İbrahim Sırmalı


NURU'L-HÜDA RİSALESİ

Emekli Müftü - muftu.ibrahim@gmail.com



Ri­ze­vî
    Bu Nuru'l-Hü­da Ri­sa­le­si­dir. Se­fih­ler­den (akıl­sız­lar­dan) ol­du­ğu hâlde akıl­lı ol­du­ğu­nu iddia edene cevap olsun diye Ri­ze­li Molla Mus­ta­fa Efen­di ta­ra­fın­dan 1311 de ma­arif ne­za­re­ti ce­li­le­si ruh­sa­tı ile ba­sı­mı ya­pıl­mış ri­sa­le­dir. 3 Ku­ruş­tur. Bu ri­sa­le ehl-i sün­net ve'l-ce­ma­at alim­le­ri­ne ve ashap se­vi­ye­sin­de olan­la­rın gö­rüş­le­ri­ne da­yan­dı­rıl­mış­tır. Re­sû­lul­lah S.A.V in as­ha­bı­nın ba­zı­la­rı­na la­ne­ti caiz gö­ren­le­re ce­vap­tır. Re­sûl­lul­lah S.A.V. in as­ha­bın­dan bi­ri­ne söven ve lanet eden­ler­le il­gi­li gelen gö­rüş­ler, mu­te­ber ve ya­yın­la­nan ehl-i sün­net ve'l ce­ma­at mez­he­bi üze­rin­de­ki ki­tap­lar­dan alın­mış­tır. Sev­va­du l-Azam Ri­sa­le­si gibi, Mef­rau l-Ha­la­ik Men­bau l-Ha­ka­yik, Aliyu l-Ka­ri Mee Şifa, El-Bu­ha­ri (Kas­ta­la­ni), Hil­ye­tu'n-Na­ci, Şerhu'l-Me­va­kıf, Şerhu'l-Ma­ka­sıd, Şerhu'l-Aka­yid (Ra­ma­zan Efen­di), Ha­şi­ye­tu Kekri, El-Ye­va­ki­tu l-Ce­va­hir (İmam Ab­dul­ve­hab eş-Şa'rani), Tef­si­ri-Ru­hu'l-Be­yan, Şi'ratü'l-İslam, Fe­te­va­yi el-Beh­çe, Nab­lu­si (Alat­ta­ri­ka­ti'l- Mu­ham­me­diy­ye), Fe­te­va­yi Ebüs­su­ud, El-Be­ri­ka­tu Alat­ta­ri­ka­ti'l- Mu­ham­me­diy­ye Ruhul Fur­kan tef­si­ri, Ri­sa­le­tü'l-Mü­ni­re l-İbni Kemal, İbn-i Mülk Alal­me­şa­rı­kı, İhyau'l- Ulum Li Mu­ham­med el-Ga­za­li), Recep Efen­di Alat­ta­ri­ka­ti'l- Mu­ham­me­di­ye, Hadis Er­ba­in (Kırk Hadis) şer­hiy­le be­ra­ber, Li Aker­ma­ni, Ha­şi­ye­tü'l-Ca­miü'l-Mu­tun, Sa­hih-i Bu­ha­ri­nin ri­va­yet edi­len isim­le­ri, Ra­mu­zul Eha­dis, Fe­ta­va­yi Ab­dur­ra­him. Ki­tap­la­rı gibi. Allah on­la­rı ağır­la­yıp mi­sa­fir ey­le­sin. Va­ra­cak­la­rı yeri mü'min­le­rin ta­ma­mı­nı hep­si­ni Cen­net ey­le­sin. On­la­rı hoş­nut ve temiz olan­lar­dan ey­le­sin. Amin. Ma­arif ne­za­re­ti ce­li­le­si­nin (say­gın) 19 Ce­ma­zi­yel Ahir Ayı sene 302, 23 Mart sene 301 ruh­sat­na­me­si ile ba­sı­mı ya­pıl­mış­tır. Not: (1885 mi­la­di yıl. 24 mart 1301 rumi. 19 ce­ma­zi­yel ahir hicri 1301.)
NURU'L-HÜ­DA RİSALESİ
بسم الله الرحمن الرحيم
نحمدك يا من وفقنا الى الصراط المستقيم ونصلى ونسلم على حبيبك محمد صاحب الخلق العظيم وعلى اله واصحابه الذين قاموا بنصرة الدين القويم
    Bizi sı­ra­tı müs­ta­ki­me mu­vaf­fak eden Allah'ım! Sana hamt edi­yo­ruz. Ha­bi­bin büyük ahlak sa­hi­bi Mu­ham­med'e sa­lât-u selam edi­yo­ruz. Senin sağ­lam di­ni­ne yar­dım eden Onun aline ve as­ha­bı­na da salat selam edi­yo­ruz. Allah'a hamt, Re­su­lü­ne sa­lat-u se­lam­dan (bes­me­le-ham­de­le-sal­ve­le) sonra. Güçlü ve lütuf sa­hi­bi Rab­bi­ne muh­taç olan zayıf kulu Mus­ta­fa Ne­zi­fi, Nak­şi­ben­di, Ri­ze­vi ( Ri­ze­li) za­ma­nı­mız­da in­san­lar ara­sın­da ya­yı­lan bazı sa­ha­be­ye sal­dı­rı­lar, la­net­ler, söv­me­ler, fa sık­tır ve ka­fir­dir gibi ifa­de­ler, beni is­la­mı ko­ru­ma­ya sevk etti diyor. Bu ev­rak­la­rı ehl-i sün­net alim­le­ri­nin beyan et­ti­ği ayet-i ke­ri­me­ler, ha­ber­ler, halk ara­sın­da mev­cut olan mu­te­ber eser­ler­den top­la­dım. Bunu her me­se­le­ye işa­ret ede­rek ne­re­den al­dı­ğı­mı, sa­hi­fe­si­ni beyan ede­rek, sa­hi­fe ra­ka­mı­nı ve­re­rek dinde kar­deş­le­ri­mi­zin akait ka­ide­le­ri­ni tas­hih ede­rek yap­tım. Ra­fi­zi­le­rin ve Ha­ri­ci­le­rin umu­mu­na cevap ver­dim. Bun­la­rı mu­kad­di­me(giriş), mat­lab(ko­nu­lar) ve ha­ti­me(sonuç) ola­rak dü­zen­le­dim. Mu­kad­di­me: Ehl-i sün­net ve'l-ce­ma­at ala­met­le­ri­ni beyan eder. Bu­ra­da mu­vaf­fa­kı­yet Al­la­ha ait­tir deriz. Ona yö­ne­li­riz. Bi­li­niz ki Ehl-i sün­net ve'l-ce­ma­atın ala­me­ti; İnsa­nın 62 özel­lik­le sı­fat­lan­ma­sı­dır. Bu özel­lik­ler:
1-İma­nın­da şüphe et­me­me­si­dir. Ben in­şal­lah mü'minim de­me­me­si ge­re­kir.
2-Müs­lü­man ce­ma­ate asli me­se­le­ler­de ve tali me­se­le­ler­de mu­ha­le­fet et­me­me­li­dir.
3-Her takva sa­hi­bi­nin ve gü­nah­kâ­rın ar­ka­sın­da namaz kıl­ma­lı. Bu gö­rü­şü doğru kabul et­me­li. Ra­fi­zi­ler gibi ol­ma­ma­lı. Onlar her takva sa­hi­bi ve gü­nah­kâ­rın ar­ka­sın­da namaz kıl­maz­lar. Bunu doğru kabul et­mez­ler. Her takva sa­hi­bi ve gü­nah­kâ­rın ar­ka­sın­da namaz kıl­ma­yı doğru kabul et­me­yen bidat eh­li­dir.
4-Kıb­le eh­lin­den bi­ri­ni gü­na­hın­dan do­la­yı (gü­na­hı helal kabul et­me­dik­çe) kâfir oldu de­me­me­li.
5-Kıb­le eh­lin­den büyük yaşta ve küçük yaşta olan­la­rın ce­na­ze­le­ri­ni kıl­mak. Bunu doğru bul­mak­tır. Kıble eh­lin­den büyük yaşta olan­la­rın ve küçük yaşta olan­la­rın ce­na­ze na­ma­zı­nın kı­lın­ma­sı­nı doğru bul­ma­mak bi­dat­tir.
6-Hay­rın ve şer­rin Al­lah­tan ol­du­ğu­nun kabul et­me­li. Ka­za­ya inan­ma­yan, hay­rın ve şer­rin Al­lah­tan ol­du­ğu­nu kabul et­me­yen bi­dat­çi­dir.
7-Hak­sız yere kı­lıç­la Müs­lü­man­lar­dan bi­ri­ni öl­dür­me­ye çık­ma­ma­lı.
8-Mi­sa­fir müd­de­tin­de ve mukim ha­lin­de mesh üze­rin­de mesh et­me­nin doğru ol­du­ğu­nu kabul et­mek­tir. Çıp­lak ayak üze­ri­ne mesh etmek caiz de­ğil­dir. Çünkü bu Ra­fi­zi­le­rin mez­he­bi­dir. Allah on­la­ra lanet ey­le­sin.
9-Her dev­let baş­ka­nı bay­ram na­maz­la­rı­nı ve Cuma na­maz­la­rı­nı kıl­dır­ma­lı. Bunu doğru gör­me­li. Sul­ta­na her du­rum­da itaat et­me­li. Sul­ta­na isyan etmek ona itaat et­me­mek ha­ri­ci­lik­tir. (Ha­ri­ci mez­he­bi­ne men­sup ol­mak­tır.)
10-İmanı Al­lah-u Ta­ala­nın c.c. Lütfü ol­du­ğu­nu kabul et­me­li.
11-Kul­la­rın fi­il­le­ri­ni Allah'ın ya­rat­ma­sı ile ol­du­ğu­nu kabul et­me­li.
12-Ka­bir aza­bı­nın hak ol­du­ğu­nu kabul et­me­li. Kabir aza­bı­nı inkar etmek de­la­let­tir. Bi­dat­tir. Cid­den Mu­te­zi­le mez­he­bi­ne men­sup gö­rüş­lü­dür. 13-Al­lah-u Teâlâ'nın ke­la­mı­nın mah­luk (ya­ra­tıl­mış) ol­ma­dı­ğı gö­rü­şün­de ol­ma­lı.
14-Mün­ker ve Nekir su­al­le­ri­nin doğru ol­du­ğu­nu kabul et­me­li­dir. Mün­ker ve Ne­ki­rin su­al­le­ri­ni inkar eden ka­de­ri­ye mez­he­bi­ne men­sup olur.
15-Ya­şa­yan­la­rın duası ve sa­da­ka­la­rı­nın ölü­le­re fay­da­lı ola­ca­ğı­nın ha­ki­ka­ten doğru ol­du­ğu gö­rü­şün­de ol­ma­lı. Bunu inkar eden mu­te­zi­le mez­he­bi gö­rüş­lü ve bi­dat­çi olur.
16-Ne­bi s.a.v. şe­fa­ati­nin hak ol­du­ğu gö­rü­şün­de ol­ma­lı. Şe­fa­atin hak (doğru) ol­du­ğu gö­rü­şün­de ol­ma­yıp onu inkar eden bi­dat­çi­dir.
17-Ne­bi s.a.v. mi­ra­cı­nı hak (doğru) ola­rak bil­me­li. Mi­ra­cı inkar eden ayet­le­ri ret edip kabul et­me­yen Allah'ı inkar et­miş­tir.
18-Kı­ya­met gü­nün­de ki­ta­bın okun­ma­sı­nın hak ol­du­ğu­nu ikrar (kabul) edil­me­si. Bunu kim inkâr eder­se ve ayet­le­ri ret (kabul et­mez­se) eder­se o Al­lah-u Ta alayı inkâr etmiş olur.
19-He­sa­bın hak (doğru) ol­du­ğu­nu iti­kat edip kabul etmek. Kim he­sa­bi inkâr eder­se ayet­le­ri inkar et­ti­ğin­den Allah'ı inkar eder.
20-Mi­za­nın hak (doğru) ol­du­ğu­nu iti­kat (ina­nıp) edip kabul etmek.
21-Sı­ra­tın hak ol­du­ğu­na iti­kat (ina­nıp) edip kabul etmek.
22-Cen­net ve Ce­hen­ne­min ya­ra­tıl­mış ol­du­ğu­nu ebedi ola­rak yok ol­ma­ya­cak­la­rı­nı bil­mek­tir.
23-Al­la­hın ku­lu­nu kı­ya­met gü­nün­de ken­di­si ile kulu ara­sın­da va­sı­ta­sız he­sa­ba çe­ke­ce­ği­ni bil­mek­tir.
24-Ne­bi s.a.v. 10 sa­ha­be­si­nin Cen­net­lik ol­duk­la­rı­na şahit ol­ma­sı­dır. On­la­ra veya on­lar­dan bi­ri­ne if­ti­ra ve taan (dil uzat­mak) etmek de­la­let­tir. Bi­dat­tir.
25-Şu­dur ki Nebi s.a.v. den sonra as­ha­bın­dan ve üm­me­tin­den Ebu Be­kir-i Sıd­dık'tan r.a. daha fa­zi­let­li bi­ri­nin ol­ma­dı­ğı­nı bil­me­si­dir. Ve Onun hi­la­fe­ti­nin doğru ol­du­ğu gö­rü­şün­de ol­ma­lı­dır. 26-Ebu Bekir'den sonra in­san­la­rın en ef­da­lı­nın Ömer b. El-Hat­tap ol­du­ğu gö­rü­şün­de ol­ma­lı­dır. Ömer­den sonra Osman b. Afvan ondan sonra Ali b. Ebi Talib (Allah on­lar­dan razı olsun) en fa­zi­let­li ol­du­ğu­nu ve bun­la­rın hi­la­fet­le­ri­nin hak (doğru) ol­du­ğu gö­rü­şün­de ol­mak­tır. 27-Ne­bi s.a.v. in ar­ka­daş­la­rı­nın aley­hin­de ko­nuş­ma­mak. Kim on­la­rın aley­hin­de ko­nu­şur­sa onlar gibi olur. Böyle olan­lar de­la­let­te­dir. Bi­dat­çi­dir. Pey­gam­be­ri­miz şöyle bu­yu­rur:
اصحابى كالنجوم بايهم اقتديتم اهتديتم
    “As­ha­bım yıl­dız­lar gi­bi­dir, han­gi­si­ne tabi olup uyar­sa­nız hi­da­ye­te erer­si­niz (doğ­ru­yu bu­lur­su­nuz)”. Başka bir ha­di­si şe­rif­te ise
من ابغض اصحابى فهو منافق
    “Kim benim as­ha­bı­ma buğz (kin, nef­ret) eder­se o mü­na­fık­tır”. Di­li­ni ve kal­bi­ni bu du­rum­lar­dan mu­ha­fa­za eyle. On­la­rın içine düşme. 28-Al­la­hu Ta­ala­nın buğz edip razı ola­ca­ğı­na iti­kat et­mek­tir. İnan­mak­tır. Bu in­san­lar gibi olan gazap ve rıza de­ğil­dir. Al­la­hın ga­za­bı Ce­hen­nem­dir. Al­la­hın rı­za­sı Cen­net­tir de­nil­mez. Kim bunu söy­ler­se o bi­dat­çi­dir. 29-Key­fi­yet­siz Allah'ı gör­me­nin hak ol­du­ğu­na iti­kat et­mek­tir. İnan­mak­tır. Kim Allah'ı gör­me­yi inkar eder ve Onu baş gözü ile gö­re­mez­si­niz Onu ancak kalp gözü ile gö­rür­sü­nüz derse o kimse de­la­let­te­dir. Bi­dat­çi­dir. 30-En­bi­ya­la­rın mer­te­be­le­ri ev­li­ya­la­rın mer­te­be­le­rin­den daha yük­sek ve daha afdal ol­du­ğu­na iti­kat et­mek­tir. İnan­mak­tır. Ev­li­ya­la­rın mer­te­be­le­ri En­bi­ya­la­rın mer­te­be­le­rin­den daha üs­tün­dür demek ki­şi­yi bid'atçi eder. Bun­la­ra ker­ra­mi­ler de­ni­lir. 31-Ev­li­ya­la­rın ke­ra­met­le­ri­nin hak (doğru) ol­du­ğu­na iti­kat et­mek­tir. İnkar edil­mez. Ev­li­ya­nın ke­ra­me­ti­ni inkar eden bi­dat­çi­dir. 32-Al­la­hu Ta­ala­nın adli ile said(mutlu) olanı şa­ki­ye(mut­suz olana) dö­nüş­tü­re­ce­ği­ne, fazli ile de şakı(mut­suz) olanı saide(mutlu olana) dö­nüş­tü­re­ce­ği­ne iti­kad et­mek­tir. Şunu bil­mek lazim.
فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُضٖيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنٖينَ
    Hud Su­re­si (11/115): Çünkü, Allah iyi­lik eden­le­rin mü­kâ­fa­tı­nı zayi etmez. Al­la­hu Taala şöyle bu­yu­rur:
مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهٖ وَمَنْ اَسَاءَ فَعَلَيْهَا
    Fus­si­let Su­re­si (41/46): Kim iyi bir iş ya­par­sa kendi le­hi­ne­dir. Kim de kö­tü­lük ya­par­sa kendi aley­hi­ne­dir. Kim olan oldu. Ola­cak ola­cak­tır. Allah di­le­di­ği­ni yaptı. Bun­la­rı söy­le­mek bi­dat­çi­dir. 33-Ka­fir­le­rin akıl­la­rı en­bi­ya­la­rın ve mü'min­le­rin akıl­la­rı ile eşit ol­ma­dı­ğı­nı bil­me­si­dir. Kim akıl­lar eşit­tir. Mü'minin aklı ile ka­fi­rin akli eşit­tir söy­ler­se bi­dat­çi­dir. 34-Al­la­hu Ta­ala­nın ya­rat­tı­ğı hala ve hala ya­rat­ma­ya devam et­ti­ği ve bu halın de­ğiş­me­ye­ce­ği­ne iti­kat et­me­si­dir. 35-Al­la­hu Taala alim­dir ve ka­dir­dir. Onun ilmi ve kud­re­ti­nin ol­du­ğu­na iti­kat et­me­si­dir. Bunun dı­şın­da bir şey söy­le­mek bi­dat­tir. 36-Al­la­hın aza­bı­nın mü'min­le­rin gü­nah­kâr­la­rı­na gü­nah­la­rı mik­ta­rın­ca ce­hen­nem­de hak ol­du­ğu­nu bil­me­si­dir. 37-Al­la­hu Taala di­le­di­ği­ni yaptı. Di­le­di­ği­ni ya­pı­yor. Halk an­la­sın an­la­ma­sın. Ha­yır­lı olsun şerli olsun ol­du­ğu­nu bi­lin­me­si. 38-Mus­haf'ta ya­zı­lan­la­rın Kur'an ol­du­ğu, Al­la­hın ke­la­mı ol­du­ğu, me­ca­zen değil ha­ki­ki ma­na­sı ile gayri mah­lûk ol­du­ğu­nu bil­mek. 39-İmani; ha­ki­kat ma­na­sı ile iman ola­rak gör­mek­tir. Me­ca­zi ma­na­da iman de­ğil­dir. Çünkü kişi şu üç halın dı­şın­da ola­maz. Kişi ya mü'min­dir, ya ka­fir­dir veya mü­na­fık­tır. Bir kim­se­de ha­ki­kat ma­na­sın­da iman yoksa ha­ki­ka­ten o kafir olur. Kim zina eder, hak­sız yere adam öl­dü­rür, şarap içer, lu­ti­lik yapar, Müs­lü­man malı alır, sı­la-i ra­him­de bu­lun­maz veya buna ben­zer bir şey ya­par­sa onun imanı ha­ki­ka­ten sahih olur. “Kim onun imanı me­ca­zi­dir. Ha­ki­ki iman de­ğil­dir.” Derse o bi­dat­çi­dir. 40-Bir kim­se­nin dün­ya­da hasmı olsa. Mü'min ola­rak ölse. Has­mın­dan razı ol­ma­sa. Allah ona kı­ya­met gü­nün­de has­mı­nın iyi­lik­le­rin­den ve­re­ce­ği­ni bil­me­li­dir. 41-İtaat ile mu­vaf­fa­kı­ye­tin eşit, ma­si­yet ile mu­vaf­fa­ki­ye­siz­li­ğin de eşit be­ra­ber ol­du­ğu­nu bil­mek­tir. 42-İmanın iki aza üze­rin­de; kalp ve lisan üze­rin­de ol­du­ğu­nu bil­mek­tir. 43-Kim Al­la­hu Ta­ala­yı kalbi ile tanır li­sa­ni ile iti­raf ey­le­me­se onun kafir ol­du­ğu­nu, kim de li­sa­ni ile iti­raf eder kalbi ile ta­nı­maz­sa onun mü­na­fık ol­du­ğu­nu bil­me­si­dir. 44-Al­la­ha mekan, zaman, gel­mek, git­mek gibi is­pat­lar (tes­bit) yap­ma­mak. 45-Al­la­hı bir şeye ben­zet­me­mek. Yerde ve gökte onun bir ben­ze­ri yok­tur. O se­mi­dir (İşi­ten­dir). Alim­dir (Bi­len­dir). De­me­li­dir. Kim Al­la­hın eli, li­sa­ni, cismi veya buna ben­zer şey­le­ri var­dır derse kafir olur. Bi­ri­si Rab­bı­nı anlat derse ona bes­me­le ile İhlas Sre­si­ni oku. Bun­la­ra tes­lim oldum Müs­lü­man oldum söyle. 46-Ka­zan­ma­nın bazı va­kit­ler­de farz ol­du­ğu­nu ka­zan­ma­yı inkar et­me­nin bidat ol­du­ğu­nu bil­mek­tir. Bunu inkar eden ke­ra­mi mez­he­bi­ne men­sup­tur. 47-İmanın amel­den ayrı ol­du­ğu­nu bil­mek­tir. 48-İyilik ya­pa­nın imanı ile kö­tü­lük ya­pa­nın imanı ay­nı­dır. Kö­tü­lük ya­pa­nın imanı iyi­lik ya­pa­nın ima­nın­dan daha azdır diye söy­le­yen yalan söy­le­miş­tir. Bi­dat­çi­dir. 49- Öl­dük­ten sonra di­ril­me­nin hak ol­du­ğu gö­rü­şün­de ol­ma­lı­dır. Di­ril­me­yi inkar eden ka­fir­dir. Buna dehri (mez­hep) de­ni­lir. Öl­dük­ten sonra di­ril­mek hak­tır. 50-Kı­ya­me­tin kop­ma­sı­nın hak ol­du­ğu gö­rü­şün­de ol­ma­lı­dır. 51-Vi­tir na­ma­zı­nın bir selam ile üç rekat ol­du­ğu­nun hak ve doğ­ru­lu­ğu­nu kabul ve tas­dik et­mek­tir. 52-İmamın ab­dest­siz­li­ği­ni ha­ki­ki ab­dest­siz­lik gör­me­li­dir. 53-Dur­gun az su ile ab­dest al­ma­nın caiz ol­ma­dı­ğı­nı bil­me­li­dir. 54-Mest­le­ri çı­kar­dık­tan sonra ayak­la­rı yı­ka­ma­nın hak ol­du­ğu gö­rü­şün­de ol­ma­lı. Mest üze­rin­de mesh ola­bi­le­ce­ği gö­rü­şün­de ol­ma­lı­dır. Mesh kabul et­me­yen Ra­fi­zi­ler­den­dir. 55-Ab­des­ti iade et­me­nin hak ol­du­ğu gö­rü­şün­de ol­ma­lı­dır. 56-İmanın aza­lıp ço­ğal­ma­ya­ca­ğı gö­rü­şün­de ol­ma­lı­dır. İmanın aza­lıp ço­ğa­la­ca­ğı gö­rü­şün­de olmak bi­dat­çi­lik­tir. 57-İbli­sin (Allah ona lanet ey­le­sin) Al­la­ha iba­det et­ti­ğin­de Allah in­din­de, Me­la­ike­ler in­din­de ve levhi mah­fuz­da mü'min ol­du­ğu­nu bil­me­li­dir. Bunun dı­şın­da başka bir şey söy­le­mek bi­dat­çi­lik­tir. Ceb­ri­lik­tir. 58-Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ikisi puta iba­det et­tik­le­ri zaman Allah in­din­de, me­la­ike­ler in­din­de ve levhi mah­fuz­da kafir ol­duk­la­rı­nı bil­me­li­dir. Bunun dı­şın­da başka bir şey söy­le­mek bi­dat­çi­lik­tir. Ceb­ri­lik­tir. 59-Emir sev­gi­den do­la­yı se­vi­len­den sakıt olup düş­me­ye­ce­ği­ni bil­me­li­dir. Al­la­hın mu­hab­be­ti­ni (sev­gi­si­ni) iddia eden dört hu­sus­ta Onu tas­dik (kabul) eder. Bi­rin­ci­si Mev­la­si hak­kın­da kusur yap­maz. İkin­ci­si Mev­la­sı­nın ya­sak­la­rı hak­kın­da kusur yap­maz. Üçün­cü­sü Mev­la­sı­nın bütün hü­küm­le­rin­den razı olur. Dör­dün­cü­sü Mev­la­sı­nın bütün mah­lu­ka­tı­nı sever. 60-Al­lah­tan ümit kes­me­yi küfür ola­rak gör­mek­tir. 61-Son ne­fe­sin­de Al­lah­tan kork­ma­yı hak ola­rak gör­mek­tir. Kim son ne­fe­sin­den kork­maz ise, kim son ne­fe­sin­de Al­lah­tan kork­maz ise o kimse mür­ci­edir. Ceb­ri­dir. Bu akıl­lı olana ka­fi­dir. Al­la­hu Taala bilir. Ebi l-Ka­sım İshak b. Mu­ham­met El-Ka­di el-Ha­ne­fi es-Se­mer­kan­di'nin Si­vad-i Azam ki­ta­bın­da ve Şer­hin­de de böy­le­dir. Kim bu alt­mış iki has­let­le­tin ta­ma­mı ile va­sıf­la­nır­sa. Yani bun­lar­dan bi­ri­ne mu­ha­le­fet etmez ise halis Sünni olur. Kur­tu­lan fır­ka­lar­dan olur. Onlar hak­kın­da Pey­gam­be­ri­miz şöyle bu­yur­muş­tur: “Onlar benim ve as­ha­bı­mın üze­rin­de ol­duk­la­rı kim­se­ler­dir. Onlar sa­ha­be­den, ta­bi­in­den ihsan üze­rin­de hatta tebei ta­bi­in­den olan fa­kih­ler (dört imam, mu­had­dis­ler, eşa­ri­ler­den ve ma­tu­ri­di­ler­den mez­hep­le­ri­ni bi­dat­lar­dan arın­dı­ran) ehl-i sün­net ve'l-ce­ma­at gö­rü­şün­de olan­lar­dır. Kim bun­lar­dan bi­ri­ne buğz, lanet, ta'n (kı­na­ma) gibi mu­ha­le­fet veya nok­san­lık eder­se Nebi s.a.v. as­ha­bı­na ve di­ğer­le­ri­ne buğz etmiş olur. Bu şe­kil­de dört mez­he­bin dı­şı­na çık­mış olur. Bi­dat­çi olur. De­la­let­te olur. Baş­ka­sı­nı de­la­le­te gö­tü­rür. Ne­fis­le­ri­mi­zin şer­le­rin­den (kö­tü­lük­le­rin­den) ve amel­le­ri­mi­zin çir­kin­lik­le­rin­den Al­la­ha sı­ğı­nı­rım. Mat­lab (Ko­nu­lar) Bun­lar; ayet­le­rin, ha­dis­le­rin, sa­ha­be hak­kın­da gelen eser­le­rin be­ya­nı hak­kın­da­dır. Bu sa­ha­be hak­kın­da kur­tu­lu­şa eren­ler ile diğer ec­ne­bi fır­ka­lar ara­sın­da mey­da­na gelen sahih ha­dis­ler­le ri­va­yet edi­len fikri tar­tış­ma­lar hak­kın­da ola­cak­tır. Bu­ra­da sa­ha­be­le­rin ta­ma­mı­nın uzun tar­tış­ma­la­rı terk edi­le­cek­tir. Bi­dat­la­rın, hi­da­ye­tin ve fit­ne­le­rin ashab ara­sın­da Nebi s.a.v as­rın­dan sonra mey­da­na gelen gö­rüş­ler. Bun­lar­dan biri İbn-i Asa­ki­rin İbni Abbas ve Ca­bir­den r.a. ri­va­yet edi­len ha­di­si şe­rif­tir. Onlar şöyle bu­yur­du: Re­sû­lul­lah:
الامناء عند الله سبعة القلم واللوح واسرافيل وميكائيل وجبرائيل وانا ومعاوية …
    Allah in­din­de gü­ve­ni­lir olan­lar yedi ta­ne­dir. El-Ka­lem, El-Levh, İsra­fil, Mi­ka­il, Ceb­ra­il, Ben, Mu­avi­ye Kı­ya­met günü olun­ca Al­la­hu Taala Ka­le­me di­yecek. Vahyi kime ema­net ettin? O da levha ema­ne­ti tes­lim ettim di­yecek. Levha ema­ne­ti ne yap­tın? De­ni­lecek. O da ema­ne­ti İsra­fi­le tes­lim ettim. Di­yecek. İsra­fi­le ema­ne­ti ne yap­tın? De­ni­lecek. O da Mi­ka­ile tes­lim ettim. Di­yecek. Mi­ka­ile ema­ne­ti ne yap­tın? De­ni­lecek. O da Ceb­ra­ile tes­lim ettim. Di­yecek. Ceb­ra­ile ema­ne­ti ne yap­tın? De­ni­lecek. O da Mu­ham­me­de tes­lim ettim. Di­yecek. Mu­ham­me­de ema­ne­ti kime tes­lim ettin? De­ni­lecek. Ben derim. Mu­avi­ye ye tes­lim ettim. Rab­bi­me sen­den Ceb­ra­il bana böyle haber verdi. Mu­avi­ye Dün­ya­da ve Ahi­ret­te emin ol­du­ğu­nu söy­le­rim. Allah bu­yur­du. Kalem doğru söy­le­di, Levh doğru söy­le­di, İsra­fil doğru söy­le­di, Mi­ka­il doğru söy­le­di, Ceb­ra­il doğru söy­le­di, Mu­ham­met doğru söy­le­di. Mu­avi­ye­nin dün­ya­da ve ah­ret­te emin ol­du­ğu­nu söy­le­mek­le ben doğru söy­le­dim. Bu­yur­du. Bu hadis Mu­avi­ye ye r.a. buğz eden­le­re ce­vap­tır. Bu ha­di­si İbni Asa­kir İbni Abbas'tan tah­rı­cı­nı (ri­va­ye­ti­ni) yaptı. (Allah on­lar­dan razı olsun). Bu­yur­du: Ceb­ra­il Nebi s.a.v. Yeşil mer­sin ağacı ka­ğı­dıy­la geldi. Onun üze­ri­ne La­ila­he il­lal­lah Mu­ham­med en Re­sû­lul­lah Mu­avi­ye­yi sev­mek kul­la­rı­ma ben­den farz­dır ya­zı­lıy­dı. Bu da Mu­avi­ye­ye sö­ven­le­re ce­vap­tır. (Bunu Ab­dur­rez­zak tah­ric (ri­va­yet) ey­le­di) İbn-i Abbas r.a. dan ri­va­yet­le Re­sû­lul­lah s.a.v. Mu­avi­ye­ye “Senin fa­zi­le­tin hak­kın­da şüphe eden ey Mu­avi­ye yeri kı­ya­met gü­nün­de bur­nu­na çek­miş olur. Boy­nun­da ateş­ten tasma olur. O tas­ma­nın üç yüz şu­be­si olur. Her şu­be­de yüzü so­mur­tan dünya öm­rün­ce şey­tan olur.” Bu­yur­du. Bu da Mu­avi­ye­nin r.a. aley­hin­de kötü ko­nu­şan­la­ra ce­vap­tır. İbni Asa­ki­rin Ebi Sa­it­ten ri­va­yet et­ti­ği ha­di­si şe­rif­te bun­lar­dan­dır. Re­sû­lul­lah s.a.v. bu­yur­du “Mu­avi­ye kab­rin­den çı­ka­cak. Üze­rin­de kalın inci ve yakut süs­le­me­li atlas el­bi­se ola­cak. Onun üze­rin­de La­ila­he il­lal­lah Mu­ham­met Re­sû­lul­lah Ebu Bekir es-Sıd­dık ve Ömer b. Hat­tab ve Osman b. Afvan ve Ali b. Ebi Talib ya­zıl­mış­tır. Bu aynı şe­kil­de bun­la­ra buğz eden­le­re, on­lar­dan bi­ri­ne sö­ven­le­re ce­vap­tır. İbni Asa­kir Sa­ha­be­in bi­rin­den ri­va­yet et­ti­ği ha­di­si şe­rif­te o ce­vap­lar­dan bi­ri­dir. O Sa­ha­bi Pey­gam­be­ri­miz­den şöyle ri­va­yet eder. Pey­gam­be­ri­miz:”Kı­ya­met günü Ebi Süf­ya­nın oğlu Mu­avi­ye nur­dan hulle (el­bi­se) ile haşr olur. Hül­le­nin dışı rah­met­ten­dir. İçi razi ol­mak­tan­dır. Re­sû­lul­la­hın hu­zu­run­da vahyı yaz­dı­ğın­dan do­la­yı if­ti­har eder­ler. Bu da aynı şe­kil­de Mu­avi­ye ye ha­ka­ret eden­le­re ce­vap­tır. İbni Asa­ki­rin>ed-Dey­le­mi­den>İbni Ab­bas­tan>Ebi Musa el-Eşa­ri­den (Allah on­lar­dan razi olsu) ri­va­yet et­ti­ği­ne göre bu­yu­rur ki: Ayet el-Kür­si nazil olun­ca Nebi s.a.v. Efen­di­mi­zin Sa­ha­bi­le­ri bunu yaz­mak­la şe­ref­len­mek is­te­di­ler. On­lar­dan her biri bunu fa­lan­ca değil de ben ya­za­yım dedi. Bu haber Nebi s.a.v. e ulaş­tı. O Se­ma­dan vahiy gel­me­den ben bunu yaz­dır­ma­ya­ca­ğım dedi. Ebu Musa bu­yu­rur ki Ayet el-Kür­si nazil olun­ca ben Re­sû­lul­lah ile be­ra­ber otu­ru­yor­dum. Pa­muk­lu abası ile idi. Akşam ka­ran­lık­laş­tı. Va­hiy­den sonra sa­kin­le­şin­ce çocuk olan Mu­avi­ye ne yaptı? Diye söy­le­me­ye baş­la­dı. Mu­avi­ye geldi. Ona durum an­la­tıl­dı. Nebi s.a.v. ve Hz. Ali ken­di­si­ne kalem ver­di­ler. Ya­nın­da deve kürek ke­mi­ği vardı. Nebi s.a.v. ey fa­lan­ca yanaş bu­yur­du. Ya­naş­tı. Sonra tek­rar yanaş bu­yur­du. Ya­naş­tı. Diz­le­ri Nebi s.a.v. di­zi­ne temas edecek de­re­ce­de ya­naş­tı. (Nebi) yaz ey çocuk dedi. Annem babam sana feda olsun ey Al­la­hın Re­sû­lu ne ya­za­yım. Re­sû­lul­lah bu­yur­du: Baş­tan so­nu­na kadar okudu. Yaz dedi:
اَللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ اَلْحَیُّ الْقَيُّومُ (لَا تَاْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَهُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ مَنْ ذَا الَّذٖى يَشْفَعُ عِنْدَهُ اِلَّا بِاِذْنِهٖ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحٖيطُونَ بِشَیْءٍ مِنْ عِلْمِهٖ اِلَّا بِمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَلَا يَؤُدُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِىُّ الْعَظٖيمُ.)
    Ba­ka­ra Su­re­si (2/255): Allah, ken­di­sin­den başka hiç­bir ilâh ol­ma­yan­dır. Di­ri­dir, kay­yum­dur. O'nu ne bir uyuk­la­ma tu­ta­bi­lir, ne de bir uyku. Gök­ler­de­ki her şey, yer­de­ki her şey O'nun­dur. İzni ol­mak­sı­zın O'nun ka­tın­da şe­fa­at­te bu­lu­na­cak kim­dir? O, kul­la­rın ön­le­rin­de­ki­le­ri ve ar­ka­la­rın­da­ki­le­ri (yap­tık­la­rı­nı ve ya­pa­cak­la­rı­nı) bilir. Onlar O'nun il­min­den, ken­di­si­nin di­le­di­ği ka­da­rın­dan başka bir şey kav­ra­ya­maz­lar. O'nun kür­sü­sü, bütün gök­le­ri ve yeri kap­la­yıp ku­şat­mış­tır. (O, gök­le­re, yere, bütün ev­re­ne hük­met­mek­te­dir.) Gök­le­ri ve yeri ko­ru­yup gö­zet­mek O'na güç gel­mez. O, yü­ce­dir, bü­yük­tür. Bu altı hadis Hz. Mu­avi­ye­ye r.a. lanet et­me­nin ca­iz­dir di­yen­le­rin aley­hi­ne ce­vap­tır. (Mef­reu'l-He­la­ik Men­bei'l-Ha­ka­ik ki­ta­bın­da var­dır. Şifa sa­hi­bi bunun sahih ol­du­ğu­nu 192, Sa­hi­fe­de söy­le­miş­tir. Buda de­lil­ler­den­dir.) Nebi s.a.v. Mu­avi­ye b. Ebi Süf­ya­na ül­ke­ler­de yer­leş­me­si hu­su­sun­da dua etti. Ha­li­fe­li­ğe nail oldu. Ne­ti­ce­de ha­li­fe oldu. İbni Sait Pey­gam­be­ri­miz­den ri­va­yet etti. Bu­yur­du Pey­gam­be­riz Mu­avi­ye­ye “Ey Al­la­hım! Ona yaz­ma­yı öğret. Onu Ül­ke­ler­de güçlü eyle. Onu az­bın­dan koru.” Diye dua etti. Pey­gam­be­ri­miz­den yine ri­va­yet edi­lir. Pey­gam­be­ri­miz bu­yu­rur.”Mu­avi­ye­ye kimse galip ge­le­mez” Bu ri­va­yet Hz. Aliye ula­şın­ca Hz. Ali bu­yur­du “Bil­sey­dim Mu­avi­ye ile sa­vaş­maz­dım”. Bu da Mu­avi­ye­nın fa­zi­le­ti­ne de­la­let eder. Kim Pey­gam­be­ri­mi­zin du­ası­na nail olur­sa o dün­ya­da buğz­dan, tan­dan(hak­kın­da kötü söz söy­le­mek­ten) ve la­net­ten kur­tu­lur. Ka­tı­şık­sız hale gelir. Ah­ret­te de hu­su­si azap­lar­dan kur­tu­lur. Re­sû­lul­la­hın duası ik­sir­dir. (Hayat suyu ol­muş­tur.) Kar­şı­lık­sız ola­rak ni­me­te ka­vuş­ma de­re­ce­sin­de tesir eder. Ona dua etti. Nebi s.a.v in ah­ret­te gü­na­hı ke­ba­ir iş­le­se de şe­fa­ati­ne nail oldu. Buna rağ­men Ona buğ­ze­den, hak­kın­da kötü söz söy­le­yen veya aley­hi­ne lanet oku­yan Nebi s.a.v. gö­rü­şü­ne mu­ha­le­fet eder. Onun gö­rü­şü­ne mu­ha­le­fet eden hak­kın­da söy­len­me­si ge­re­ken söy­len­miş­tir. Şifa ki­ta­bın­dan oku­yu­cu­la­ra hi­da­yet eden Al­lah­tır. Şifa Ki­ta­bi cilt 1 sa­hi­fe: 378. Şifa sa­hi­bi­nin söy­le­dik­le­ri­de bu de­lil­ler­den­dir. Orada Nebi s.a.v. in gaybi ha­ber­le­rin­den­dir. (Beni Ümey­ye­nin mülkü ve Mu­avi­ye­nin va­li­li­ği). İbni Ebi Suf­yan O da Ümey­ye oğul­la­rın­dan­dır. Ancak O özel­lik­le an­la­tıl­dı. Çünkü O on­lar­dan ay­rış­tı­rıl­mış­tır. On­lar­dan bir ta­ne­si (ona tav­si­ye­de bu­lun­du). Yani Nebi s.a.v. İmam Bey­ha­kı­nın ri­va­yet et­ti­ği şu la­fız­dır. “Hi­la­fe­te beni sevk eden Re­sû­lul­la­hın Mu­avi­ye Malik olur­san bir ri­va­yet­te vali olur­san gü­zel­lik­le yap ha­di­si­dir' Bey­ha­kı bu ha­di­si za­yıf­tır der. Sonra başka ha­dis­ler söy­le­di. Bun­la­rın şa­hit­le­ri var­dır. Bun­lar­dan bir ta­ne­si Sait b. el-As­tır der “Mu­avi­ye ede­va­ti aldı. Nebi s.a.v. e tabi oldu. Ona dedi. Ey Mu­avi­ye bir işe vali olur­san Al­lah­tan sakın. Ve adil ol. Bir diğer hadis Raşit b. Sad Re­sû­lul­lah­tan işit­tim. Bu­yur­du “Sen eğer in­san­la­rın av­re­ti­ni idare eder­sen on­la­rı ifsat eder veya ne­re­de ise on­la­rı ifsat eder­sin.”ifsat eder veya ne­re­de ise on­la­rı ifsat eder­sin.” Ebu Derda diyor: Bir ke­li­me­yi Re­sû­lul­lah­tan işit­ti. Allah o ke­li­me ile Mu­avi­ye­yi fay­da­lan­dır­dı. Bu ayni şe­kil­de Mu­avi­ye­ye lanet eden­le­re bir ce­vap­tır. Ali el- Ka­ri­in Şifa ki­ta­bın­da. Sa­hi­fe:392. (Selef ve alim­ler İsra ha­di­se­si ih­ti­laf etti.​Peygam­be­ri­mi­zin ruhu ile mi yoksa ce­se­di ile mi oldu hu­su­sun­da üç ma­ka­le(görüş) var­dır. Bun­lar­dan bir taife Pey­gam­be­ri­mi­zin ruhu ile mi­ra­ca çık­tı­ğı­nı Onun uy­ku­sun­da ruya gör­dü­ğü­nü en­bi­ya­nın rü­ya­sı­nın hak ve vahiy ol­du­ğu­nu Mu­avi­ye­de bu gö­rüş­te ol­du­ğu­nu kabul eder.)7 Sa­ha­be­den­di. O İbni Ebi Süf­yan On­la­rın ikisi Mek­ke­nin fe­hin­de Müs­lü­man olan­lar­dan­dır. Mu­avi­ye vahiy ka­tip­le­rin­den bi­ri­si­dir. Ömer r.a. za­ma­nın­da Şamda vali oldu. Ölün­ce­ye kadar orada hük­mü­nü sürdü. Bu süre kırk se­ne­dir. İbni Abbas ve Ebu Said el-Hud­ri r.a. Mu­avi­ye­den hadis ri­va­yet etti. Mu­avi­ye­nin ya­nın­da Re­sû­lul­la­hın izari(omuz at­kı­sı), cüb­be­si, göm­le­ği, biraz saçı ve tır­nak­la­rı vardı. Mu­avi­ye beni ke­fen­le­yin ve beni buna sarın. Başka ri­va­yet­te Re­sû­lul­la­hın omuz at­kı­sı ile at­kı­ya do­la­yın. Bur­nu­ma onun ko­ku­su­nu kok­la­tın. Secde ye­ri­me Onun sa­çın­dan ve tır­na­ğın­dan koyun. Beni ve Er­ha­mur­ra­hi­min ara­sı­nı bı­ra­kın. (Ali el-Ka­ri Şifa ki­ta­bi. Cilt:1, sa­hi­fe: 230 Bu Mu­avi­ye­nin Re­sû­lul­la­hı s.a.v. çok sev­di­ği­ne de­la­let eder. Ona buğz eden yo­lu­nu şa­şı­rır. Yazı ge­lecek sa­yı­da devam ede­cek­tir. Mev­la­na eş-Şeyh İsmail el-Bu­ha­ri­nin yaz­dı­ğı eser­de Mu­avi­ye r.a. İbni Ebi Süf­yan. Yani Mu­avi­ye>İbni Ebi Süf­yan>Sahr b.​Harb b. Emey­ye b. Abd Şems b. Abdi Menaf el-Ku­rey­şi el-Eme­vi­dir. Anesi Hint binti Utbe b. Rabia b. Abd Şems­tir. An­ne­si ve ba­ba­sı Abd Şems­te bir­le­şi­yor. Mu­avi­ye, ba­ba­sı, kar­da­şı Yezit b. Ebi Süf­yan ve anası Hint Mekke fet­hin­de Müs­lü­man ol­du­lar. Mu­avi­ye Hü­dey­bi­ye­de Müs­lü­man ol­du­ğu­nu söy­lü­yor­du. Ancak müs­lü­man­lı­ğı­nı ana­sın­dan ba­ba­sın­dan giz­li­yor­du. O ve ba­ba­sı mü­el­le­fei ku­lup­ten­dir. (Kalp­le­ri is­la­ma ısın­sın diye ken­di­le­ri­ne yar­dım edi­len­ler.) Hu­neyn ga­ni­met­le­ri­nin tak­si­ma­tın­da bi­rin­ci ta­ba­ka­dan idi­ler. Sonra Müs­lü­man­lık­la­rı güzel oldu. Re­sû­lul­la­ha s.a.v. katip oldu. Ömer ve Osman za­ma­nın­da Şamda yirmi sene va­li­lik yaptı. Kır­kın­cı se­ne­de hi­la­fe­ti aldı. Yirmi se­ne­yi bir ay eksik hi­la­fet­te kaldı. Beyaz tenli ve güzel gö­rü­nüm­lü idi. Hı­lım­la sı­fat­la­nır­dı. Sene alt­mış­ta sek­sen iki ya­şın­da Şam da vefat etti. Allah ondan razı olsun. Hasan b. Beşir>El-Me­afi>Osman b. el-Es­ved>İbni Ebi Me­li­ke ri­va­yet etti. Bu­yur­du Mu­avi­ye yatsı na­ma­zın­dan sonra bir rekat vitir na­ma­zı kıldı. Ya­nın­da İbn-i Ab­ba­sın kö­le­si vardı. Du­ru­mu ken­di­si­ne haber ve­rin­ce onu bı­ra­kın. O Re­sû­lul­lah s.a.v. ile ar­ka­daş oldu. Onu ondan öğ­ren­di. Dedi. Bu­nun­la be­ra­ber İbni Ebi Mer­yem>Nafi' b.Ömer>İbni Ebi Me­li­ke ri­va­yet etti. İbni Ab­ba­sa de­nil­di (Söy­le­yen Ke­rib­dir) Emiri'l- Mü­mi­nin Ma­vi­ye hak­kın­da ne der­sin. O vitir na­ma­zı­nı bir rekat ola­rak kı­lı­yor. Ce­va­ben Onu bı­ra­kın. Onu inkar et­me­yin. O fa­kih­tir. Aynı şe­kil­de Ömer b. Abbas>Mu­ham­met b. Cafer>Şübe>Ebi el-Tay­yah Ham­ran b. Aban Mu­avi­ye­den ri­va­yet ede­rek dedi”Siz namaz kı­lı­yor­su­nuz. Biz Re­sû­lul­lah s.a.v. ile be­ra­ber olduk. Biz o na­ma­zı kıl­dı­ğı­nı gör­me­dik. O na­ma­zı kıl­ma­yı ya­sak­la­dı. Yanı ikin­di na­ma­zın­dan sonra iki rekat namaz kıl­ma­yı ya­sak­la­dı. Bu­ha­ri. Kas­ta­la­nı ile be­ra­ber. 6.​cilt,156 sa­hi­fe. Bu­ra­da şunu bil­mek ge­re­kir. Ku'an-i Ke­rim­den sonra en sahih olan ki­tap­lar­dan sonra en sahih olan kitap Bu­ha­ri ve Müs­lim ki­tap­la­rı­dır. Onlar mü'min olan­lar, Alim olan­lar, Amil olan­lar, kamil olan­lar, mu­had­dis olan­lar; Yani bize Nebi s.a.v. in ha­dis­le­ri­ni haber ve­ren­ler­dir. Ne bu­yur­du, ne yaptı, ya­nın­da ya­pı­lan bir işin han­gi­si­ni ya­sak­la­dı veya ya­sak­la­ma­dı. Eğer bun­lar düş­man ka­vim­den ol­say­dı­lar bu ki­tap­la­rın sa­hip­le­ri bun­la­rı ki­tap­la­rın­da zik­ret­mez­di­ler. Diğer de­ğer­li ri­va­yet eden­ler bun­la­rın ri­va­yet­le­ri­ni kabul et­mez­ler­di. Çünkü diğer de­ğer­li ri­va­yet eden­ler onlar alim­ler olan­lar, kamil olan­lar­dır. Onlar müş­rik­le­rin ha­ber­le­ri­nin şe­ri­atı­mız­da kabul edil­me­ye­ce­ği­ni (ru'yeti hi­lal­da ve şa­hit­lik­te ha­ber­le­ri kabul edil­me­di­ği gibi) bi­li­yor­lar. . Bu kamil mu­had­dis­le­re la­ne­ti caiz gö­re­nin halı nasıl olur. Onlar Re­sû­lul­lah­tan s.a.v. Bu­ha­ri­de ve Müs­lim­de ve diğer ki­tap­lar­da çokça hadis ri­va­yet eden­ler­dir. Hal ve durum sa­hi­bi bu­ha­rı ve di­ğer­le­ri on­la­rı ancak hayır ile anar­lar. On­la­rın ki­tap­la­rın­da razı olmak ve on­la­ra mer­ha­met gös­ter­mek on­la­ra lanet etmek, küfre men­sup ol­duk­la­rı­nı söy­le­mek veya din­den çık­tık­la­rı­nı söy­le­yen­le­re ya­zık­lar olsun. Ya­zık­lar olsun. Kim sa­ha­be­nin din­den çık­tı­ğı­nı iddia eder­se veya Mu­avi­ye­ye lanet et­me­nin caiz ol­du­ğu­nu söy­ler­se ona delil ge­tir­mek ge­re­kir. Delil ge­ti­ril­me­den id­di­ada bu­lu­na­nın id­di­asi kabul edil­mez. Müs­lü­man olana kafir oldu di­ye­nin ken­di­si kafir olur. Bu söze razi olan müs­lü­man­da kafir olur. Öf­ke­len­me­den bu if­ti­ra­ya razı ol­ma­yan kafir olmaz. Öfke (Sahat) ve gazab. Şirk koşma dı­şın­da büyük günah iş­le­ye­ne, kim­se­nin lanet ey­le­me­si caiz de­ğil­dir. Şifa ki­ta­bın­da böy­le­dir. Ne­bi­miz Mu­ham­me­din s.a.v. ha­di­sin­de ken­di­si­ne içki iç­ti­ğin­den do­la­yı had ce­za­sı uy­gu­la­na­na ba­zı­la­rı lanet oku­yun­ca de­di­ler ki ne çok şey ile geldi. Nebi s.a.v. bu­yur­du. Ona lanet oku­ma­yın. Çünkü O Al­la­hi ve Re­sû­lu­nu se­vi­yor­du. Bu ha­dis­te mü'min­le­rin asi olan­la­rın le­hi­ne büyük bir müjde, büyük bir işa­ret ve ehli sün­net ve'l-ce­ma­atin le­hi­ne ha­ri­ci­le­rin ve mu­te­zi­le­nin aley­hi­ne açık bir delil var­dır. Onlar büyük günah iş­le­yen­le­rin kafir ol­du­ğu­nu söy­lü­yor­lar. Şifa ki­ta­bi. Sa­hi­fe; 446. Nebi s.a.v. ın şu ha­di­si de bu de­lil­ler­den­dir. “La­ila­he ilah di­yen­le­ri bı­ra­kın. Günah iş­le­dik­le­rin­den do­la­yı on­la­ra kafir ol­du­lar de­me­yin. Kim la­ila­he il­lal­lah di­yen­le­ri kafir oldu derse ken­di­si kafir ol­ma­ya daha ya­kın­dır.” İmam Ta­be­ra­ni bunu ri­va­yet etti. Cami ki­ta­bın­da İbni Ömer­den Allah on­lar­dan razi olsun Emi­ril mü'minin Ali b. Ebi Talip k.v. “la­ila­he il­la­lah eh­li­ne in­san­la­rın Al­la­hi en çok bi­le­ni, onu en çok se­ve­ni-ta­zim ede­ni­dir” ri­va­ye­ti var­dır. Şeyhu l-Ek­ber Muh­yid­din Arabi “La­ila­he il­lal­lah di­ye­ni düş­man say­mak­tan sa­kı­nın” dedi. Çünkü on­lar­dan genel ida­re­de bu­lu­nan­lar var­dır. Onlar Al­la­hın dost­la­rı­dır. Onlar Al­la­ha şirk koş­ma­dan yer­ler do­lu­su günah ile gel­se­ler Allah on­la­ra o kadar mağ­fi­ret verir. Ni­ha­ye­te erdi. Bu ha­di­si şe­rif­te mü'min­ler hak­kın­da kötü söz söy­le­yen­le­re, kafir ol­du­lar if­ti­ra­sı­nı at­ma­ya ve aleyh­le­ri­ne gü­nah­tan do­la­yı din­den dön­dü­ler di­yen­le­re uyarı var­dır. Yine la­ila­he il­lal­lah di­yen­le­re düş­man­lık edene uyarı var­dır. La­ila­he il­lal­lah di­yen­le hak­kın­da haddı aşan ondan mey­da­na gelen küfür hariç çir­kin bir gü­nah­tan do­la­yı kafir oldu di­ye­ne de uyarı var­dır. O küfre daha ya­kın­dır. Pey­gam­be­ri­miz bu ko­nu­da şöyle bu­yur­du. La­ila­he il­lal­lah di­ye­ni gü­na­hın­dan do­la­yı rı­za­sı yö­nün­den kafir edil­se. Ebu Ha­ni­fe r.a. böyle söy­le­yen hak­kın­da kafir oldu derse, La­ila­he il­lel­lah diyen hak­kın­da düş­man­lık eden­ler sü­rat­le küfre gi­der­ler. On­la­ra hür­met et­me­nin en yük­sek mer­te­be­si­ne ve sev­gi­nin aşırı de­re­ce­de ol­ma­sı­na duy­gu­la­rı­na ka­pıl­ma­ya teş­vik etti. İmam Mur­te­za bu ko­nu­da bu­yur­du­ğu gibi. On­la­ra (sa­ha­be­ye) sev­gi­nin aşırı de­re­ce­de ol­ma­sı ve on­la­ra hür­met et­me­nin en yük­sek mer­te­be­si in­san­la­rın Al­la­hı en iyi bi­len­le­rin­den ol­ma­la­rın­dan­dır. Bun­dan şu an­la­şı­lır. Hür­me­ti ve mu­hab­be­ti terk etmek Rab­bi­ni bil­me­me­si­ne sevk eder. Ha­di­si Er­ba­in Şerhi ile be­ra­ber. İsim­len­di­ril­miş zik­re­dil­miş­ler­den­dir. Yine ayni şe­kil­de Şifa sa­hi­bi­nin de­di­ği gi­bi­dir.”Nebi s.a.v. in üm­me­ti ara­sın­da mey­da­na ge­lecek fit­ne­ler­den, ih­ti­laf­lar­dan ve sap­lan­tı­lar­dan gaybi bilgi ola­rak haber verdi. On­la­rın 33 fır­ka­ya ta­ife­ye ay­rı­la­cak­la­rı­nı da haber verdi. Yani Ebu Hü­rey­re­den ri­va­yet edil­di. On­la­rın asıl­la­rı­nın sekiz ta­ne­si mu­te­zi­le, yirmi ta­ne­si şia fır­ka­sı, yirmi iki ta­ne­si ha­ri­ci­ler­den, yirmi ta­ne­si mur­ci­eden, beş fırka nec­ca­ri­ye­den, üç fırka ceb­ri­ye­den, bir fırka mü­şeb­bi­he­den, bun­la­rın her bi­ri­nin yol­la­rı de­ği­şik de­ği­şik­tir. De­la­le­te giden fır­ka­la­rın 72 fır­ka­dır. Bun­lar­dan bir ta­ne­si fır­kaı na­ci­ye­dir. Top­la­mı Bun­lar hak­kın­da Nebi s.a.v. in benim ve ar­ka­daş­la­rı­mın üze­rin­de bu­lun­du­ğum gö­rü­şüm de­di­ği fırka na­ci­ye­dir. De­nil­di. Onlar ehli sün­net ve'l-ce­ma­at de­di­ği ar­ka­daş­la­rı­dır. Fu­ke­ha­dan dört imam, mu­had­dis­ler, mu­te­kel­lim imam­lar. Eş'ari­ler­den olsun Ma­tu­ri­di­ler­den olsun mez­hep­le­ri­ni bid'at­lar­dan ko­ru­yan­lar­dır. Aliyu l-Ka­ri Şifa ki­ta­bi Bi­rin­ci cilt sa­hi­fe: 389. Al­lah­tan kalp­le­ri­mi­zi dini üzere sabit kıl­ma­sı­nı hi­da­ye­te er­dik­ten sonra cay­dır­ma­ma­sı­nı is­te­riz. Allah bizi İlahi lutfu ile sa­pık­lık­tan ko­ru­sun. Bizi Re­sû­lü­ne, (a.s.) as­ha­bı­na ve on­la­ra ihsan ile tabi olan­la­ra (Allah hep­sin­den razı olsun) uy­ma­ya mu­vaf­fak ey­le­sin. İlmin tuğ­ya­nı­nı(az­ma­sı­nı) af ey­le­sin. Beşer(in­san­lar) ise sehiv(bil­me­den hata) ve zil­let­ler(küçük günah) gibi bun­lar­dan halı de­ğil­dir. Allah bize fazlı ile ve rah­me­ti ile mu­ame­le ey­le­sin. O ga­fur­dur. Ra­him­dir. Bu ha­ber­ler­den bi­ri­de Ebi Zeri el-Gi­fa­ri­nin ri­va­yet et­ti­ği ha­di­si şe­rif­tir. Re­sû­lul­lah bu­yu­rur”Al­la­hu Ta­ala­ya eğile bü­kü­lecek şe­kil­de ibe­det et­se­niz, tel gibi olun­ca­ya kadar oruç tut­sa­nız, sizin diz­le­ri­niz ku­ru­ya­na kadar namaz kıl­sa­nız sonra ehli bey­tim­den bi­ri­ne buğz eder­se­niz veya as­ha­bım­dan bi­ri­ne buğz eder­se­niz Allah sizi ce­hen­nem­de bur­nu­nuz üze­ri­ne yere vurur”. Me­na­ki­bi Ci­har­yar Ki­ta­bi sa­hi­fe; 406. O ha­ber­ler­den­dir. Pey­gam­be­ri­mi­zin gaybi haber veren ha­di­si­dir. “Araba yazık olsun. Yani büyük helak ola­cak bir kö­tü­lük yak­laş­mış­tır. Umu­lur ki bu Hz. Os­ma­nın mu­ha­sa­ra­ya alın­dı­ğı sı­kın­tı­sı­dır. Hz. Ali­nin Hz. Mu­avi­ye ile olan fit­ne­si­dir. Hz. Hü­se­yin ile Ye­zi­din ara­sın­da­ki fit­ne­dir. Bun­lar gibi bir çok misal ge­ti­re­bi­lir­sin. Allah c.c. di­le­di­ği­ni yapar. Di­le­di­ği­ne hük­me­der. Aliyu El-Ka­rı Şifa ki­ta­bi. Sa­hi­fe: 390. Nebi s.a.v. bu­yur­du­ğu ha­di­si şe­rif­te o de­lil­ler­den­dir. O (Nebi) ayni şe­kil­de “ Hz. Am­ma­ra azgın fitne seni öl­dü­re­cek­tir.” Bu­yur­ma­sı gaybı bil­gi­ler­den­dir. İla­ve­ten bu­yu­rur. “Katil ce­hen­nem­de­dir.” Onu Mu­avi­ye­nin ar­ka­daş­la­rı öl­dür­dü. Yanı Sıf­fın sa­va­şın­da. Onu Hz. Ali el­bi­se­si ile def­net­ti. Onlar bu hadis ile Hz. Ali­nin aley­hin­de olan (Bağı) az­gın­lar­dan idi­ler. Şifa Ki­ta­bi Aliyu el-Ka­ri sa­hi­fe: 394. Bun­la­ra Hak olan imama şüphe ile baş kal­dır­dık­la­rın­dan (bağı) az­gın­lar de­nil­di. O şüphe Hz. Os­ma­nın r. a. ka­ti­li­nin kı­sa­sı­nın terk edil­me­si­dir. Hiç­bir kim­se­ye bun­la­rı kafir ol­du­lar veya din­den dön­dü­ler diye ni­te­len­di­ril­me­si caiz de­ğil­dir. İşin son şekli bun­lar iç­ti­hat­ta(yeni fikir or­ta­ya koy­mak) hata iş­le­di­ler. Bu ise fıskı ge­rek­tir­me­di­ği gibi küfrü de ge­rek­tir­mez. Bun­dan do­la­yı Hz. Ali r.a. ar­ka­daş­la­rı­nı Şam eh­li­ni la­net­le­me­yi men (ya­sak­la­dı) ey­le­di. On­la­ra bizim kar­deş­le­ri­miz; bize karşı az­gın­lık yap­tı­lar, kafir de­yil­ler, fa­sık­ta de­ğil­ler, zalim de de­ğil­ler on­lar­da te'vil (yorum) var. Dedi. Yine Şifa sa­hi­bi­nin söy­le­dik­le­ri o de­lil­ler­den­dir. O Nebi s.a.v. in Ra­fi­zi­le­rin or­ta­ya çık­ma­sı­nı haber ver­me­si­nin gaybi bil­gi­ler­den­dir. Yanı Ra­fi­zi ta­ife­si­nin or­ta­ya çı­ka­ca­ğı­nı haber verdi. Yani Sa­ha­be­yi sev­me­yi terk ede­cek­ler. İmam Bey­ha­kı bunu ri­va­yet et­ti­ği bütün ri­va­yet­ler za­yıf­tır. Ancak bun­la­rın ba­zı­sı di­ğe­ri­ni tak­vi­ye eder kuv­vet­len­di­rir. İmami Bez­za­rın ri­va­yet et­ti­ği şu ha­dis­te­ki la­fız­da ko­nu­yu tak­vi­ye eden de­lil­ler­den­dir. O da şudur; “Ahir za­man­da üm­me­ti­min için­de bir kavim ola­cak. On­la­ra Ra­fi­zi­ler de­ni­lecek. Onlar İslami terk ede­cek­ler. Yani kül­li­yen İslami terk ede­cek­ler. Çünkü onlar sa­ha­be­ye söv­me­yi helal kabul ede­cek­ler. Ehli sün­net vel-Ce­ma­ata kafir di­ye­cek­ler. Veya şu ma­na­da ki ken­di­le­rin­den ima­nın ah­ka­mı­na zıt her­han­gi bir şey çık­ma­sa da İslami'n ke­ma­li­ni, İslam­cın gü­zel­li­ği­ni terk ede­cek­ler. Başka bir ri­va­yet­te İslami ata­cak­lar. On­la­rı öl­dü­rü­nüz. Onlar müş­rik­tir­ler. Kitap ve sün­net ile amel et­me­dik­le­rin­den müş­rik­le­re ben­zer­ler. Bu üm­me­tin ahi­ri­nin se­be­bi ev­ve­li­dir. Yani bu işin Ra­fı­zi­le­rin or­ta­ya çı­ka­ca­ğı­nı haber verdi. Bunu Ebu l-Ka­sım el-Ba­ğa­vi Hz. Aişe­den Mer­fu­an ri­va­yet etti. Şöyle; “Bu üm­me­tin sonu ev­ve­li­ne lanet et­me­dik­çe yok olmaz”. İmam Tir­mi­zi Ebi Hü­rey­re­den uzun ha­di­sin so­nun­da ri­va­yet eder ki “Bu ümmet ev­ve­li­ne lanet etti. Bunu kont­rol edin. O anda kır­mı­zı rüz­ga­ri, zil­le­ti, bat­ma­yı, hâl­den hâle dön­me­yi, ıs­kar­ta­ya çı­kar­ma­yı ve mey­da­na gelen ayet­le­ri gö­zet­le­yin. Gi­di­şa­tı ke­si­len nizam gibi. Şerre kö­tü­lü­ğe düşme ma­na­sın­da bir ke­li­me­dir. Ha­yır­da kul­la­nı­lan tev­hit gi­bi­dir. Se­le­fin la­ne­ti Ra­fı­zi­le­rin ve Ha­ri­ci­le­rin li­sa­nın­da hep­sin­de or­ta­ya çıktı. Bazı ha­dis­ler­de Ra­fı­zi­le­rin zem (kö­tü­len­me­si) edil­me­le­ri umu­lur ki dil ba­kı­mın­dan her iki ta­ife­yi içine ala­cak şe­kil­de her ne kadar genel iti­ba­ri ile örf bunu tah­sis etse de or­ta­ya çık­mış­tır. Aliyu l-Ka­ri Şifa ki­ta­bi, Bi­rin­ci cilt sa­hi­fe 398. Aliyu l-Ka­ri dedi ki “Kim sa­ha­be­den bi­ri­ne sö­ver­se o fa­sık­tır. İcma ile bi­dat­çi­dir. Ancak bu kişi bunun mubah ol­du­ğu­na iti­kat eder­se böyle de­ğil­dir. Şi­anın ba­zı­sı ve on­la­rın ar­ka­daş­la­rı bu gö­rüş­te­dir. Veya sevap ka­za­nır­lar. On­la­rın söz­le­ri­nin ıs­ra­rı böy­le­dir. Veya sa­ha­be­nin ve ehli sün­ne­tin kafir ol­du­ğu­na iti­kat etmek on­la­rın son söz­le­ri bö­lü­mü ic­ma­en ka­fir­dir. Şeymi l-Ava­rif fi Zemmi r-Re­va­fiz Ki­ta­bın­da sa­hi­fe: 5 de böy­le­dir. Yine ayni şe­kil­de Ebi Ha­ni­fe­nin “Fıkhı Ekber” ki­ta­bın­da Mü­te­kel­lim alim­le­ri­nin ta­ma­mı ehli kib­le­nin kafir ol­ma­ya­ca­ğı hu­su­sun­da it­ti­fak et­tik­le­ri­ni nak­le­de­rek dedi. Üç imam; İmam Malik, İmam Şafi ve İmam Ah­met­te bu gö­rüş­te­dir. İti­kat­ta iti­bar edi­len diğer alim­ler­de bu gö­rüş­te­dir. Sona erdi. Al­la­me et-Taf­ta­za­ni Şerhu l-Aka­idin­de “Sa­ha­be­ye söv­me­nin bidat ve fa­sık­lık ol­du­ğu­nu açık­la­mış­tır. Şeymu l-Ava­rid 8. Ke­la­miy­ye alim­le­ri de Şi­anın İslam ta­ife­sin­den ol­du­ğu­nu açık­la­mış­tır. Evet. On­lar­da ta­ife­ler var­dır. Ba­zı­la­rı sever ve söv­mez. Ancak Hz. Ali­nin di­ğer­le­ri­ne göre fa­zi­let­li ol­du­ğu­nu söy­ler­ler. Ba­zı­la­rı sev­mez ve söv­mez. Zan­ne­der ki sağ­lam yol üze­rin­de­dir. Ba­zı­la­rı söver ancak söv­me­yi helal kabul etmez. Ancak gazap ha­lin­de söver ve ha­ka­ret eder. Ba­zı­la­rı söv­me­yi helal ve mubah kabul eder. Ayıp ol­ma­sı­na al­dı­rış etmez. Ba­zı­la­rı söv­me­yi ya­kın­laş­ma ve itaat kabul eder. Bunu sanat ve va­zi­fe edi­nir. Şeymu l-Ava­riz ki­ta­bın­da sa­hi­fe: 14 de böy­le­dir. İsmail Hak­kı­nın Ra­fı­zi­ler: Onlar Zeyit b.​Ali>b.​el-Hü­se­yin b.​Ali>b.​Ebi Ta­li­bi Hz. Ebu Bekir'i ve Hz. Ömer'i (Allah on­lar­dan razi olsun) ak­la­ma­dık­la­rın­dan do­la­yı kabul et­me­di­ler de­di­ği eser­ler­de var­dır. Bu lakap mez­he­bin­de taş­kın­lık yapan sa­ha­be hak­kın­da söv­me­yi caiz gö­re­ne ge­rek­li­dir. Bunun aslı; Yezit ken­di­si­ne bey'at et­me­le­ri için Kü­fe­ye çıkar. Kü­fe­den bir ce­ma­at ken­di­si­ne bey'at eder. Küfe eh­lin­den bir ce­ma­at ken­di­si­ne gelir. Ken­di­si­ne Hz. Ebu Be­ki­ri ve Hz. Ömeri ak­lar­san sana bey'at ede­riz de­di­ler. O bun­dan ka­çın­dı. Bunun üze­ri­ne Ye­zi­de seni kabul et­mi­yo­ruz de­di­ler. Bun­dan do­la­yı Ye­zi­din ta­raf­tar­la­rı­na Ra­fı­zi­ler (Kabul edil­me­yen­ler) de­nil­di. Küfe eh­lin­den bir gurup bu iki­si­ni vali se­çe­lim de­di­ler. Bun­la­rı ak­la­yan te­miz­le­yen­le­ri biz de ak­la­yıp te­miz­le­riz de­di­ler. Bun­lar Zeyit ile be­ra­ber çık­tı­lar. Bun­la­ra Zey­diy­ye de­nil­di. Bun­la­rın As­ha­ba buğz et­me­si­nin se­be­bi Uhut sa­va­şın­da­ki mey­da­na gelen za­rar­dan do­la­yı­dır. Orada Şey­tan Mu­ham­met öldü diye ba­ğı­rın­ca Hz. Ali hariç ashap öl­dü­ğü­ne iti­kat etti. Ara­la­rın­da tar­tış­ma oldu. Hz. Ali eğer Mu­ham­met ger­çek­ten öl­me­diy­se sizi öl­dü­re­yim mi? De­yin­ce onlar da tamam de­di­ler. Durum bunun hi­la­fı­na or­ta­ya çı­kın­ca on­la­rı af­fet­ti. İşte orada Hz. Aliyi sev­di­ler. Di­ğer­le­ri­ni terk et­ti­ler. Ya Rabbi bizi koru. Kalp­le­ri­mi­zi sap­tır­ma. Bizi hi­da­ye­te erdir. Bize yol gös­ter. Ha­ki­kat yo­lu­na gir­mek için mu­vaf­fa­kı­yet sen­den­dir. Ruhul –Beyan. Nebi s.a.v. bu­yur­du­ğu yine de­lil­ler­den­dir. Ay­rı­ca gaybı bil­gi­ler­den­dir. Bu benim oğlum se­yit­tir. Umu­lur ki Allah bunun ile Müs­lü­man­lar­dan iki ta­ife­nin ara­sı­nı ıslah eyler. Bi­rin­ci taife Ha­sa­nın ta­ife­si­dir. Di­ğe­ri Mu­avi­ye­nin ta­ife­si­dir. Allah on­lar­dan razı olsun. Hz. Hasan mülkü (Ha­li­fe­li­ği) terk et­miş­ti. Allah inden is­te­di? Bu dav­ra­nı­şı her hangi bir il­let­ten do­la­yı, az­lık­tan do­la­yı veya zil­let­ten do­la­yı de­ğil­di. Belki Mu­avi­ye ile di­ni­ne ri­ayet için, fit­ne­yi tes­kin et­tir­mek için ve Müs­lü­man­la­rın ka­nı­nın ak­ma­sı­nı dur­dur­mak için sulh ey­le­di. Ri­va­yet edi­lir ki Hz. Ha­sa­nın ar­ka­daş­la­rı ken­di­si­ne Müs­lü­man­la­rın arı (uta­nı­la­nı) de­ğin­ce O ce­va­ben arı (uta­nı­la­nı) nar­dan (Ce­hen­nem­den) daha iyi­dir dedi. Ha­di­si şe­rif­te aynı şe­kil­de bu­yu­ru­lur “Hz. Ali­nin işa­re­ti Mu­avi­ye­ye korku ile mer­ha­met­tir. Müs­lü­man­la­ra şef­kat­tir. İda­re­sin­de önlem al­ma­da so­nuç­la­rı gör­me­de gö­rü­şü­nün kuv­vet­li ol­du­ğu­nu gös­te­rir. (Bu­ha­rı İmam Kas­ta­la­nı ile 10 cilt, sa­hi­fe; 224. İmam Ha­si­min söy­le­di­ği bi­lin­me­si ge­re­kir. “Yet­ki­yi Mu­avi­ye­ye tes­lim edin­ce Mu­avi­ye Ona kalk konuş dedi. Al­la­ha hamd etti. Onu övdü. Ondan sonra dedi “Akıl­lı­la­rın en akıl­lı­sı bu­luş­mak­tır. Aciz­li­ğin en aciz olanı doğru olan­dan sap­mak­tır. Dik­kat edin benim ve Mu­avi­ye­nin ih­ti­laf et­ti­ği­miz bu yetki tar­tış­ma­sı ki­şi­nin kendi hak­kı­dır. O buna ben­den daha la­yık­tır. Veya bu hak benim hak­kım­dır. Bunu Müs­lü­man­la­rın ida­re­si­ni ıslah ve kan­la­rı­nın ak­ma­sı­nı dur­dur­mak için Mu­avi­ye­ye terk ettim. Umu­lur ki bi­lir­sem bu size fit­ne­dir. İmti­han­dır. Bir za­ma­na kadar ge­çi­ci mal­dır. Sonra Al­la­ha is­tiğ­far etti. Bu­lun­du­ğu yer­den aşa­ğı­ya indi. Aliyu l-Ka­ri Şifa Ki­ta­bi Bi­rin­ci Cilt; sa­hi­fe 400. Bu mu­sa­la­ha (ant­laş­ma) Hz. Ha­sa­nın Mu­avi­ye­ye bey'at et­ti­ği­ne de­la­let eder. Allah iki­sin­den razı olsun. Yine buna Eş-Şeyh İsmail Hakkı Bur­se­vi­nin ri­va­yet et­ti­ği de de­la­let eder. O da şudur: Hz. Hasan Hi­la­fe­ti Hz. Mu­avi­ye­ye tes­lim edin­ce Kü­fe­den Me­di­ne-i Mü­nev­ve­re ye in­ti­kal eder. Orada dokuz yıl altı ay kalır. İkamet eder. Orada ka­ti­li­nin ze­hi­ri ile şe­ha­det şer­be­ti­ni içer. Ni­ne­si As­la­nın (r.a.) kızı Hz. Fa­tı­ma­nın ya­nın­da Cen­ne­tü l-Be­kı' me­zar­lı­ğın­da def­ne­di­lir. İsmail Hakkı. Diğer eser­ler­de de var­dır. On­lar­dan bir ta­ne­si de El-Al­la­me el-Ka­di e-Adud ve Seydu ş-Şe­rif­tir.(Ye­din­ci Mak­sat) (Sa­ha­be­nin ta­ma­mı­na tazim et­me­nin aleyh­le­ri­ne in­ci­ti­ci söz söy­le­mek­ten ka­çın­ma­nın ge­rek­li (vacip) ol­du­ğu­dur. Çünkü Al­la­hu Teala on­la­rı Ki­ta­bın­da bir çok yerde meth ey­le­di ve on­la­rı tazım ile zik­ret­ti.)
Devamı gelecek sayıda...
Tercüme Eden: Emekli Müftü İbrahim SIRMALI