Fatih Sultan KAR


TÜRK ARMATÖRLER TARİHİ VE RİZELİ ARMATÖRLER

Osman Öndeş, 12 Eylül 1931 yı­lın­da İstan­bul Üs­kü­dar'da dün­ya­ya geldi. 1954 yı­lın­da İstan­bul Eksp­res Ga­ze­te­si­ne yaz­dı­ğı kısa öy­kü­ler­le ya­zar­lı­ğa baş­la­dı.


O ta­rih­ten iti­ba­ren öğ­re­ni­mi­ni sür­dür­dü­ğü de­niz­ci­lik dün­ya­sı­na dair on yıla yakın süre Şev­ket Rado ve Yıl­maz Öz­tu­na yö­ne­ti­min­de­ki Hayat Tarih ve Hayat mec­mu­ala­rın­da ma­ka­le ve araş­tır­ma­lar ya­yım­lan­dı.
    De­niz­ci­lik ve Os­man­lı ta­ri­hi üze­ri­ne çok sa­yı­da eseri ya­yın­lan­dı.
DENİZCİLİK TARİHİNE BÜYÜK KATKI
    Türk Ar­ma­tör­le­ri Ta­ri­hi’ni tüm bel­ge­le­riy­le yaz­mak için çok uzun ve yo­ru­cu bir mü­ca­de­le veren Öndeş’in 7 Cilt­ten olu­şan Türk Ar­ma­tör­le­ri Ta­ri­hi ki­ta­bı büyük bir boş­lu­ğu dol­dur­du.
    Ki­ta­bın büyük bir bö­lü­mü Ri­ze­li ar­ma­tör­le­rin hayat hi­kâ­ye­le­rin­den olu­şu­yor.
    Kitap bu yö­nüy­le Rize De­niz­ci­lik Ta­ri­hi­ne ışık tu­tu­yor.
    Ki­tap­tan bazı bö­lüm­le­ri siz­ler­le pay­la­şı­yo­rum: Milli Mü­ca­de­le yıl­la­rı­na şöy­le­ce ba­kar­sak, Ri­ze­li de­ğer­li ta­rih­çi Fatih Sul­tan Kar’ın iğ­ney­le kuyu kazar gibi tes­pit ede­rek di­ze­le­di­ği Ka­ra­de­niz­li Re­is­ler de, as­lın­da o yıl­la­rın ar­ma­tör­le­riy­di­ler; “İşgal al­tın­da­ki İstan­bul’dan Ana­do­lu’ya silah ve cep­ha­ne nak­li­ye­si­ni or­ga­ni­ze eden Ka­ra­de­niz­li­ler, bu ko­nu­da güven ve fe­da­kâr­lı­ğa da­ya­nan bir sis­tem kur­muş­lar­dı.
KA­LA­MOZ­LU KAH­VECİ MEH­MET
    Da­ya­nış­ma, iyi bir haber alma ve fe­da­kâr­lık.
    De­po­lar­dan silah ve cep­ha­ne ge­ce­le­yin mo­tor­la­ra yük­le­ni­yor ve bun­la­rın üs­tü­ne tüc­car malı ko­nu­yor­du.
    Ev­rak­la­rı tan­zim edi­le­rek Ka­va­ğa gön­de­ri­li­yor ve işgal kuv­vet­le­ri kont­rol nok­ta­sın­da­ki Ka­ra­kol Teş­ki­la­tı­nın ele­ma­nı ‘Çıkın’ de­dik­ten sonra Bo­ğaz­dan çı­kı­lı­yor­du.
    Bu nak­li­ye işin­de silah ve cep­ha­ne­nin ta­şı­ma işini mo­tor­la­ra Rize’nin Ka­la­moz (Ak­pı­nar) kö­yün­den Ka­sım­pa­şa’da kah­ve­ci Meh­met ve­ri­yor­du.”
RİZELİ SÜ­LEY­MAN SUDİ
    Milli Va­pur­cu­lar Bir­li­ği’nin teş­ki­lin­de ve Mü­ba­dil­ler’in Tür­ki­ye ge­ti­ril­me­si için gemi satın alın­ma­sın­da hü­kü­met­le ya­pı­lan gö­rüş­me­ler­de etkin so­rum­lu­luk­lar üst­le­nen So­fu­zâ­de Sudi Bey “Rize” va­pu­ru­nun sa­hi­biy­di.
    Milli Va­pur­cu­lar Bir­li­ği Baş­ka­nı So­fu­zâ­de Sudi Bey, İstan­bul Ti­ca­ret ve Sa­na­yi Odası üyesi sı­fa­tıy­la “Ka­bo­taj” ko­nu­sun­da da ça­lı­şı­yor. Bazı bel­ge­ler­de veya ga­ze­te ha­ber­le­rin­de “Su­fi­zâ­de” ola­rak da geçen So­fu­zâ­de Sü­ley­man Sudi (Kar­tal) Bey hak­kın­da bu­la­bil­di­ğim bil­gi­le­ri kay­det­mek is­te­rim.
    Zira bu bil­gi­ler So­fu­zâ­de Sudi Bey’in ör­ne­ğin çok daha güçlü ar­ma­tör ol­ma­la­rı­na rağ­men Yel­ken­ci­zâ­de­ler ye­ri­ne Milli Va­pur­cu­lar Bir­li­ği baş­kan­lı­ğı­na se­çil­di­ği­ni gös­te­rir; So­fu­zâ­de Ahmet’in oğlu So­fu­zâ­de Sü­ley­man Sudi Bey, Ri­ze­li­dir. Son Os­man­lı Mec­li­si Me­bu­san’ında La­zis­tan Me­bu­su ola­rak görev yap­mış­tır.
    So­ya­dı ka­nu­nu ile “Kar­tal” so­ya­dı­nı al­mış­tır. Eşi Zü­ley­ha Kar­tal’dı. Kızı Sel­çuk ve Oğlu Tur­gut olmak üzere iki ço­cuk­la­rı ol­muş­tur. Semih Bir­sel’in ka­yın­pe­de­riy­di. So­fu­zâ­de Sudi Bey’e ait olan 1,500 rüsum ton­luk Rize va­pu­ru tuz yüklü ola­rak Ak­de­niz’den ge­lir­ken 5 Ocak 1929 günü Ça­nak­ka­le’nin gü­ne­yin­de fır­tı­na­ya ya­ka­lan­mış Boz­ca­ada’ya sı­ğın­mak is­ter­ken ka­ra­ya otur­muş­tur
VAPUR YOL­CU­LU­ĞU
    Bü­lent Va­pu­ru Sir­ke­ci’den ha­re­ket­le; Zon­gul­dak, İne­bo­lu, Sam­sun, Ünye, Ordu, Gi­re­sun, Trab­zon, Rize, Ma­pav­ri ve Hopa’ya uğ­ra­mak­ta, dönüş se­fe­rin­de Sür­me­ne, Vak­fı­ke­bir ve Gö­re­le’ye uğ­ra­ya­rak Sir­ke­ci’ye avdet et­mek­te­dir. Şir­ke­tin ad­re­si: Sir­ke­ci Vezir İske­le­si Sokak No. 61, Te­le­fo­nu: 21037’dir. Bü­lent Va­pu­ru Sir­ke­ci’den ha­re­ket­le; Zon­gul­dak, İne­bo­lu, Sam­sun, Ünye, Ordu, Gi­re­sun, Trab­zon, Rize, Ma­pav­ri ve Hopa’ya uğ­ra­mak­ta, dönüş se­fe­rin­de Sür­me­ne, Vak­fı­ke­bir ve Gö­re­le’ye uğ­ra­ya­rak Sir­ke­ci’ye avdet et­mek­te­dir. Şir­ke­tin ad­re­si: Sir­ke­ci Vezir İske­le­si Sokak No. 61, Te­le­fo­nu: 21037’dir.
VA­PUR­CU­LUK SOS­YE­TESİ RİZELİ BAŞ­KA­NI
    Va­pur­cu­luk Sos­ye­te­si Baş­ka­nı ve İdare Mec­li­si Baş­ka­nı Sa­dık­zâ­de Ruşen 28 Tem­muz 1935 Pazar günü öğ­le­den evvel kalp dur­ma­sın­dan ani­den vefat et­miş­tir. Genç de­necek yaşta bu­lu­nan Sa­dık­zâ­de Ruşen Bey yo­rul­mak bil­me­yen ça­lış­ma­sı ve geri dön­me­yen ira­de­siy­le mem­le­ket­te çok önem­li eser­ler mey­da­na ge­tir­miş­tir. Kar­deş­le­riy­le bir­lik­te kur­duk­la­rı Sa­dık­zâ­de Bi­ra­der­ler şir­ke­tiy­le mem­le­ke­tin deniz ve kara hac­min­de büyük sa­yı­lır bir mevki tut­muş­tu. Çoruh İlbay­lı­ğın­da mü­te­ah­hi­di ol­du­ğu Ku­ra­yı­seb Or­man­la­rı mah­su­la­tıy­le Rize’de fenni ve asrî şe­ra­it­le ke­res­te fab­ri­ka­sı ku­ra­rak mem­le­ket­ten ulu­sal ke­res­te ih­ra­ca­tın­da büyük bir rol ifa et­ti­ği gibi, it­ha­lat ve ih­ra­cat ta­rı­mın­da dahi büyük önem­li hiz­met­ler ifa et­miş­tir.
RİZE BAĞ­DAT­LI MA­HAL­LESİ VE TAVİLO­ĞUL­LA­RI
    Rize’nin Bağ­dat­lı Ma­hal­le­si Ta­vil­zâ­de­ler Rize Vi­la­ye­ti Mer­kez’e bağlı “Hal­doz” (13) kö­yün­den. Bağ­dat’tan göç eden Tavil aile­si­nin anı­sı­na bu köyün adı “Bağ­dat­lı” ola­rak de­ğiş­ti­ril­miş­tir ve halen de “Bağ­dat­lı Ma­hal­le­si” dir. Aile­nin kök­le­ri yak­la­şık iki asır ön­ce­si­ne kadar bi­lin­mek­te­dir.

    Aile Bağ­dat’tan kö­ken­li olup Ka­ra­de­niz böl­ge­si­nin Rize şeh­rin­de yer­leş­miş ve otur­duk­la­rı ma­hal­le­ye de “Bağ­dat­lı Ma­hal­le­si” adı ve­ril­miş­tir. Bağ­dat’tan Rize’ye yer­leş­me­le­ri­nin ne­de­ni Os­man­lı’daki iskân po­li­ti­ka­sı so­nu­cu ola­bi­lir. Zaten tüm Ka­ra­de­niz kı­yı­la­rın­da Os­man­lı İmpa­ra­tor­lu­ğu za­ma­nın­da başka yö­re­ler­den ge­ti­ri­le­rek bu­ra­la­ra iskân edil­miş hayli aile bi­lin­mek­te­dir.
SA­DIK­ZA­DE ASLAN KAP­TAN
    Sa­dık­zâ­de aile­si­nin li­de­ri du­ru­mun­da olan Sa­dık­zâ­de Aslan Kap­tan Milli Mü­ca­de­le yıl­la­rın­da Trab­zon ve Rize’de milis kuv­vet­le­ri içer­sin­de yer ala­rak, Mus­ta­fa Kemal Paşa’nın mü­ca­de­le­si­ne ka­tıl­dı. Milli Mü­ca­de­le yıl­la­rın­dan önce Rus­la­rın Ka­ra­de­niz sa­hil­le­rin olan ta­ar­ruz­la­rı­na karşı oluş­tu­ru­lan ma­hal­li milis teş­ki­la­tın­da kar­deş­le­riy­le çar­pış­ma­lar­da yer aldı. Ka­ra­de­niz’in hır­çın dal­ga­la­rı­na göğüs ger­me­si­ni ve de­niz­ler­le mü­ca­de­le­yi de pek us­ta­lık­la bilen Sa­dık­zâ­de Aslan, bu ma­ha­re­ti ne­de­niy­le, yö­re­de “Kap­tan Aslan” ola­rak ta­nın­mış­tır.
LAZ ZİYA
    1920’ler­den iti­ba­ren Kal­ka­va­no­ğul­la­rı bütün Tür­ki­ye’ye ya­yıl­mış­lar. Ziya Kal­ka­van’ın ba­ba­sı Kaf­kas­lar­da­ki mü­ca­de­le­le­re ol­du­ğu kadar Kur­tu­luş Sa­va­şı’na kendi oluş­tur­du­ğu alay­la ka­tı­la­rak büyük fe­da­kar­lık­lar ve ba­şa­rı­lar ser­gi­le­miş kah­ra­man bir Ka­ra­de­niz­liy­di. Türk Deniz Ti­ca­ret Ta­ri­hi için ol­du­ğu kadar, Türk si­ya­set ta­ri­hi adına da önem­li bir kay­nak olan ya­şa­mı kayda ge­çi­ril­me­miş, aile­sin­den in­ti­kal eden bel­ge­ler Ye­ni­köy’deki ya­lı­sı­nın 1960 yı­lın­da yan­ma­sı so­nu­cu yok ol­muş­tur. Ziya Kal­ka­van bu anı­la­rın, bel­ge­le­rin ve fo­toğ­raf­la­rın kül olup git­me­si­ne çok üzü­lür­dü. De­niz­ci­le­rin “Ziya Am­ca­sı” de­niz­ci­lik ör­güt­le­rin­de yarım asır­dan fazla etkin oldu, her derde, so­ru­na sahip çıktı, koş­mak­tan, mü­ca­de­le ver­mek­ten asla yor­gun düş­me­di. Rize Kül­tür ve Sos­yal Yar­dım­laş­ma Vakfı’nın Bü­yük­de­re’deki lo­ka­li­nin bah­çe­sin­de mer­hu­mun bir büstü bu­lun­mak­ta ve büs­tün al­tın­da, Ziya Kal­ka­van dö­ne­mi­ni tüm ay­rın­tı­la­rı ile ya­şa­mış olan yakın dostu Adil Göksu, ken­di­si­ni ta­nıt­ma yö­nün­de şu mıs­ra­lar­la dik­ka­ti­mi­zi çek­mek­te­dir; “Rize dedi, Deniz dedi, Dost dedi. Çır­pın­dı, ça­ba­la­dı, di­din­di. İnancı yo­lun­da taviz ver­me­di. Lider doğdu, örnek oldu, ay­rıl­dı”.
SEVİNÇ İNÖNÜ AN­LA­TI­YOR
    Aile­miz De­re­pa­za­rı il­çe­si San­dık­taş Köyü’nden­dir. Ba­ba­an­ne­min ta­ra­fı Gür­cis­tan’dan gö­çet­miş­ler­dir. An­ne­min ta­ra­fı Se­li­moğ­lu aile­sin­de­dir. Açık­ca­sı annem ve babam da aynı köy­den­dir. An­nem­le­rin aile­si­nin köyü kı­yı­bo­yun­da, ba­ba­mın aile­si­nin köyü da yu­ka­rı ya­maç­lar­da ku­ru­luy­muş. O za­man­lar­da “Gö­rü­cü üsulü” ev­len­me­ler ola­bi­li­yor. Ba­ba­an­nem, Se­li­moğ­lu aile­siy­le dost­luk­la­rın­dan do­la­yı Se­li­moğ­lu aile­si­nin gü­zel­lik­le­riy­le meş­hur kız­la­rın­dan bi­ri­ni oğ­lu­na almak is­ti­yor. An­ne­an­ne­min dört kızı ve dört oğlu olmuş. Vakıa ta­ma­mı 11 ço­cuk­tur. Bir­ka­çı çok küçük yaşta vefat etmiş. Bir­kaç dayım da o de­vir­de böl­ge­de hakim olan eş­ki­ya­la­rın sal­dı­rı­la­rı­na maruz ka­la­rak ya­şam­la­rı­nı kay­bet­miş­ler.
    Dedem Kap­tan Hü­se­yin Avni (Soh­to­rik) aile­si­ni ala­rak İstan­bul’da önce Küçük Mus­ta­fa Paşa’ya, daha sonra Fatih - Kız­ta­şı’na yer­le­şi­yor. Ba­ba­an­nem Fatma (Me­to­zâ­de - Mete) Soh­to­rik aile­si­nin di­re­ği gi­bi­dir. Babam da İstan­bul’a gel­dik­le­rin­de altı ya­şın­day­mış. Anne ta­ra­fım ise Soh­to­rik­ler ol­mak­ta­dır.
    Hatta an­ne­min an­ne­si, yani an­ne­an­nem Kal­ka­van­zâ­de’ler­den­dir.
    Ka­ra­de­niz’in kim­ya­sın­da ar­ma­tör­lük kav­ra­mın­da çok il­ginç bir tab­loy­la kar­şı­la­şı­yo­ruz. “Rize’de İyi­de­re il­çe­si” ar­ma­tör­lü­ğün kalbi, mem­baı olu­yor. Ba­kı­nız Trab­zon’da, Sür­me­ne’de ba­lık­çı­lar var­dır. Oysa Rize’nin İyi­de­re il­çe­sin­de­ki çoğu aile­ler ya de­niz­ci­dir, ya da ar­ma­tör­dür. Me­se­la Kas­ta­mo­nu’lular, İne­bo­lu’lular daha zi­ya­de gemi adamı olur­lar. De­re­pa­za­rı’nda da çok az sa­yı­da ar­ma­tör­ler var­dır. Ça­ye­li’nden Kap­ta­no­ğul­la­rı ye­tiş­miş­tir.
HALİM METE AN­LA­TI­YOR
    Dedem Helim Memiş Efen­di’nin küçük bir yel­ken­li­si var­mış. O yel­ken­li ile Rize’den ka­vur­ma­yı, pi­le­ki ta­şı­nı, bazen çe­kir­dek­siz man­da­li­na­yı yük­ler Sam­sun’da sa­tar­lar­mış. Sam­sun’da kışı ge­çir­mek ama­cıy­la bir kah­ve­ha­ne­yi ki­ra­lar, aynı za­man­da bu kah­ve­ha­ne­yi ça­lış­tı­rır­lar ve üç beş kuruş ka­za­nır, tek­rar İyi­de­re’ye dö­ner­ler­miş. Me­te­ler’de Ali Rıza Mete ve İbra­him Mete Kap­tan­lar ilk uzak yol eh­li­ye­ti olan­lar­dan­dır.
MER­HUM TUR­GUT KIRAN’DAN
    So­ya­dı ka­nu­nu çık­ma­dan önce lâ­kap­la­rı “De­li­hü­se­yi­no­ğul­la­rı” iken so­ya­dı ka­nu­nu çı­kın­ca kimi “De­mir­taş”, kimi “İlk­ba­har”, kimi “Tu­fa­noğ­lu” so­ya­dı­nı al­mış­tır. Babam da “Madem ki De­li­hü­se­yi­noğ­lu de­miş­ler, ben de Kıran di­ye­yim” di­ye­rek, kırıp döken gibi bir Ka­ra­de­niz nük­te­si yap­mış ve so­ya­dı­mı­zı böyle yaz­dır­mış.” Anne ta­ra­fı­mın lâ­kap­la­rı “Ha­cı­ali­oğul­la­rı” idi. Onlar da so­ya­dı ka­nu­nu son­ra­sın­da “Aksu”, “Göksu”, “Gü­ney­su”, “Tarı”,”Acar” gibi so­yad­la­rı al­mış­lar­dır. Çok il­ginç­tir 1963 yı­lın­da İlyas isim­li bir bey geldi ve bana “Tahir Ağa­be­yin oğlu musun?” diye sordu. Ben çok şa­şır­mış­tım. Sam­sun’luy­muş. Ben o yıl­lar­da tor­na­cıy­dım. Adam­ca­ğız ba­ba­mı çok sev­di­ği­ni, çok saygı duy­du­ğu­nu ve ve­fa­tın­dan do­la­yı çok üzün­tü duy­du­ğu­nu söy­le­di. O kadar acı­dım ki, ben­den para mı is­te­yecek der­ken, ve­fa­tı­nı çok geç duy­mak­tan derin üzün­tü duy­du­ğu­nu be­lirt­ti. Sam­sun’da eşi­nin has­ta­lan­ma­sı ne­de­niy­le İstan­bul’a gel­di­ği­ni söy­le­di. Ben de beni nasıl bul­du­ğu­nu sor­dum. “Azap­ka­pı’da kun­du­ra­cı Salih Usta var. Ona sor­dum. O an­lat­tı” dedi. Sonra otu­rup ba­ba­ma ait anı­la­rı­nı din­le­dim. Ba­bam­la ken­di­si­nin var­ta­la­rı var­mış. Bun­lar o za­ma­nın yel­ken­li san­dal­la­rı. Ba­ba­mın ida­re­siy­le Milli Mü­ca­de­le’de Ana­do­lu’ya silah ve cep­ha­ne ak­tar­dık­la­rı­nı, kü­rek­le Sa­kar­ya’ya kadar san­dal­la ve bazen de yel­ken aça­rak git­tik­le­ri­ni ha­tır­lat­tı.
YAR­DIM­CI ŞİRKET­LER GRUBU
    1974 yı­lın­da Şev­ket Yar­dım­cı ta­ra­fın­dan ku­ru­lan “Şev­ket Yar­dım­cı ve Oğul­la­rı Ko­lek­tif Şir­ke­ti” yıl­lar içe­re­sin­de tesis et­ti­ği büyük iler­le­me­ler­le “Yar­dım­cı Şir­ket­ler Grubu” ola­rak gü­nü­müz­de bir­çok alan­da fa­ali­yet gös­ter­mek­te ve halen gemi in­şa­atı en önem­li fa­ali­yet ala­nı­nı mey­da­na ge­tir­mek­te­dir. Yar­dım­cı aile­si­nin deniz ti­ca­re­ti ala­nın­da­ki ta­ri­hi 1947’de Hü­se­yin Yar­dım­cı’nın 150 ton­luk ahşap bir çek­tir­me ile Rusya - Ka­ra­de­niz sa­hil­le­ri ara­sın­da ti­ca­re­tiy­le baş­lar. Hü­se­yin Yar­dım­cı’nın oğlu Şev­ket Yar­dım­cı, Ka­ra­de­niz ti­ca­re­tin­de bü­yü­me ola­na­ğı­nın sı­nır­lı ol­du­ğu­nu gö­re­rek 1974 yı­lın­da İstan­bul Fatih’e ta­şı­na­rak Haliç’te ilk ge­mi­si­ni inşa et­ti­rir. Za­man­la ge­mi­le­ri ikin­ci el al­mak­tan­sa inşa et­me­yi yeğ­le­yen Şev­ket Yar­dım­cı, 1974-1985 ara­sın­da yerli ban­ka­la­rın kre­di­le­riy­le 7.000 dwt’lik sekiz gemi inşa et­miş­tir. Şev­ket Yar­dım­cı, 1985 yı­lın­da faal ti­ca­ri ha­ya­tı­nı bı­ra­ka­rak yet­ki­le­ri­ni büyük oğlu Hasan Kemal Yar­dım­cı’ya dev­re­der.
NECATİ KAL­KA­VAN AN­LA­TI­YOR
    Ben daha 15-16 yaş­la­rın­day­dım. Eh­li­ye­tim de yoktu, ama İyi­de­re - Rize ara­sın­da ça­lı­şı­yor­duk. 1949’a kadar iki yıl mu­avin­lik yap­tım. Yaşca bü­yü­ğü­müz olan şo­fö­rü­mü­ze say­gı­da kusur et­mi­yor­dum. Rize - İyi­de­re arası 15 ki­lo­met­re­dir. Her sabah ser­vis çe­ker­dik. Cu­mar­te­si- Pazar ta­ti­li­miz ol­maz­dı. Sabah Rize’ye gi­der­dik. Orada işi olan­lar iş­le­ri­ni hal­le­der­ler­se öğle sa­at­le­rin­de geri dö­ner­dik. Daha sonra Kâşif Kal­ka­van ağa­be­yim eh­li­yet aldı.
    Bir süre ken­di­si­ne mu­avin­lik yap­tım. 1946 yı­lın­da bir Fargo kam­yon satın aldık. 1949’da eh­li­ye­ti­mi ben bu kam­yon va­sı­ta­sıy­la aldım. Bir yan­dan bir sene kadar mu­avin ola­rak ça­lış­tım.
    Bir yan­dan da kam­yo­nu­mu sür­me­yi öğ­ren­dim. Eh­li­ye­ti­mi al­mam­dan kısa bir süre sonra De­mok­rat Parti ik­ti­da­ra geldi. Bu du­rum­da bizim biri oto­büs, di­ğe­ri kam­yon olmak üzere iki ara­cı­mız olu­yor­du. Kâşif Kal­ka­van ağa­be­yim oto­bü­sü, ben de kam­yo­nu kul­la­nı­yor­dum.
KIR­ZA­DE­LER
    Urla” adıy­la ar­ma­tö­rü olan Rize kö­ken­li olup İstan­bul’a göç etmiş Kır­zâ­de aile­sin­den Kır­zâ­de Şevki, top­tan­cı tüc­car ola­rak da ta­nı­mış­tır. Aile İstan­bul’da Ye­şil­köy’e yer­leş­miş­ti. Ka­ra­de­niz­li ar­ma­tör Rıza Kal­ka­van ile 1921’de “Kırım” adını ver­dik­le­ri 1851 İngi­liz ya­pı­sı bir Rus genel yük ge­mi­si­ni satın ala­rak ar­ma­tör­lü­ğe baş­la­dı. Bu gemi İstan­bul Ka­ra­de­niz li­man­la­rı bağ­lan­tı­lı ola­rak posta va­pu­ru se­fer­le­ri­ne ve­ril­di. 1923’de zaten son de­re­ce yaşlı ve ona­rı­la­cak du­rum­da­ki “Kırım” ge­mi­si hur­da­ya gön­de­ril­di. Ancak bu ge­mi­nin bazı par­ça­la­rı yeni satın al­dık­la­rı ve “Kır­zâ­de” adını ver­dik­le­ri ge­mi­nin ona­rı­mın­da kul­la­nıl­mış­tır.