­ra­tıl­ma­sın- (Baba öl­müş­se) mi­ras­çı da aynı şeyle so­rum­lu­dur. Eğer (anne ve baba) kendi ara­la­rın­da da­nı­şıp an­la­şa­rak (iki yıl dol­ma­dan) ço­cu­ğu süt­ten kes­mek is­ter­ler­se, on­la­ra günah yok­tur. Eğer ço­cuk­la­rı­nı­zı (bir sü­tan­ne­ye) em­zirt­mek is­ter­se­niz, örfe uygun ola­rak ve­re­ce­ği­niz üc­re­ti gü­zel­ce öde­di­ği­niz tak­dir­de size bir günah yok­tur. Allah'a karşı gel­mek­ten sa­kı­nın ve bilin ki, Allah, yap­mak­ta ol­duk­la­rı­nı­zı hak­kıy­la gö­ren­dir. Sa­hi­hi Müs­lim­de Pey­gam­be­ri­miz şöyle bu­yu­rur:
(عن ابى هريرة قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم دينار انفقته فى سبيل الله ودينار انفقته فى رقبة ودينار تصدقت به على مسكين ودينار انفقته على اهلك اعظمها اجرا الذى انفقته على اهلك)
    Ebu Hü­rey­re Re­su­lul­lah­tan ri­va­yet etti. Re­su­lul­lah bu­yur­du: ‘’Bir dinar var Allah yo­lun­da har­ca­dın, bir dinar var köle azat et­me­de har­ca­dın, bir dinar var fa­kir­ler için ta­sad­duk ettin, yine bir dinar var onu da ailen için har­ca­dın. İşte (hep ha­yır­da har­ca­nan) bu di­nar­la­rın sana en çok sevap ge­ti­recek olanı ehlin için har­ca­dı­ğın­dır.’’ Sö­zü­mü söy­lü­yo­rum. Ken­dim için ve siz­ler için Al­lah­tan ba­ğış­lan­mak is­ti­yo­rum.
İKİNCİ HUTBE
    Malın fit­ne­si: Şekli ve ilacı nedir?
وَاعْلَمُوا اَنَّمَا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ اَجْرٌ عَظٖيمٌ
    Enfal su­re­si 8.28 - Bilin ki mal­la­rı­nız ve çoluk ço­cu­ğu­nuz birer de­ne­me ara­cı­dır. Allah ka­tın­da ise büyük bir mü­kâ­fat var­dır. Hamt; âlem­le­rin Rabbi olan Al­la­ha ait­tir. Ey Allah’ım! İslam ve iman ni­met­le­rin­den do­la­yı hamt sana ait­tir. Biz­le­ri üm­me­ti Mu­ham­met’ten sav ey­le­di­ğin­den do­la­yı hamt sana ait­tir. Ben şa­hi­dim ki Al­lah­tan başka ilah yok­tur. Tek­tir. Or­ta­ğı yok­tur. Yine ben şa­hi­dim ki Mu­ham­met Allah’ın ku­lu­dur. Ve Re­su­lü­dür. Ey Allah’ım Se­yi­di­miz Mu­ham­met’e, sav hane hal­kı­na, sa­ha­be­si­ne hep­si­ne salat ve selam eyle.
Bun­dan sonra. Ey Müs­lü­man­lar! Şüphe yok ki malın ve di­ğer­le­ri­nin fit­ne­si fit­ne­ler­den­dir. Ondan kur­tu­luş ve teh­li­ke­sin­den kur­tu­luş yok­tur. Ancak bu din ile İslam dini ile kur­tu­luş var­dır. İslam dini ko­ru­yan pan­zeh­ri ge­tir­di. Bu fit­ne­le­rin et­ki­li ila­cı­nı ge­tir­di. Mal fit­ne­si de bu fit­ne­ler­den­dir. Bun­dan do­la­yı Allah Süb­ha­ne­hu Te­ala­ya iman etmek, ma­lı­nı bil­mek kemal sı­fat­la­rın­dan­dır. Ce­la­lı­nın sı­fa­tın­dan­dır. İşte bu­ra­da bu fit­ne­den kur­tu­luş var­dır. Allah Teâla şöyle bu­yur­du:
يَا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ اِلَى اللّٰهِ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِىُّ الْحَمٖيدُ
    Fatır su­re­si 35.15 - Ey in­san­lar! Siz Allah'a muh­taç­sı­nız. Allah ise her ba­kım­dan sı­nır­sız zen­gin olan­dır, övül­me­ye hak­kıy­la lâyık olan­dır. Yine Allah Teâla şöyle bu­yur­du:
هَا اَنْتُمْ هٰؤُلَاءِ تُدْعَوْنَ لِتُنْفِقُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ فَمِنْكُمْ مَنْ يَبْخَلُ وَمَنْ يَبْخَلْ فَاِنَّمَا يَبْخَلُ عَنْ نَفْسِهٖ وَاللّٰهُ الْغَنِىُّ وَاَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُونُوا اَمْثَالَكُمْ
    Mu­ham­met su­re­si 47.38 - İşte siz­ler, Allah yo­lun­da har­ca­ma­ya çağ­rı­lı­yor­su­nuz. Ama içi­niz­den cim­ri­lik ya­pan­lar var. Kim cim­ri­lik ya­par­sa ancak kendi za­ra­rı­na cim­ri­lik yap­mış olur. Allah, her ba­kım­dan sı­nır­sız zen­gin­dir, siz ise fa­kir­si­niz. Eğer O'ndan yüz çe­vi­recek olur­sa­nız, ye­ri­ni­ze başka bir top­lum ge­ti­rir de onlar sizin gibi ol­maz­lar. Ayet­ler halik olan Allah’ın zen­gin mah­lû­kun ise fakir ol­du­ğu­nu tekit eder. Bu mah­lûk ne­re­de olur­sa olsun, mül­kü­ne ulaş­sa da malın ma­lı­nı sağ­lam­laş­tır­sa da bu mah­lûk yine de fa­kir­dir. Kişi bu duy­gu­yu kav­ra­yın­ca kendi nef­si­ni hakir görür. Rab­bi­ne tazim eder. Fit­ne­den kur­tu­lur. Allah Süb­ha­ne­hü Teâla malı olan ma­lı­nı kendi il­mi­ne nis­pet eden Ka­ru­nu kö­tü­le­miş­tir. Allah şöyle bu­yur­du:
قَالَ اِنَّمَا اُوتٖيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْدٖى اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِهٖ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعًا وَلَا يُسْپَلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ
    Kasas su­re­si 28.78 - Kârûn, "Bun­lar bana ben­de­ki bilgi ve be­ce­ri­den do­la­yı ve­ril­miş­tir" dedi. O, Allah'ın ken­din­den ön­ce­ki ne­sil­ler­den, ondan daha kuv­vet­li ve daha çok mal bi­rik­tir­miş kim­se­le­ri helâk etmiş ol­du­ğu­nu bil­mi­yor muydu? Suç­lu­luk­la­rı ke­sin­leş­miş olan­la­ra gü­nah­la­rı ko­nu­sun­da soru so­rul­maz (Çünkü Allah hep­si­ni bilir). Ma­lı­nı kendi nef­si­ne nis­pet edip da­yan­dır­dı. Allah cc Süp­ha­ne­hu Teâla ona cevap ve­re­rek şöyle bu­yur­du:
قَالَ اِنَّمَا اُوتٖيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْدٖى اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِهٖ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعًا وَلَا يُسْپَلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ
    Kasas su­re­si 28.78 - Kârûn, "Bun­lar bana ben­de­ki bilgi ve be­ce­ri­den do­la­yı ve­ril­miş­tir" dedi. O, Allah'ın ken­din­den ön­ce­ki ne­sil­ler­den, ondan daha kuv­vet­li ve daha çok mal bi­rik­tir­miş kim­se­le­ri helâk etmiş ol­du­ğu­nu bil­mi­yor muydu? Suç­lu­luk­la­rı ke­sin­leş­miş olan­la­ra gü­nah­la­rı ko­nu­sun­da soru so­rul­maz (Çünkü Allah hep­si­ni bilir). Ay­rı­ca Allah Süb­ha­ne­hu ve Te­ala­ya gü­ven­mek: Kim bu fit­ne­den kur­tul­ma­nın ta­raf­la­rı­na ehem­mi­yet ve­rir­se Al­la­ha gü­ve­nir. Enes b. Ma­lik­ten ri­va­yet etti. Re­su­lul­lah sav bu­yur­du:
(من كانت الاخرة همه جعل الله غناه فى قلبه وجمع له شمله واتته الدنيا وهى راغمة ومن كانت الدنيا همه جعل الله فقره بين عينيه وفرق عليه شمله ولم يأته من الدنيا الا ما قدر له)
‘    ’Kimin ar­zu­su ahi­ret olur­sa, Allah onun kal­bi­ne zen­gin­li­ğin­den koyar ve iş­le­ri­ni derli toplu kılar, artık dünya ona hakir gel­me­ye baş­lar. Kimin he­de­fi de dünya olur­sa, Allah iki gö­zü­nün ara­sı­na (dün­ya­nın) fa­kir­li­ği­ni koyar, iş­le­ri­ni de darma dağın eder. Ne­ti­ce ola­rak dünya da eline, ken­di­si­ne tak­dir edil­miş olan­dan faz­la­sı geç­mez’’ İmam Tir­mi­zi ri­va­yet etti. Allah Sub­ha­ne­hu ve Teala dua ve ken­di­si­ne il­ti­ca edil­me­si de bu fit­ne­ler­den ko­ru­ma­dır. Bu ko­nu­da ki dua Hz. Aişe’nin ri­va­yet et­ti­ği du­adır: Nebi sav şöyle bu­yu­ru­yor­du:
(اللهم انى اعوذ بك من الكسل والهرم والمأثم والمعزم ومن فتنة القبر وعذاب القبر ومن فتنة النار وعذاب النار ومن شر فتنة الغنى واعوذ بك من فتنة الفقر)
    Allah’ım! Tem­bel­lik­ten, düş­kün­lük de­re­ce­sin­de yaş­lı­lık­tan, gü­nah­tan ve borç yü­kün­den, kabir fit­ne­sin­den ve kabir aza­bın­dan, ce­hen­nem fit­ne­sin­den ve ce­hen­nem aza­bın­dan, zen­gin­lik ve fa­kir­lik şer­rin­den sana sı­ğı­nı­rım. Fa­kir­lik fit­ne­sin­den sana sı­ğı­nı­rım. Dec­cal Me­si­hin fit­ne­sin­den sana sı­ğı­nı­rım.’’ İmam Bu­ha­ri ri­va­yet etti. Yine ayni şe­kil­de: Be­şe­rin Efen­di­sin ve En­bi­ya­la­rın ha­li­nin bil­gi­si de bunun gi­bi­dir. Bu ko­nu­da Hz. Ömer b. Hat­ta­bın r.a. söy­le­dik­le­ri­ne haber ve­re­lim. Bu­yur­du: ‘’Re­su­lul­la­hın hu­zu­ru­na gir­dim. O hasır üze­ri­ne uzan­mış­tı. Peşte ma­li­ni aşa­ğı­ya aldı. Peşte ma­lın­dan başka üze­rin­de bir el­bi­se yoktu. Ha­sı­rın ise yan ta­ra­fı­na iz­le­ri çık­mış­tı. Gözüm ile Re­su­lul­la­hın sav ki­le­ri­ne bak­tım. Bir sa’ mik­ta­rın­da bir avuç kadar arpa vardı. Oda­nın ke­na­rın­da kı­rın­tı­lar yu­kar­da asılı idi. Hz. Ömer der ki hemen göz­le­rim yaş ile doldu. Re­su­lul­lah bu­yur­du: ‘’Ey İbn-i Hat­tap seni ne ağ­lat­tı?’’ Cevap ver­dim. ‘’Ey Al­la­hın Ne­bi­si! Beni ağ­la­ta­cak bir şeyim yok­tur. Ancak bu hasır senin vü­cu­dun­da izler bı­rak­tı. Bu­ra­sı senin ki­le­rin­dir. Bu­ra­da şu gör­dük­le­rim­den başka bir şey gör­mü­yo­rum. İşte Kay­ser ve Kisra mey­ve­ler ve sular içe­ri­sin­de­ler. Sen Allah’ın Re­su­lü sav ve seç­kin ku­lu­sun. Buda senin ki­le­rin. Re­su­lul­lah cevap verdi. Bu­yur­du: ‘’Ey İbn-i Hat­tap! Ahi­ret bizim olsun, dünya on­la­rın olsun. Bun­dan razı ol­mu­yor­mu­sun. Bende evet razı olu­yo­rum dedim. (Hadis) İmam Müs­lim bunu ri­va­yet etti. Nebi sav bu ha­ya­tın en uza­ğı­na ba­kı­yor­du. Ahi­re­te ki sa­ade­te ba­kı­yor­du. İşte o sa­adet ebedi sa­adet­tir. Has­ta­lık, ih­ti­yar­lık ve ölüm o sa­ade­tin saf­lı­ğı­nı bo­za­maz. Şayet mal sa­hip­le­ri bu bü­yü­teç­ten bak­say­dı­lar fit­ne­ler­den kur­tu­lur­lar­dı. Yan­la­rın­da­ki mal pek önem­li ol­maz­dı. Sa­hi­ha­yin de ri­va­yet edil­di. ‘’Hz. Aişe­den ri­va­yet edil­di. O kar­de­şi­min oğlu Ur­ve­ye bu­yur­du: ‘’Biz iki ayda üç defa hi­la­lin üç defa de­ğiş­ti­ği­ne ba­kar­dık. Re­su­lul­lah sav ev­le­rin­de yemek pi­şir­mek için ateş ya­kıl­maz­dı. Sor­dum. Sizin yi­ye­ce­ği­niz nedir? Urve cevap verdi. İki tane siyah yi­ye­ce­ği­miz­dir. Hurma ve su idi. Ancak Re­su­lul­la­hın En­sar­dan kom­şu­la­rı vardı. On­la­rın sağ­mal hay­van­la­rı vardı. Onlar Re­su­lul­la­ha ev­le­rin­den süt ik­ra­mın­da bu­lu­nu­yor­lar­dı. O sütü içi­yor­duk. Ey Müs­lü­man­lar! Mal fit­ne­sin­den kur­tul­ma­nın önem­li yön­le­rin­den­dir. O da bu malın ha­ki­ka­ti­ni beyan eden ha­di­si şerif ri­va­ye­ti­dir. İmam Tir­mi­zi­nin sü­ne­nin­de şöy­le­dir:
(عن سهل بن سعد قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم لو كانت الدنيا تعدل عند الله جناح بعوضة ما سقى كافرا منها شربة ماء )
    Sehil b. Sa’d ri­va­yet etti. Dedi ki Re­su­lul­lah sav şöyle bu­yur­du: ‘’Allah ka­tın­da dünya, bir siv­ri­si­ne­ğin ka­na­dı kadar de­ğe­ri ol­say­dı ondan kâ­fi­re dün­ya­da bir yudum su dahi içir­mez­di’’ Geçim sı­kın­tı­sı­na ve har­ca­ma­da tu­tum­lu ol­ma­ya sab­ret­mek dünya fit­ne­sin­den ve mal fit­ne­sin­den kur­tul­ma­nın yön­le­rin­den­dir. Dinde sab­ret­me­nin büyük bir men­zi­li var­dır. Nebi sav bu ko­nu­da ki yön­len­dir­me­le­rin­den­dir. Sa­hi­ha­yin hadis ki­ta­bın­da şu hadis ri­va­yet edil­miş­tir:
(عن ابى سعيد الخدري رضى الله عنه ان ناسا من الانصار سألوا رسول الله صلى الله علبه وسلم فاعطاهم ثم سألوه فاعطاهم حتى نفد ما عنده فقال ما يكون عندى من خير فلن ادخره عنكم ومن يستعفف يعفه الله ومن يستغن يغنه الله ومن يتصبر يصبره الله وما اعطى احد عطاء خيرا واوسع من الصبر)
    Ebu Sait el-Hud­ri –ra­dı­yal­la­hu anh-‘dan nak­le­dil­di­ği­ne göre, En­sar­dan bir grup Re­su­lül­lah –sal­la­hu aley­hi ve sel­lem-‘den bir şey­ler is­te­di­ler. O da verdi. Sonra yine is­te­di­ler. Re­su­lül­lah –sal­la­la­hu aley­hi ve sel­lem- elin­de­ki­ler bi­tin­ce­ye kadar verdi. Ve­re­ce­ği şey­ler tü­ke­nin­ce on­la­ra şöyle dedi. ‘’Ya­nım­da bir şey­ler ol­say­dı, on­la­rı siz­den esir­ge­mez, ve­rir­dim. Kim di­len­mek­ten çe­ki­nir, if­fet­li dav­ra­nır­sa, Allah onun if­fe­ti­ni ar­tı­rır. Kim tok gözlü olmak is­ter­se, Allah onu baş­ka­la­rı­na muh­taç ol­mak­tan kur­ta­rır. Kim de sab­ret­me­ye gay­ret eder­se, Allah ona sabır verir. Hiç­bir kim­se­ye, sa­bır­dan daha ha­yır­lı ve büyük bir lü­tuf­ta bu­lu­nul­ma­mış­tır.’’ Dün­ya­nın ve için­de­ki­le­rin sona ere­ce­ği­ne iman etmek mal fit­ne­sin­den se­la­me­te çık­ma­nın yön­tem­le­rin­dir. Mü­min­le­rin cen­net­te­ki ni­met­le­ri şu ayet­te beyan edil­miş­tir:
وَمَا اُوتٖيتُمْ مِنْ شَیْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَزٖينَتُهَا وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ وَاَبْقٰى اَفَلَا تَعْقِلُونَ
    Kasas su­re­si 28.60 - (Dün­ya­lık ola­rak) size ve­ri­len her şey, dünya ha­ya­tı­nın ge­çim­li­ği ve sü­sü­dür. Allah'ın ka­tın­da­ki ise daha ha­yır­lı ve daha ka­lı­cı­dır. Hâlâ ak­lı­nı­zı kul­lan­mı­yor mu­su­nuz? Kaza ve ka­de­re iman et­mek­te mal fit­ne­sin­den ko­run­ma­nın yön­tem­le­rin­den­dir. Ki bun­lar bir­çok ko­nu­da or­ta­ya çıkar. 1- Zen­gin­lik sa­hi­bi Allah Sub­ha­ne­hu ve Teâlâ’nın her şeye kadir ola­ca­ğı­nı idrak eder. Bu mali ile de­ğiş­me­ye­ce­ği­ni as­lın­da Allah Sub­ha­ne­hu onu zen­gin et­ti­ği­ni O Allah ken­di­si­ni fakir ede­bi­le­ce­ği­ni ve in­san­lar­dan baş­ka­sı­nı zen­gin ede­bi­le­ce­ği­ne iman et­me­si bu yön­tem­ler­den­dir. Allah cc şöyle bu­yur­du:
اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ وَفَرِحُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فِى الْاٰخِرَةِ اِلَّا مَتَاعٌ
    Rad su­re­si 13.26 - Allah, rızkı di­le­di­ği­ne bol verir, (di­le­di­ği­ne de) kısar. Onlar ise dünya ha­ya­tı ile se­vin­mek­te­dir­ler. Hâl­bu­ki dünya ha­ya­tı, ahi­re­tin ya­nın­da çok az bir ya­rar­lan­ma­dan iba­ret­tir.
    2- Malın çok ol­ma­sı rız­kın geniş ol­ma­sı­dır. Ken­di­sin­den razı ol­du­ğu­nun de­li­li de­ğil­dir. Bu mal sa­hi­bi­nin Allah ta­ra­fın­dan im­ti­ha­nı­dır. Karun da ve gi­di­şa­tın­da ibret ve vaaz var­dır.
    3- İnsa­nın ik­ti­sa­dı halı devam etmez. İnsan bazen zen­gin olur. Bu onun ka­de­rin­de fakir ol­ma­sı da ya­zıl­mış­tır. Fakir olur. Bunun aksi de olur. Bu onun ka­de­rin­de zen­gin ol­ma­sı da ya­zıl­mış­tır. Zen­gin olur. Ger­çek şu ni­ce­le­ri mil­yon­la­rın yö­ne­ti­ci­si borç­lan­dı­lar. Ceza evine davet edil­di­ler. Bu in­sa­nın ik­ti­sa­dı ha­lı­nın devam et­me­di­ği­ne de­la­let eder.
    4- İnsa­nın Allah cc Süb­ha­ne­hu ve Teâlâ’nın rı­zık­la­rı tak­sim et­ti­ği­ni bil­me­si­dir. Re­su­lul­lah sav şöyle bu­yur­du:
(ان الله قسم بينكم اخلاقكم كما قسم بينكم ارزا قكم وان الله عز وجل يعطى الدنيا من يحب ومن لا يحب ولا يعطى الدين الا لمن احب فمن اعطاه الله الدين فقد احبه) رواه احمد
‘    ’Allah ara­nız­da rı­zık­la­rı­nı­zı tak­sim et­ti­ği gibi huy­la­rı­nı­zı da tak­sim etti. Allah dün­ya­yı sev­di­ği ve sev­me­di­ği her­ke­se verir. Dini ise yal­nız sev­di­ği­ne verir. Dini ver­di­ği ki­şi­yi mut­la­ka sever.’’ İmam Ahmet bu ha­di­si ri­va­yet etti. Ey Müs­lü­man­lar! Müs­lü­ma­nın malın fit­ne­sin­den kur­ta­ra­ca­ğı­nı be­lir­le­ye­ce­ği şey ka­na­at ve az mal ile ya­şa­ma­ya rıza gös­ter­mek­tir. Sa­hi­hi Müs­lim ki­ta­bın­da şu ha­di­si şerif var­dır.
(عن عبد الله بن عمرو بن العاص ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال قد افلح من اسلم ورزق كفافا وقنعه الله بما اتاه)
    Ab­dul­lah b. Amır b. El-As’tan ri­va­yet edi­len ha­dis­te Pey­gam­be­ri­miz şöyle bu­yur­du. Müs­lü­man olan, ye­ter­li ge­çi­me sahip kı­lı­nan ve Allah’ın ken­di­si­ne ver­dik­le­ri­ne ka­na­at et­me­si­ni bilen kur­tul­muş­tur.
(عن اسامة عن النبي صلى الله عليه وسلم قال قمت على باب الجنة فكان عامة من دخلها المسكين واصحاب الجد محبوسون)
    Hz. Usame -ra­dı­yal­lah anhu- an­la­tı­yor: Nebi sav şöyle bu­yur­du: ‘’Cen­ne­tin ka­pı­sın­da durup bak­tım. Birde gör­düm ki içeri gi­ren­le­rin çoğu yok­sul­lar­dır. Zen­gin­ler ise hesap gör­mek için alı­ko­nul­muş­tu.’’
(عن ابى هريرة قال قال رسولله صلى الله عليه وسلم ليس الغنى عن كثرة العرض ولكن الغنى غنى النفس)
    Hz. Ebi Hü­rey­re an­la­tı­yor. Re­su­lül­lah sav şöyle bu­yur­du: ‘’Ger­çek zen­gin­lik, mal çok­lu­ğu değil, gönül tok­lu­ğu­dur.’’
    Re­su­lul­lah sav mala köle olanı kö­tü­le­di. Mala köle olan ken­di­si­ne mal ve­ri­lin­ce razı olur. Ken­di­si­ne mal ve­ril­mez ise cim­ri­lik yapar. Allah cc Teâlâ şöyle bu­yur­du:
وَمِنْهُمْ مَنْ يَلْمِزُكَ فِى الصَّدَقَاتِ فَاِنْ اُعْطُوا مِنْهَا رَضُوا وَاِنْ لَمْ يُعْطَوْا مِنْهَا اِذَا هُمْ يَسْخَطُونَ
    Tövbe su­re­si 9.58 - İçle­rin­den sa­da­ka­lar ko­nu­sun­da sana dil uza­tan­lar da var. Ken­di­le­ri­ne ondan bir pay ve­ri­lir­se, hoş­nut olur­lar; eğer ken­di­le­ri­ne ondan bir pay ve­ril­mez­se, hemen kı­zar­lar. İmam Bu­ha­rı Sahih ki­ta­bın­da şöyle bu­yur­du:
( عن ابى هريرة عن النبي صلى الله عليه وسلم قال تعس عبد الدينار و عبد الدرهم وعبد الخميصة ان اعطى رضى وان لم يعط سخط تعس وانتكس واذا شيك فلا انتقش)
    Hz. Ebi Hü­rey­re ri­va­yet etti. Nebi sav şöyle bu­yur­du: ‘’Di­na­ra köle olan helak olsun, dir­he­me köle olan helak olun, ipek el­bi­se­ye köle olan helak olsun. Ka­di­fe el­bi­se­ye köle olan helak olsun. (bu kimse)ken­di­si­ne is­te­di­ği ve­ril­di­ğin­de razı olur, ve­ril­me­di­ğin­de ise öf­ke­le­nir. Vü­cu­du­na bir diken ba­tın­ca da cım­bız­la çı­ka­ran bu­lun­ma­sın.’’ Ey Müs­lü­man­lar! Yüce olan Al­la­ha İslam ve iman ni­me­tin­den do­la­yı hamt et­me­miz he­pi­mi­ze ge­rek­li oldu. Bize rızık ver­di­ğin­den do­la­yı Ona şük­re­de­riz. Bize tak­sim edip ver­di­ğin­den do­la­yı Al­lah­tan razı olu­ruz. Daima helal mal ka­zan­ma­ya, malı dün­ya­mı­za ve ahi­re­ti­mi­ze fayda ve­recek şe­kil­de har­ca­ma­ya ve haram ka­zan­mak­tan da uzak dur­ma­ya veya zarar ve­recek şe­kil­de malı kay­bet­mek­ten uzak dur­ma­ya, her halu karda şüp­he­li şey­ler­den ka­çın­ma­ya is­tek­li­yiz. Yap­tı­ğı­mız her şey amel def­te­ri­mi­zin sa­hi­fe­le­ri­ne ya­zı­la­cak­tır. Biz on­lar­dan sor­gu­ya çe­ki­le­ce­ğiz. O gün ki ne mal fayda verir ne oğul­lar. Allah'a arın­mış bir kalp ile gelen başka günde biz yap­tık­la­rı­mız­dan sor­gu­ya çe­ki­le­ce­ğiz. Malın ol­ma­sı­nın müm­kün ol­du­ğu­nu bazen ge­ri­sin geri ge­le­bi­le­ce­ği­ni el­bet­te bi­li­yo­ruz. Nice zen­gin fakir oldu. Nice fakir zen­gin oldu. Allah c c ve­ren­de mani olan­da O dur. Eş-şeyh ibni Usey­min -Al­lah ona rah­met ey­le­sin- diyor ki: İnsan fa­kir­li­ğe yakın olun­ca Al­lah­tan daha çok sa­kı­nan, Al­la­ha daha çok itaat eden ve Al­lah­tan daha çok kor­kan olur­lar. Mal ço­ğa­lın­ca, Allah yo­lun­dan uzak­laş­ma­lar ve zulüm elde et­me­ler çok olur. Şimdi insan dünya çi­çe­ği ve ziy­ne­ti ile süs­len­di. Dua.
ha­mi­dib­ra­hem.com dan alın­tı­dır.
Ter­cü­me Eden
İbra­him SIR­MA­LI
Emek­li Müftü İca­ze­ti Hoca